Dinyakos | Aydın Yelken: Maçlara Dolmuşla Gidip Gelirdik
140
post-template-default,single,single-post,postid-140,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_updown,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive

Aydın Yelken: Maçlara Dolmuşla Gidip Gelirdik

“Kadıköy stadında Fenerbahçe için 300 kadar futbolcuyu tefrik etmeğe uğraşırken küçük Aydın’ın toplara koşarken düşe kalka, ele avuca sığmaz bir hali vardı… Hakiki futbolcu biraz da doğuştan gelir derler. İşte bu tabir bilhassa bizim küçük ve namütenahi istidatlı (sonsuz yetenekli) Aydın’ın hüviyetiyle birlikti.” Bu sözleri, ellili yıllarda Türk futboluna sonradan ünlü olacak birçok oyuncu kazandıran Fenerbahçe genç takımı hocası Reşat Erte, Günlük Spor gazetesinde yazmıştı. Bu satırları yazdığı tarihte, talebesi Aydın Yelken artık milli takım ve Karagümrük formalarını giymekteydi. Futbol hayatı boyunca oynadığı muhtelif takımlarda çeşitli kategorilerde şampiyonluklar yaşayan Aydın Yelken’in ilginç bir özelliği de futbola top toplayıcılıkla başlamasıydı. Hayatının bu ilk döneminin ayrıntılarını bize şöyle anlattı:

“3 Mayıs 1939, İstanbul Sahrayıcedit doğumluyum. Sahrayıcedit’te o zaman okul yoktu. 1945-46 senelerinde iki tane okul vardı. Biri Göztepe’de Taş Mektep, diğeri Erenköy İlkokuluydu. Taş Mektep bize daha yakında ama Sahrayıcedit, Erenköy’e bağlı olduğu için oraya gidiyordum. Tabii yürüyerek gidiyorduk, o zaman şimdiki gibi servisler hak getire. Şimdiki Minibüs Yolu vardı ama dardı o zaman ve minibüs yoktu bir kere. Sahrayıcedit Camisinin önünde arkadaşlarla oturup gelecek olan arabanın plakası tek mi çift mi oyunu oynardık. O kadar az araba geçerdi. Hep bahçeli konaklar, üzüm bağları, hurma ağaçları filan vardı. Sahrayıcedit’ten Göztepe’ye kadar meyve bahçeleriydi. Ben küçükken meyveye para verdiğimizi hatırlamam. Erenköy’den, Boğaz’dan, her yerden denize girerdik. Yani İstanbul’un tadını çıkararak büyüdük. Babam kuyucuydu. Üç kardeş Çankırı’dan göç etmişler. Sahrayıcedit’in eskileri Kuyucu Halil olarak bilirdi babamı. Şimdi Selamiçeşme’deki Özgürlük Parkının baş bahçıvanıydı. Park o zamanlar üzüm bağıydı, meşhur bir bağdı. O zamanlar şimdiki gibi su şebekesi nerede. Sürekli kuyulara inip çıkmaktan kalp romatizmasından vefat etti babam. O zaman ben altı yaşındaydım.”

“14 yaşında top oynamaya başladım ama ondan önce de Mithatpaşa Stadında futbol oynayan abilere top atıyordum. Top toplayıcıydım yani. Sonraları beraber oynayacağım Recep Adanır’lara, Lefter’lere, Naci’lere, Basri’lere top ata ata topçu oldum, sonra onlarla oynamaya başladım. Babam vefat edince Taksim  Talimhane’de oturan teyzemin yanına gitmiştim. Beyoğlu Ortaokulu’na gidiyorum. O zaman yapacak fazla bir şey yok. Ya Taksim parkında top oynayacaksın, ya da Mithatpaşa’da 2.5 – 3 lira para kazanabilmek için top atacaksın. Maçlar Cumartesi-Pazar üst üste iki gün oluyordu. Böylece bir haftada 5 lira kazanıyordum. Hem bir hafta o parayla geçiniyordum hem de maç seyrediyordum. Tramvay 2.5 kuruştu o zaman, delikli 2.5 kuruşluk paralar vardı. Tramvay ücretini düşündüğün zaman aldığımız ücret iyi paraydı.”

Fenerbahçe genç takımını şöyle anlatıyor Aydın Yelken: “Fenerbahçe genç takımına 1954 senesinde Beyoğlu Ortaokulu’nda okurken girdim. Seçmeler yapılıyordu. Reşat Erte diye bir hoca vardı. Bizi oynarken görünce, ‘Sen de gelsene seçmelere,’ dedi. Oraya gittiğimde bin kişi vardı. O zaman öyleydi, çağırmışlar herkesi. Elene, elene on altı kişi kaldık biz. Bu on altı kişinin içinde Can Bartu, Birol Pekel, Mustafa Yürür, Feriköylü İsmet,  Münacettin ve Erdinç, Çetin, ben vardık. Öyle enteresan ki, seneler sonra İsrail’le bir milli maç oynadık, o genç takımdan yedi kişi vardık milli takımda. Genç takımdan adam yetişmez diyorlar ya şimdi, yetişiyormuş demek ki. Fakat milli takıma değişik kulüplerden gelmiştik. Ben Fenerbahçe’den Karagümrük’e geçmiştim. Birol Beylerbeyi’ne, sonra Beşiktaş’a geçti. Yani o devrin, 1956-58 senelerinin genç takımı Türk futboluna benim bildiğim kadarıyla 10-15 tane oyuncu kazandırdı. Bunların en az 10 tanesi A milli takımda oynadı.”

Fenerbahçe genç takımı oyuncuları, antrenör ve idarecileriyle bir arada. 1: Aydın Yelken, 2: Reşat Erte, 3: Can Bartu, 4: gazeteci Necati Bilgiç, 5: takım menajeri Ahmet Erol. (Öz Fenerbahçe Dergisi)

Aydın Yelken 1957-58 sezonunda Karagümrük’e transfer oldu. Sur içinin bu köklü takımı o tarihte İstanbul Profesyonel İkinci Kümede mücadele ediyordu. O sezon şampiyon olup Birinci Kümeye çıkan kırmızı-siyahlı takımın bu başarısında genç Aydın da rol oynamıştı. “Fenerbahçe genç takımından Karagümrük’e bir takım elbiseyle gittim. Bizler fakir aile çocuklarıydık. Babam ben altı yaşındayken ölünce, beni annem büyüttü. Karagümrük’ten bir ev sahibi oldum, bir de Fenerbahçe’den bir ev sahibi oldum, o kadar. Karagümrük’te İbrahim Sevin diye bir başkan vardı. İstanbul birinci ligine çıkınca Kadri Aytaç’a 57.500 lira vermişti ki, o para 1958 senesinde çok büyük paraydı. Türkiye’de olay olmuştu. Kadri o parayla Cihangir’de üç dört tane daire almıştı, o kadar değerliydi yani. Tabii benim 19 yaşında o kadar para alma şansım yoktu ama o sene milli takımda oynamaya başladım. İbrahim Sevin birinci lige çıkınca büyük paralar harcadı. Kadri’nin dışında Adaletli Gökçen Dinçer vardı, Fahrettin Cansever vardı. Yani milli olmuş futbolcularla biz oynadık. Fenerbahçe’den Orhan abi, santrfor Turhan (Bayraktutan) abi – Deli Turan derlerdi – geldi. Orhan abi sağ haf oynuyordu. Kadri Kartal vardı, Küçük Kadri derdik, santrhaf oynuyordu. Sol haf Fahrettin abiydi. Tarık Kutver, sonra Galatasaray’da oynadı. Zekai Selli’yi Ankara’dan almıştık, müthiş bir topçuydu. Santrfor dediğim gibi Turhan abiydi. Sol iç Kadri Aytaç, sol açık ben oynuyordum.”

Karagümrük takımının 1958-59 sezonu kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Kadri Aytaç, Gökçen Dinçer, Orhan Erkmen, Turhan Bayraktutan, Zekai Selli, Tarık Kutver. Oturanlar (soldan sağa): Kadri Kartal, Aydın Yelken, Sümer Yüzer, Fahrettin Cansever, Gazanfer Utkan. (Orhan Erkmen)

Aydın Yelken Karagümrük’teki ilk sezonunda başarılı olunca genç milli takıma seçildi ve Eylül 1958’de Sofya’da Bulgaristan’la oynanan maçta ilk kez ay-yıldızlı formayı giydi. Karagümrük kulübü de genç Aydın gibi çıkışını sürdürdü ve 1958-59 sezonunda yükseldiği İstanbul Profesyonel Birinci Kümeye (bu aynı zamanda Milli Lig öncesi yerel İstanbul liginin son sezonuydu), flaş transferlerle iddialı bir giriş yaptı: “Öyle bir takım kurdu ki Karagümrük, o ligde üçüncü olduk, Beşiktaş’ı geçtik. O devrin en iyi futbolcuları bizdeydi. Fahri Somer umumi kaptandı. Yani yönetimimiz de iyiydi, takımımız da. Antrenörümüz önce Arjantinli Oscar’dı. Adalet’te santrfor olarak oynamış önceden. Türkiye’nin hemen hemen ilk yabancı transferiydi. Sonra Halil hoca (Halil Özyazıcı – Küçük Halil) geldi Fenerbahçe’den. Eskiden biliyorsun Mithatpaşa Stadında seyirciler yan yana otururdu. Kapalı tribünde Gazhane tarafı Beşiktaş’ın köşesiydi, orta Fenerbahçe’nin, sol taraf Galatasaray’ındı. Bir Karagümrük-Galatasaray maçı hatırlıyorum. Galatasaraylıların tribünlerini Karagümrüklüler aldı, öyle seyircimiz vardı bizim. Galatasaraylılar kendi tribünlerinde oturamadılar, Beşiktaş tribününe doğru kaymak zorunda kaldılar. Fakat bu durum fazla uzun sürmedi. Yönetim bıraktı, ben asker oldum,Tarık asker oldu. Fahrettin abi zaten futbolu bırakmıştı. Onların içinde en genci Tarık’la bizdik. 27 Mayıs 1960 ihtilali olunca biz takımımızda oynayamadık.”

(Akşam)

Nitekim askerlik yüzünden 1961-62 sezonunda takımında hiç forma giyemeyen Aydın Yelken, sadece ordu milli takımının maçlarında yer almış: “Karagümrük’te oynarken 1960 ihtilaliyle beraber asker oldum ben. O zaman bir yasa çıktı. 41.maddeye göre profesyonel futbolcular takımlarında oynayamayacaktı. Ben bahriye askeriydim. Bahriyeliler o zaman 36 ay askerlik yapıyordu. O dönemde ordu milli takımında oynadım. Üç sene boyunca kulüpte hiç oynayamadım. 1963 senesinde askerliğim bitince Fenerbahçe’ye döndüm. O zamanlar Çarşamba-Cumartesi-Pazar üst üste maç oynardık. Karagümrük’teyken saat 2’deki maçlarda, yani güneşte biz oynuyorduk. Bizden sonra üç büyükler oynardı.”

Aydın Yelken ve kaleci Tamer Kaptan, Vefa Stadı'nda bir Karagümrük idmanında. (Akşam)

Ordu milli takımında oynayarak maç eksiğini kapatmaya çalışan Aydın Yelken’in bu dönemde ümit milli takımına da seçilmesi, futbol hayatının ilginç notları arasında yer alıyor: “Ordu milli takımıyla dünya şampiyonluğu kazandık. O çok iyi bir takımdı, profesyonel futbolcular oynuyordu. Benim dışımda Can Bartu, Mustafa Yürür, Tarık Kutver, Metin Oktay gibi birinci lig oyuncuları vardı. Sanki A milli takımı gibiydi. Kazablanka’da ordu maçını oynadık mesela, oradan İstanbul’a dönmeden İngiltere’ye geçip milli maç oynadık. Liglerde oynayamasak da ordu milli takımı sayesinde maç eksiğimizi biraz giderdik. Dediğim gibi ben bahriyeli olduğum için 36 ay askerlik yaptım. İstanbul’da Anadolukavağı’ndaydı birliğim. Benim gibi bahriyeli olan Tarık Kutver, Galatasaraylı Nuri, İstanbulsporlu Yüksel ve kaleci Sabih vardı. Bir de ordu içindeki güçler arası turnuvalar oluyordu – Karagücü, Denizgücü, Havagücü gibi. Orada da bir şampiyonluğumuz var.”

22 Mart 1962'de Southampton'da İngiltere'ye 4-1 yenilen ümit milli takım oyuncuları (soldan) Necdet Atsüren, Aydın Yelken, Nevzat Güzelırmak ve Özcan Köksoy maçtan sonra BBC Türkçe Servisi muhabiriyle konuşurken. (Hayat)

Aydın Yelken askerliğini tamamlayarak, 1962-63 sezonunun sadece 10 maçında forma giyebilmiş. Karagümrük’ün Milli Ligden düştüğü bu sezonda onun için unutulmayacak olaylardan biri, Feriköy maçında kaçırdığı penaltı. Karagümrük, ligin son haftalarında yine düşmemek için mücadele eden Feriköy’le karşılaşmıştı. Feriköy 1-0 öndeyken Karagümrük’ün 81.dakikada kazandığı penaltıyı Aydın Yelken kullandı ve topu avuta gönderdi. Kaçırılan bir puan Karagümrük’ün o sezon düşmesinde önemli rol oynamıştı. Kırmızı-siyahlı takım ertesi sene yeni başlayan Türkiye İkinci Liginin yolunu tutarken, Aydın Yelken yetiştiği takıma, yani Fenerbahçe’ye transfer oldu.

23 Şubat 1963'te oynanan Feriköy-Karagümrük maçında Aydın Yelken'in avuta giden penaltı atışı. (Tercüman)

 

Henüz Karagümrük’te oynadığı sırada, Hayat dergisinde futbolcu portreleri kaleme alan Necdet Erdem onun için şu satırları yazmıştı: “Oyun tarzı telaşsız ve soğukkanlıdır. Top hakimiyeti fevkaladedir. Kendine has driplingler yaparak kolaylıkla rakip futbolcuyu ekarte eder, top götürür. Sol ayağıyla topu her pozisyonda istediği gibi kullanır. Bilhassa bilek hareketleriyle adam geçmesi, nadir futbolcuda görülen vasıflardandır. Zekâsını kullanarak top oynar. Aydın’ın markajı zordur. Top almak için ölü sahanın en müsait boşluklarına kayar. Hücum esnasında rakip müdafaa arasında sıkışıp kalmaz. Yan deplasmanlarla daima kendine markajsız saha bulur. Sağ ayağını icap ettiği zaman ve nadir olarak kullanır. Vücut yapısı: orta boylu, bacakları kavi, büstü biraz incedir. Şütleri gayet isabetlidir. Komple bir futbolcudur. Futbolü sakin oynar.”

Sarı-lacivertli takıma döndüğü sene de ilginç bir penaltı kaçırma hadisesi yaşamış talihsiz futbolcu: “Fenerbahçe’ye geldiğim sene 17 gol attım. O sene gol krallığını bir golle Güven’e kaybettim. 12 penaltı oldu, bir Beşiktaş maçında penaltıyı kaçırınca yemin ettim penaltı atmayacağım diye. Karagümrük’ten de penaltı kaçırarak gelmiştim ki o maç Karagümrük’ün düşmesine neden olmuştu. ‘Bu adam sol açık oynuyor, sağ ayağıyla penaltı attı,’ diye dedikodu çıkarmışlardı. Fenerbahçe’ye gelişimin üçüncü maçı Beşiktaş’laydı. Penaltı oldu, ben atmak zorunda kaldım çünkü Lefter abi oynamıyordu. Maçtan önce ‘penaltı olursa kim atacak?’ dediler. Rahmetli Özer Kanra vardı bizde, ‘Ben atarım’ deyince ben güldüm. Halit Deringör, Ahmet Erol niye güldün diye sordular. ‘Onun kadar ben de atarım,’ dedim. Maça çıktım, 5.dakikada penaltı oldu. Bu sefer sol ayağımla attım Necmi’ye, yine kaçırdım. Sonra yemin ettim atmayacağım diye. O sezon 12 tane penaltı oldu. İki tanesini gole çevirsem, 19 golle gol kralı ben olabilirdim. Kaptanımız Şeref Has, ‘Yahu gol kralı olacaksın, atsana penaltıları,’ diyordu, ‘Yok ben yeminliyim,’ diye karşılık veriyordum. Oysa, her iki ayağımı da iyi kullandığımı duayen gazeteciler Halit Kıvanç olsun, Eyüp Karadayı olsun, idareciliğimi yapan Halit Deringör olsun söylerler. Hakikaten her iki ayağımı da rahat kullanırdım.”

Fenerbahçe'nin 1964-65 sezonuna ait bir kadrosu WM dizilişine göre poz vermiş. Alt sıra (soldan sağa): Atilla Altaş, Hazım Cantez, İsmail Kurt. Orta sıra: Yıldırım İper, Özer Kanra, Şeref Has. Üst sıra: Ogün Altıparmak, Birol Pekel, Şenol Birol, Ziya Şengül, Aydın Yelken. (Yıldırım İper)

Aydın Yelken’in Fenerbahçe’ye geldiği sezon (1963-64) WM dizilişine göre beşli forvet hattı “Atom Forvet” adıyla ünlenmişti. Bunun detayını kendisi şöyle anlatıyor: “Biz Ogün’le aynı sezon geldik Fenerbahçe’ye. O ayağı kırık olduğu halde alındı biliyorsunuz. Lefter abi de o zaman Yunanistan’dan dönmüştü. Sağ açık o oynuyordu. Biz forvete Lefter-Nedim-Şenol-Birol-Aydın olarak başladık. Halbuki ‘Atom Forvet’ Ogün-Nedim-Şenol-Birol-Aydın olarak anılır. Ogün ayağı kırık olduğu için altı ay kadar oynayamadı. Sağ açıkta Lefter ile Mikro Mustafa oynuyordu. İkisi de öldü, Allah rahmet eylesin. Lefter abi çok iyi top oynuyordu. Bir maça çıkacağız, Halit Deringör takımın sorumlu menajeriydi. Lefter abi, ‘Ben artık sağ açık oynamak istemiyorum, sağ iç oynayacağım,’ dedi. Halit abi de ona, ‘Ya sağ açık oynarsın ya da oynamazsın,’ dedi. Lefter abi kabul etmedi. Bunun üzerine Halit abi, ‘Formanı çıkar git,’ dedi. Lefter abinin futbolu bırakması böyle oldu. O zaman 41 yaşındaydı.”

Fenerbahçe Stadı'nda bir idman. Ogün Altıparmak şut çekerken Aydın Yelken, Selim Soydan ve Nedim Doğan izliyor. (Nedim Doğan)

Söz Lefter’den açılmışken, onun futbolculuğunu şöyle anlatıyor Aydın Yelken: “Bana göre bugüne kadar Türkiye’ye daha Lefter gibi bir futbolcu gelmedi. Lefter abi her iki ayağıyla oynayan müthiş bir adamdı. Son derece zeki, kendini sahaya çok veren bir futbolcuydu. Şampiyon olduğumuz sene bir Feriköy maçı oynuyorduk. Kritik bir maçtı. Bir türlü gol atamıyorduk, 80.dakika oldu. Bana, ‘Aydın ben top getireceğim, sen şurada bekle,’dedi. Ben o sene epey gol atıyordum. İnanın bana, bekle dediği yere topu çıkardı, ben de gol attım ve 1-0 yendik.  Ben Lefter abi bırakınca milli takımda daha fazla oynama şansı buldum (gülüyor). Eskiden herkesin yeri belliydi. Başka bir yere gidemezdin oradan. Birisi sağ açık oynarsa hep öyle oynamaya devam ederdi. Oscar Hold diye bir hoca geldi  sonra. Takımda değişiklik onun zamanında başladı.  Şükrü Birand sağ bek oynuyordu. İyi koşuyor, orta yapıyor diye onu sağ açığa aldı. Bekler açık oynamaya, santrhaflar santrfor oynamaya başladı. Ondan evvel WM sistemine göre herkes yerinde oynamak zorundaydı.”

Aydın Yelken'in Fenerbahçe'deki son sezonuna (1965-66) ait bir kadro. Ayaktakiler (soldan sağa): Birol Pekel, Ali İhsan Okçuoğlu, Ercan Aktuna, Özer Kanra, Hazım Cantez, Osman Göktan. Oturanlar: Ogün Altıparmak, Ziya Şenol, Şükrü Birant, Aydın Yelken, Yaşar Mumcuoğlu. (Koray Gürtaş arşivi / ayaktakileroturanlar.com)

Fenerbahçe’de üç sezon geçiren Aydın Yelken bunların ilk ikisinde şampiyonluk mutluluğu yaşadı. 1966-67 sezonundan itibaren Altay’da oynamaya başladı. Henüz 27 yaşında, futbolda en verimli döneminde İzmir’e gidişini şöyle açıklıyor: “O zamanlar bugünkü gibi paralar yoktu. Ben de Caddebostan’da bir ev almıştım. Müteahhide borcum vardı. Daha doğrusu kulüp almıştı evi ama maalesef ödeyemediler. Ben de, ‘O zaman bırakın gideyim, borcumu ödeyip ev sahibi olayım,’ dedim. Onlar da peki dediler. Oynadığım süre içinde ki, ilk senemde 34 maç, sonraki senelerde 30 maç vardı, 128 maçın hepsinde oynadım ben. En fazla gol atan adamdım. Ama ev sahibi olayım diye bana izin verdiler ve Altay’a gittim. Ogün Altıparmak’la biz aile dostuyuz. Ben 67 senesinde Fenerbahçe’den ayrılırken gitme diye yalvardı bana. ‘Ben Karşıyaka’dan geldim Fenerbahçe’ye, Fenerbahçeli olmak bir ayrıcalıktır,’ demiş olmasına rağmen sırf o parayı ödeyebilmek amacıyla gittim. Altay’dan o zamanın parasıyla 80 bin küsur lira almıştım. Başkan Mazhar Zorlu’ydu o zaman.”

Altay'ın 1966-67 sezonuna ait bir kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Mahmut Evren, Necdet Tunca, Yılmaz Canlısoy, Metin Kurt, Aydın Yelken, Varol Ürkmez. Oturanlar: Ayfer Elmastaşoğlu, Zinnur Sarı, Aytekin Erhanoğlu, Enver Katip, Feridun Öztürk. (Orhan Berent arşivi)

Aydın Yelken’in Altay’daki ilk sezonu da bereketli geçti zira siyah-beyazlı takım o sene Türkiye Kupasını kazandı. “Finalde Göztepe’yle 2-2 berabere kaldık. Bir golü de ben attım. O zamanlar berabere bitince penaltı atışı yoktu, kura atışı yapılıyordu. Kura atışına da ben girdim. Göztepe’den de şansı var filan diye Nihat’ı soktular. Para daha havadayken ben kazandık diye takla atmaya başladım, içime doğdu herhalde. Enteresandır, ordu milli takımındayken dünya şampiyonu oldum. Fenerbahçe’de iki sene üst üste şampiyon olduk. Karagümrük’te ilk senemde ikinci lig şampiyonluğu yaşadım. Altay’a gittim, Türkiye Kupası şampiyonluğu kazandık. Bayağı şampiyonluklar görüp yaşadım yani ve o maçların hepsinde oynadım. Benim yedek kalmam ancak A milli takımdaydı. O da Lefter abinin sol açık oynamasındandı. Ben de sol açık oynuyordum tabii. Ama milli takımda da çok faydalı oldum, haftaymda çay servisi yapıyordum, topları taşıyordum (gülüyor). O zaman oyuncu değiştirme yoktu, sakatlansan bile takım 10 kişi devam ediyordu. Oyuncu değişme olsaydı zaten biraz daha milli olma şansım olurdu. Ama tabii Fenerbahçe’ye geçtiğim zaman Lefter abi milli takımı bırakmıştı, o zaman ben sol açığa geçtim. Birçok maçta golleri Metin Oktay ile ben atıyorduk.”

1967 Türkiye Kupası finalinde uzatmalar sona ermiş, kura atışı bekleniyor. Oturanlar (sağdan itibaren): Mahmut Evren, Ali Rıza Şenol, Feridun Öztürk, Zinnur Sarı, ? , Aydın Yelken, Aytekin Erhanoğlu. Ayaktaki oyuncu Ayfer Elmastaşoğlu. (Orhan Berent arşivi)

Milli takımla ilgili anıları da var Aydın Yelken’in: “Üç tane unutamadığım olay var. Birincisi Fenerbahçe’de oynarken Polonya maçı için milli takım seçimi oldu. O zamanlar Taksim’de Sular İdaresinin üstünde ışıklı panolarla haberler geçerdi. Milli takıma seçilenler orada verilmişti. Arkadaşlara ‘Yahu nasıl olsa seçilmişimdir,’ dedim. 38 kişinin içinde ben yoktum ki Fenerbahçe’den 11 kişi seçilmişti. Ben devamlı oynadığım halde yoktum. Fakat, ‘Ben bu maçta oynayacağım,’ dedim. ‘Nasıl olur, seçilmedin ki oynayasın?’ diye sordular. Takımda yaptığım idman yetmiyordu, bir sabah yağmurlu bir havada koşuyordum. O zaman milli takımı seçen üçlü bir komite vardı: Doğan Koloğlu, Saim Kaur, Bülent Eken. Önümde bir araba durdu, onlar. ‘Ne yapıyorsun?’ diye sordular. ‘Milli maça hazırlanıyorum,’ dedim. ‘Sen kadroda yoksun,’ dedikleri zaman alacaksınız diye karşılık verdim. Gerçekten alındım kadroya. Tesadüfen 2-1 yendik ve golleri Metin Oktay’la birlikte ben attım.”

A milli takım 1963'te Polonya ve Almanya maçlarından önce bir idmanda. Ayaktakiler (soldan sağa): Özcan Arkoç, Şenol Birol, Kaya Köstepen, Birol Pekel, Sabahattin Kuruoğlu, Süreyya Özkefe, Yalçın Saner, Suat Mamat, teknik direktör Bülent Eken, Metin Oktay. Oturanlar: Tarık Kutver, Aydın Yelken, Muzaffer Sipahi. (Koray Gürtaş arşivi / ayaktakileroturanlar.com)

“İkinci bir olay da şu: Bir milli takım antrenman maçında Naci abi sakatlandı. Antrenörümüz Sandro Puppo santrhafa geçmemi istedi. Ben sol açıktan 5 numaraya geçtim. Sağ bek Büyük Ali, sol bek Basri, sağ haf Mustafa Ertan, sol haf Büyük Ahmet, ileride Metin, Can filan oynuyor. O zamanlar takım akın yaptığı zaman  santrhaflar ‘İleri git’ der ya, ‘Yahu çıksana Basri abi’ diyorum, ‘Git ulan, sen nereden geldin?’ diye kızıyor. Ahmet abi çık diyorum, ‘Git ulan şuradan!’ diyor. Maç bitti, ben hemen B milli takım antrenörü Şeref Görkey’in yanına gittim, beni B milli takıma alın hocam dedim. Türkiye’de bunu ilk defa ben yaptım, yani A’dan B’ye geçtim. Hepsi büyüğümdü, ayakkabı getiriyordum, çay veriyordum. Ama B milli takımda herkes bana vermeye başladı, daha rahat ettim (gülüyor).  Üçüncü olay da şu: İzmirspor’da oynarken Gegiç tarafından bir milli takım seçildi. Ben yine o seçilenler içindeydim. Ama bir mektupla gelemeyeceğimi bildirip affımı istedim çünkü o zaman Ender Konca oynuyordu ve iyi oynuyordu. Nasıl olsa oraya gittiğimde elenecektim.”

Fenerbahçe 1964-65 sezonunda Alsanca Stadı'nda. O sezon İzmirspor'a giden Tuncay Becedek eski takım arkadaşlarına katılmış. Ayaktakiler (soldan sağa): Aydın Yelken, Birol Pekel, Osman Göktan, Tuncay Becedek, Özer Kanra, Hüseyin Yazıcı, Ziya Şengül. Oturanlar (soldan sağa): Şenol Birol, Hazım Cantez, Şeref Has, Şükrü Birant, İsmail Kurt. (Tuncay Becedek)

Bir başka ilginç anı da B milli takımla ilgili: “Romanya maçında da çok enteresan bir olayım var. A milli takım Romanya’da oynuyordu. Biz B milli takım da Romanya B ile İstanbul’da oynuyoruz. Birol Pekel bana bir top attı. Ben aldım topu, kaleye doğru gidiyorum. 18’e girdim, millet gol diye ayağa kalktı. Ben gittim gol yaptım, ‘Bu seyirciler bana ne kadar inanmış, gol atmadan gol  diye bağırıyorlar,’ dedim içimden. Meğerse o arada A milli takım Romanya’da gol atmış. Ertesi gün gazetelerde okuyunca durumu anladım tabii.”

Altay kulübünde bir toplantıda umumi kaptan Rıdvan Burçetin konuşurken Aydın Yelken ve Mustafa Denizli dinliyor. (Yeni Asır)

Aydın Yelken Altay’da üç sezon oynadıktan sonra futbol yaşamına yine İzmir’de devam etmiş ve 1969-70 sezonunda Türkiye İkinci Ligine düşen İzmirspor’a transfer olmuş. İzmir’in lacivert-beyazlı ekibinde de üç sezon forma giydikten sonra İstanbul’a dönmüş ve eski takım arkadaşı Tarık Kutver’le Karagümrük’te buluşmuş. En son 1973-74 sezonunda Üçünçü Ligde sahalarda mücadele ettikten sonra futbolu bırakmış.

İzmirspor 1971 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Aydın Yelken, kaleci Mehmet, Ali, Mehmet Serttepe, Mehmet Ulusoy, Mustafa Türel. Oturanlar: Erdinç Kırşan, Aydın Hepanıl, Fethi Türkeş, Taner Lafçı, Haluk. (Koray Gürtaş arşivi)
Karagümrük 1973-74 kadrosu. Ayaktakiler (soldan sağa): Cemil, Aydın Yelken, Recep, Baki, Cengiz Erkazan, Tarık Kutver. Oturanlar: Mustafa, Hikmet Erön, Zihni Aydın, Mike, Cahit. (Erdinç Akkuş / facebook - Spor Tarihimiz grubu)

Oyunculuk sonrası yaşamını şöyle özetliyor: “Futbolu bıraktıktan sonra iş hayatına Ogün Altıparmak’la birlikte atıldık. Göztepeli yönetici Muhittin Ekiz’in zeytinyağı şirketi vardı. İşte o Ekiz yağlarının bayiliğini aldık. Ticareti de bilmiyoruz, keşke almasaydık. Hâlâ beraberliğimiz devam ediyor Ogün’le. Altmış yıldan beri arkadaşız. Seneler çabuk geçiyor. Bazen soruyorlar ne zaman oynadın diye. Bir hesap yapıyorum, bırakalı neredeyse elli sene geçmiş üzerinden. İki evlilik yaptım, iki kızım bir oğlum var. Kızımın biri Darüşşafaka’da İngilizce öğretmeni. İkinci evliliğimden olan kızım Amerika’da Philadelphia’da iç mimarlık okuyor. Oğlum öğretmen. İlk evliliğimi 19 yaşında yaptım, daha askere gitmeden. O zaman ne televizyon vardı, ne şimdiki ulaşım imkanları. Maçlara taksi tutarak, hatta dolmuşla bile giderdik. Şimdikilerin iki üç arabası var. Ankara’ya giderdik otobüsle. İzmir’e giderdik otobüsle, Bigadiç’ten Sındırgı’dan uçurumlardan geçerek aşağı inerdik. Biz eziyet çekerek sporcu olduk ama iyi ki olmuşuz diyorum. Hâlâ Fenerbahçeliyiz diye gittiğimiz yerlerde tanınıyoruz, seviliyoruz.”

Soldan sağa: Ali İhsan Okçuoğlu, Tuncay Becedek, Birol Pekel, Aydın Yelken 1964 Mart'ında Macar MTK takımıyla oynanan üçüncü maç için gittikleri Roma'da. (Tuncay Becedek)
Osman Göktan'la bir Avrupa deplasmanında.

Halen Fenerbahçeli Sporcular Yardımlaşma Derneğinde faal olarak görev alıp eski arkadaşlarıyla bir araya gelen Aydın Yelken, eski günlerin zor şartlarını ve günümüzün spor ortamıyla ilgili görüşlerini de şöyle anlatıyor: “Biz kağıt toplarla başladık oynamaya. Tenis toplarıyla oynardık. Top alacak paramız yoktu. İstanbul’un her tarafı arsaydı. Hele Anadolu yakasında boş yer daha fazlaydı. Şimdi çocukların top oynayacak yeri kalmadı. Halı sahalar yapıldı. Halı sahada futbolcu yetişir mi? Diyorlar ki altyapıdan oyuncu yetişir. Yetişmez. İmkanı yok çünkü 8 yaşında büyük toplarla oynatıyorlar. Önce bir tenis topuyla oynasın bakalım. Çocukları kendi kendilerine oynamaları için serbest bırakmıyorlar. Dışarıya büyük paralar verip bir sürü adam alıyoruz şimdi. Bütün kulüplerin milyonlarca lira borcu var, olur tabii.”

Bir Fenerbahçe-İstanbulspor maçında.

“Bugün artık spor savaş haline getirildi. Halbuki bize büyüklerimiz böyle öğretmedi. Bize dediler ki, ‘Yere düşen arkadaşına elini uzat kaldır.’ Ben 18 sene profesyonel futbol oynadım, ne kırmızı kart ne sarı kart gördüm. Sol açık oynuyordum, gol de atıyordum, tekme tokat da yiyordum, atılmam lazımdı ama bize öğretilenleri yaptık biz. O zamanlar futboldan şimdi olduğu gibi para kazanılmazdı. Maçlara dolmuşla, hatta çoğu zaman tramvayla gidip gelirdik. Hiçbir futbolcuda araba yoktu. Ali Sami Yen Stadı’nın açıldığı gün oynanan, hani tribünün yıkıldığı Bulgaristan milli maçı vardı. O maçta sol açık oynamıştım. Stadın oradan Karaköy’e kadar yayan geldik, vasıta yok. Seyircilerle beraber yürüyoruz. Yenildiğimiz maçlarda seyirci tarafından alkışlanarak çıktığımızı hatırlıyorum. Kavga olmazdı. Futbol bir oyun. Sinemaya gidiyoruz, film seyrediyoruz. Tiyatroya gidiyoruz, temsil seyrediyoruz. Sinemada, tiyatroda kavga oluyor mu? Stadyuma da kavga etmeye değil, futbol seyretmeye gidelim. Dünya Kupası maçlarını izliyoruz. Kavga, dövüş var mı? Herkes bir arada oturuyor, tribünler rengarenk.”

Aydın Yelken (solda) Dereağzı'ndaki Fenerbahçe tesislerinde milli basketbolcu Hüseyin Kozluca ile.
No Comments

Post A Comment