Dinyakos | Erdoğan Albayrak: Beykoz Formasını Giymek Büyük Olaydı
163
post-template-default,single,single-post,postid-163,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_updown,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive

Erdoğan Albayrak: Beykoz Formasını Giymek Büyük Olaydı

Ağzına kadar orkinoslarla dolu bir dalyan. 30 kiloluk kılıçbalıkları. Fazlalığı yüzünden kedilere verilen lüferler. Bütün bunlar asırlar öncesine değil, 1950’lerin Beykoz’una ait olağan manzaralar. O yıllarda Beykoz’un balıkları ve paçası kadar sporcuları da meşhur; denizinden kürekçiler ve yüzücüler, çayırından futbolcular yetişmiş. Çoğu zaman da bu dalların hepsiyle uğraşmış sporcular. Bunlardan biri de Erdoğan Albayrak. Beykoz’un Türkiye Birinci Ligi’ndeki son yıllarında başlayan futbol hayatı boyunca sadece sarı-siyahlı formayı giymiş. Üçüncü Lige düşüş üzüntüsünü de yaşamış, tekrar İkinci Lige çıkış sevincini de. Beykoz formasını en uzun giyen sporculardan olan Erdoğan Albayrak, 1944 doğumlu olmakla birlikte o yıllarda sıkça görüldüğü gibi nüfusa 1946 doğumlu olarak kaydedilmiş. Beykoz camiası tarafından “Çakal Erdoğan” lakabıyla tanınması, çocukluğunda bir arkadaşıyla girdiği bahçede çaldığı eriklerin çakal eriği olmasından kaynaklanıyormuş.

Çocukluk günlerini ve spora nasıl başladığını şöyle anlatıyor Erdoğan Albayrak: “Çocukluğum  Beykoz Çayırı’nda top oynayarak geçti. Beykoz tarlaydı o zamanlar. Futbolcu yetişirdi buradan. Pazar günleri çayırda oynamak için yer bulamazdık, o kadar çok takım vardı. Ben minik takımda kaleciydim o zamanlar. Hem yüzüyordum, hem kalecilik yapıyordum. 1956’da Beykoz kulübünde ilk lisansım yüzücü olarak çıktı. Ben yüzme yarışlarına giriyordum. Üç sene yüzücülük yaptım. Kelle İbrahim bizim elimizden tuttu, Sıraselviler’de Beden Terbiyesi İl Müdürlüğü vardı, oraya götürdü. Doktor Fenerbahçe kulübünün doktoru Reşat Dermanver’di. Bizi üstünkörü muayene etti. ‘Tamam lisanslarınız çıkacak,’ dedi. Kelle İbrahim’le biz on tane ufacık çocuk döndük Beykoz’a. O aralar biz devamlı İstanbul şampiyonu oluyorduk yüzmede. Gençler ve ortalarda Beykoz alıyordu şampiyonluğu. Bir tek büyüklerde Galatasaray alıyordu, o da Yılmaz Özüak ve Engin Ünal sayesinde oluyordu. İkisi takımı sürüklüyordu. Onları geçecek adam yoktu. Yarışlar Moda’da, Ortaköy’deki Lido havuzunda – ki sonra orası Yüzme İhtisas Kulübü oldu, bazen Galatasaray Adası’nda yapılıyordu. Heybeliada’da İstanbul şampiyonası oluyordu. Moda’daki yarışlar denizde olurdu. Kazıklı iskele vardı, 50 metre karşıdan karşıya yüzüyorduk. Beykoz’da da kulübün önü denizdi zaten, hemen oradan atlıyorduk. İdman için şamandıraya gidiyorduk, sarayın oraya gidiyorduk, vapur iskelesine geliyorduk. Vapura çıkıyorduk, Paşabahçe’ye giderken kulübün önüne geldi mi atlıyorduk.”

Beykoz'un minikler yüzme takımı, şube kaptanı Bedri Alev ile birlikte. Erdoğan Albayrak alt sırada soldan ikinci. (Nazım Alpman - Yüzyıllık Beykoz Hikayeleri)

“Bir ara kısa bir kürek maceram da oldu. O zamanlar Ceyhun Çakmak vardı, Türkiye şampiyonu. Stili çok güzeldi. En iyi kürekçiydi. Bir gün Ceyhun abi bize, ‘Çocuklar size kürek de çalıştıracağım,’ dedi. Dört arkadaştık, bizi aldı, kendisi de dümene geçti. Kaba tekne o zamanlar, öyle bugünkü gibi skif tekne yok. Zaten skif tekneye binemeyiz, bir karış suyla onlar devrilir. ‘Hadi bakalım, çekmeye başlayın, Paşabahçe’ye kadar gidip geleceğiz,’ dedi. Paşabahçe’ye kadar gittik. ‘Buradan da Kanlıca’ya gideceğiz,’ dedi. Ahmet diye fırlama bir arkadaşımız vardı, ‘Ben Kanlıca’ya kadar çekemem, atlıyorum denize,’ dedi. Bunun üzerine Ceyhun abi kızdı, ‘Dönün Beykoz’a,’ dedi. Gelince, ‘İnin tekneden, sizden hiçbir şey olmaz,’dedi.” Erdoğan Albayrak’ın futbol ve su sporlarıyla yetinmeyen bir komple sporcu olduğu anlaşılıyor zira bunların dışında Beykoz kulübünde bir sene basketbol da oynamış.

Beykoz genç basketbol takımı 1961-62 sezonunda. Erdoğan Albayrak alt sıra, sağ başta. (Nazım Alpman - Yüzyıllık Beykoz Hikayeleri)

Erdoğan Albayrak’ın çocukluk yıllarının Beykoz’una dair anlattıklarıysa, İstanbul’un bu kadar kısa süre içinde nasıl bu kadar şiddetli bir değişim yaşadığı sorusunu getiriyor insanın aklına: “Dalyan günde üç defa şıra yapardı. Her seferinde 30 tane filan orkinos girerdi dalyana. Girdiği zaman 10 kişi çekerdi onları. En az 350-400 kilo tutardı. Önce zıpkınlayıp bayıltırlar, sonra kancayı gözüne takıp 10 kişi çekerlerdi. Bir gün hiç unutmam, dalyan denizle bir oldu. Orkinoslar girmiş, dalyanı yıkıyordu. Ağzını açıp orkinosların yarısını saldılar. Şimdi bir tane orkinos yok. 25-30 kiloluk kılıçbalığını iple bağlayıp suyun içine salarlardı. Suyun içinde debelenirdi hayvan. Sonra sabahleyin 6.10 vapuruyla doğru Unkapanı’na, balıkhaneye götürürlerdi. Beykoz kulübünün açığından Paşabahçe’ye kadar, Eylül ayı başlardı, Ocak ayına kadar lüfer olurdu. Teknelerde lüks lambalarıyla sabaha kadar 30 ila 50 çift lüfer yakalayan olurdu. O zamanlar 2,5 liraydı tanesi. Lüferin dışında kofana da olurdu. Biz bile 15 yaşındayken balığa çıktık. Lüfer yakalayamadık, gece şamandıraya bağladık. Orada askeriye gemisi vardı. Sallamaya başladık. Bir çektik, kocaman zindandelen – torik. Uskumru balığı dizi dizi yakalanırdı. 20 tane iğnen olsun, hepsi dolardı. İstavrit  Boğaz’ın kuru fasulyesiydi. Sandalla çıkıp çapariyi salladın mı dünyanın balığını yakalardın. Şimdi istavritin kilosu 15 lira oldu. Lüferi tutunca komşulara verirdik, kedilere verirdik. Büyük lüfere 7,5 lira istedikleri zaman millet kızardı. İstavritin kilosu 75-80 kuruştu.”

(Nazım Alpman - Yüzyıllık Beykoz Hikayeleri)

Tekrar futbola dönüyoruz. Beykoz A takımına girişini şöyle anlatıyor Erdoğan Albayrak: “İki sene kadar kaleci durduktan sonra hocaya artık oynamak istemediğimi söyledim. Zaten ilerde oynuyordum. 1.ligde, 2.ligde kaleden sol açığa kadar her mevkide  oynadım sonradan. Hoca peki dedi. Genç takımda oynarken İnönü Stadında Galatasaray’la bir maçımız vardı, profesyonel takıma geçmeme de o sebep oldu. O maçta santrfor oynuyorum, ayrıca takım kaptanıydım. 3-2 yendik. O maça Gündüz Kılıç’la Metin Oktay da geldiler. O maçta ben iki gol attım. Metin Oktay, ‘Bu çocuğu Galatasaray altyapısına alalım demiş. Galatasaray’ın antrenörü de Paşabahçeli, bizim yöneticilerle çok samimi. Ertesi gün bizim yöneticilere, ‘Erdoğan’ı Gündüz  Kılıç almak istiyor,’ diyor. Beni hemen ertesi gün toplantıya çağırdılar, ‘Oğlum seni A takıma alacağız,’ dediler. Tabii ben havalara uçtum. O zamanlar o Beykoz formasını giymek büyük olaydı. Ne istiyorsun diye sordukları zaman ‘Siz ne takdir ederseniz,’ dedim. Ben zaten para mara beklemiyordum, yeter ki beni kadroya alsınlar. ‘Peki çık oğlum dışarı,’ dediler. On dakika sonra çağırdılar. ‘Oğlum sana 2.500 lira vereceğiz,’ dediler. Tamam deyip çıktım. Dışarı çıkınca ‘Acaba sahiden bu parayı verecekler mi?’ diye aklımdan geçirdim. Yıl 1964, o zaman 2.500 lira çok büyük para. Üç ay sonra bu parayı vereceğiz dediler, tamam dedim. Nitekim üç ay sonra aldım.”

Erdoğan Albayrak, Beykoz'un minikler takımında kalecilik yaptığı yıllarda.
Kaleci olduğum zamanlar. Atladığım zaman direğe tutunamıyordum ama kedi gibiydim. Bu minik takım. 12-13 yaşlarındayım. İdarecimiz Bandırmalı Tank Mustafa.

Erdoğan Albayrak Beykoz formasıyla Türkiye Birinci Ligi’nde ilk maçına 27 Şubat 1965’te çıkışını şöyle anlatıyor: “A takım idmanlarına başladık. İlk maç İstanbulspor’du. O zaman yedek futbolcu yoktu saha kenarında çünkü oyuncu değiştirme yoktu. Kadroya giremeyenler tribüne çıkıyordu. O maç tribündeydim. İkinci devre yeni başlamıştı. Benim için ikinci maçtı. Beşiktaş’la oynayacağız. İdmanlardan sonra hocamız Bülent Giz bana ‘Erdoğan hazır ol, seni oynatacağım,’ dedi. Sahaya çıktık, hoca, ‘Sen sağ açık oynayacaksın,’ dedi. Maç 0-0 bitti, ondan sonra takımdan hiç çıkarmadı beni. Hocanın taktik adamı oldum. Ne görev verirse onu yapıyordum ama 90 dakika sahada koşmadık yer bırakmıyordum. Mesela Beşiktaş maçında Yusuf’un üstüne oynatıyordu. ‘Sen oynama ama onu da oynatma Erdoğan,’ diyordu. Şimdi o sistem yok tabii. İkinci maçım Altınordu maçıydı. Altınordulu sağ bek Nehir, bizim sol açık Rıdvan abiyi (Feriköy’den gelen Rıdvan Saraçoğlu) daha 5.dakikada sakatladı. On kişi kaldık sahada. Bir de gol attı adamlar. Bizde sonradan Beşiktaş’a giden Cevdet abi vardı. O bir top aldı, bir verkaç yaptı. Top bana geldi, arkam dönüp kaleye. Topuğumla bir vurdum, tabii kaleci beklemiyor pozisyonu. Top ağlarda, 1-1 oldu. Tekrar bir verkaç yaptık. Düşürdüler Cevdet abiyi. Penaltı oldu. O attı, 2-1 aldık maçı. Ondan sonra öyle gittik.”

Beykoz'un Birinci Lig kadrolarından biri. Ayaktakiler (soldan sağa): Niyazi Topçuoğlu, Cemal Topaloğlu, İsmail Alemdaroğlu, Erdoğan Yavuzer, Erdoğan Albayrak, Garbis Güler, Nihat Akbay. Oturanlar (soldan sağa): Vural Yılmaz, Rıdvan Saraçoğlu, Kamil Gören, Şirzat Dağcı.

Erdoğan Albayrak’ın babasının futbolla arası iyi değilmiş. Nitekim çocukluk yıllarında oğlunun top oynamasına kızarmış. Fakat oğlu Beykoz’da oynamaya başladıktan sonra durum değişmiş: “Beşiktaş maçına çıkacağız. O sırada babam arkadaşlarıyla demleniyor bir meyhanede. O zaman maçları radyo veriyor tabii. Spiker kadroları sayarken Erdoğan deyince kulak kabartıyor. ‘Hasan amca, senin oğlan oynuyor,’ dedikleri zaman başlıyor ağlamaya. Ondan sonra bütün maçlarıma geldi, hiç bırakmadı. Deplasman dahi olsa gelirdi. Hiç futbolu sevmeyen adam benim için her maça gelirdi. İki kardeşim de genç takımda oynadılar ama daha sonra amatör takımlarda devam ettiler. Bir tanesi 50 yaşını geçtiği halde hâlâ masterler arası atletizm yarışlarına katılıyor.”

Beykoz Çayırı'nda bir idman. Soldan sağa: Erdoğan, Garbis, Oral, Vural.

İlk kez forma giydiği 1965-66 sezonu Beykoz için sıkıntılı geçmiş. Nitekim sarı-siyahlı takım ligin son haftasında İzmir’de Altay’ı yenerek kümede kalmayı başarmış: “O sene durumumuz kritikti, son hafta İzmir’de Cumartesi Altay’la, Pazar günü Göztepe’yle oynayacağız. Altay’ı 2-1 yenince kümede kaldık. İlk golde korneri ben attım. Cemal kafayı vurdu. Şirzat abi Varol’un önündeydi. Şirzat abi kolunu kaldırınca top oradan geçti ve Varol göremedi. Hele ikinci gole Varol hiçbir şey yapamazdı. Cemal 18 dışından öyle bir vurdu ki top, kale içindeki demire çarpıp geri geldi. Hakem önce bir an durdu, ondan sonra verdi golü. Varol topu bile göremedi. Ertesi gün Göztepe’yle oynadık. O seneler Göztepe’nin en iyi zamanları. Kalede Ali, Mehmet, Çağlayan, Nevzat, Gürsel, Fevzi, Halil, Nihatlı kadro. Çok iyi kadroları vardı. Biz İzmir’e Galatasaray’la beraber gitmiştik. Altay maçından sonra Göztepe – Galatasaray oynanacaktı. Altınordu da düşmeme mücadelesi veriyordu. Biz maçı 2-1 kazanınca kümede kalmayı garantiledik. Son Göztepe maçına hep yedeklerle çıktık. Santra yapıldı, rahmetli Gürsel topu götürdü götürdü, 30.saniyede bir vurdu, gol oldu. Bizim kalede rahmetli Sıtkı vardı. Maç o golle 1-0 bitti.”

Nazilli'de Sümerbank tesislerinde kampta. Mikro Mustafa da var bu kadroda. Ön sıra Cemal, Adnan, Mustafa, Rahmi (Mikro'yla aynı sene Beşiktaş'tan geldi), kaleci Sıtkı, Garbis, Nihat. Arkada ortada idareci Bahadır Olcayto.

Fakat ertesi sezon sıkıntılar devam eder ve Beykoz 1966 Mayıs’ında oynadığı son maçlarla Türkiye Birinci Ligi’ne veda eder: “Son hafta Şekerspor’la Ankara’da 1-1 berabere kalınca küme düştük. 1-0 galiptik, sonra pis bir gol yedik. Arap Güngör attı golü. Bizle beraber Şekerspor da düştü. Biz o maçı kazansak kalıyorduk, İstanbulspor düşüyordu. Birinci ligdeyken iki sezon forma giydim. Ondan sonraki futbol hayatım ikinci ligde geçti. Düştüğümüz sezon ilk zamanlar iyi durumdaydık. İlk yarıda liderdik. Fakat Mersin İdman Yurdu büyük para harcamıştı. Üç tane kurt adamı almışlardı: Lefter, Fahrettin Cansever, Kadri Aytaç. Fahrettin abi de Beykoz’da doğup büyümüştü. Yıllarca Beykoz’da oynadı. Beşiktaş’a gidip tekrar Beykoz’a geldi. Ankara’da Altındağ maçını oynayacağız. Mersinliler bütün Altındağ seyircisine bedava bilet dağıtıyordu. O gün kaleci Nihat sakattı oynayamadı. Sıtkı üç tane kötü gol yedi. Maç 3-2 bitti ki kafaya gidiyorduk. O maçtan sonra Mersin aldı yürüdü.”

Beykoz 1965-66 sezonunda Ali Sami Yen Stadı'nda. Ayaktakiler (soldan sağa): Selahattin Alpak, Garbis Güler, Rıdvan Saraçoğlu, Hüseyin Gömeç, Nihat Akbay, Erdoğan Albayrak. Oturanlar (soldan sağa): İsmail Alemdaroğlu, Çetin Yağız, Adnan Gacamer, Şirzat Dağcı, Cemal Topaloğlu. (ayaktakileroturanlar.com)

Erdoğan Albayrak’ın şu anlattıkları, birinci ligden düştükten sonra belini bir türlü doğrultamayan İstanbul’un tarihi semt takımlarının ortak sorunlarını özetliyor: “Bizde para yoktu, bütün destek Sümerbank fabrikasından geliyordu. O zamanlar maç hasılatları galip gelene yüzde 60, mağlup takıma yüzde 40 şeklinde paylaştırılıyordu. Vilayet takımları dışarıdan bilet satıyorlardı, hasılat yok. Bizim sahamız yok, Vefa’da oynuyoruz, Şeref Stadı’nda oynuyoruz, Ali Sami Yen’de oynuyoruz. Hiç avantajımız yok. Bir Balıkesir maçı oynuyoruz mesela, 20 bin Balıkesirli gelmiş. Her maç böyle; Sivas’la oynuyoruz, Sivaslılar dolduruyor tribünleri, Trabzon’la oynuyoruz, Trabzonlular öyle. Onlar için iç saha gibi, ama biz gidiyoruz onların evinde oynuyoruz. Çok zor şartlardı yani. İlk sezondan sonra bir ara yine iyi bir kadromuz vardı. Fakat o zaman da Samsunspor şampiyon oldu. Sonra Trabzon çıktı. Yani her sezon iddialı bir Anadolu takımı vardı. Zaten federasyon da Anadolu takımlarının çıkmasını istiyordu. Biz köklü bir takımdık ama semt takımıydık. İkinci ligde bir ara durumumuz yine kritikti. Trabzon’da bir maçımız vardı, 1-0 kazandık o maçı. Gazanfer hoca (Gazanfer Olcayto) çalıştırıyordu bizi o zaman. O maçı kazanınca düşme tehlikesini atlattık. Şenol Güneş o zamanlar Trabzonspor’da yeni yeni oynamaya başlamıştı.”

Beykoz'un İkinci Lig yıllarından bir kadro. Ayaktakiler (soldan sağa): Bülent, Metin, Abdullah, Fantom Cihat, ? , Erdoğan. Oturanlar: Kamil, Ergün, Fatih, Boncuk Ahmet, Haluk.

Tekrar eski günlere dönüyoruz. Komşu semt Paşabahçe takımında oynadığı ilginç bir maçı şöyle anlatıyor: “İngiltere’de 2.ligde oynayan Luton Town diye bir takım vardı. Fener ve Galatasaray’la maçlar yapmaya gelmişti. Paşabahçe’yle de bir antrenman maçı yaptı. Niyazi abiyle beni de takviye aldı Paşabahçe. Fakat adamlar sanki lig maçına çıkar gibi antrenman maçına çıktılar. Tekmelikleri filan tamdı. Ben santrhaf oynuyordum, karşımda David diye bir santrfor vardı. 1.90 boyunda zımba gibi bir çocuk. Paşabahçe amatör takım. İlk devre 1-0 mağlup bitirdik. İkinci devre ben oynamadım. Maç 5-0 bitti.”

Beykoz’un simgesi Kelle İbrahim’e dair anlattıkları da ilginç: “Kelle İbrahim profesyonel kadronun kamplarında, maçlarında hep olurdu. Devamlı takımla birlikte maçlara gelirdi. İnönü Stadında tünelden sahaya çıktığın zaman hemen sağ tarafta, kalenin arkasında bir oturma yeri vardı, devamlı orada otururdu. ‘Koşun, koşun,’ diye bağırırdı rahmetli. Beykoz’un her şeyiydi Kelle İbrahim. Ankara’ya gittiğimiz zaman Ulus’ta Belvü Palas’ta kalırdık. Hiç unutmam paşalar gelir, Kelle İbrahim’in elini öpmek için sıraya girerdi. Çok büyük ismi vardı Kelle İbrahim’in.”

Kendi zamanının şartları için de şunları söylüyor: “Neler çektik o çamurda. Hiç unutmam, İnönü Stadı’nda bir Galatasaray maçı oynuyoruz. Ayakkabımın teki çamurun içinde kayboldu. Bugünkü futbolculara bakıyorum, acaba öyle bir sahada ne kadar oynayabilirlerdi. Biz 30 maç oynuyorduk ve sakatlanmadan oynuyorduk. Adamlar bugünkü sahalarda sakatlanıyor, o günkü sahalarda ne yapacaklardı? Şeref Stadı kuru havalarda zımpara gibi olurdu, yere düşmemek için dua ederdik. Yere düştün mü, zımpara gibi derini götürürdü, her tarafın kan içinde kalırdın. Arada bir top denize kaçardı. Toplar gülle gibiydi. Bir kafa vurursun, sonra aman bir daha gelmesin de kafa vurmayayım dersin.”

Kendi futbolculuk vasıfları hakkındaki yorumu da şöyle Erdoğan Albayrak’ın: “Ben yanımdaki hafları dahi oyuna çıkartırdım. Gidin basın derdim, beni teke tek bırakın. Ne kadar süratli olursa olsun adam kendime güveniyordum, çabuktum da. Şimdi bakıyorum da, adam teke tek kaldığı zaman yere düşüyor. Sonra, bizim zamanımızda rakibi çekmek, itmek, dirsek atmak katiyen yoktu. Şimdiki futbolcular kafaya kalkıyor – tamam topa kafa vur ama dirsek atmak ne oluyor? Ben yıllarca defans oynadığım için defanstaki arkadaşlarıma, ‘Rakip futbolcunun ceza sahası içinde dokunulmazlığı vardır,’ derdim. Rakip futbolcu arkası dönük, top almışsa, senin tek yapacağın şey onu döndürmemek. Döndüğü anda basacaksın. Hiçbir zaman arkası dönükken rakibe müdahale edilmemesi için uyarırdım.”

Kendi zamanının iyi topçularını da anmadan geçmiyor: “Ben Metin abi gibi kafacı görmedim. Adam havaya kalkardı, belden vururdu. Kafayı bakarak vurur ve istediği köşeye vururdu. 19 yaşındayım, Galatasaray’la oynuyoruz. 0-0 berabere kaldık. Şirzat abi penaltı kaçırdı. Kalede Nihat oynuyor. İnönü’de, deniz tarafındaki kalede Metin Oktay’la kafaya bir kalktım. Üf diyorum amma sıçradım kendi kendime, bir baktım Metin abi benden bir karış daha yukarıda. Sonra arkası dönükken toplara çok iyi vururdu. Göğüs hizasında top geldiği zaman nasıl dönerek vole atardı, top çatala giderdi. Şimdi ben hiçbir futbolcuda görmüyorum onu. O zamanlar Metin Oktay 100 bin lira aldı, yer yerinden oynadı. Şimdi trilyonlar alıyor adamlar. Metin Oktay, Lefter, Beşiktaşlı Yusuf, Kadri Aytaç, Suat Mamat, hatta Cemil Turan – bunlar şimdi oynasalar onlara para yetmezdi.”

Beykoz 1966-67. Ayaktakiler (soldan sağa): Metin Sümer, Adnan Gacamer, ? , İsmail Alemdaroğlu, Erdoğan Albayrak, Oral Çağatay. Oturanlar: Ateş, Mikro Mustafa, Sıtkı Taşer, Harun, ? .

Erdoğan Albayrak’ın Beykoz semti ve kulübü hakkında şu anlattıklarıysa tez konusu olabilecek boyuttaki sosyo-ekonomik değişimlerin birkaç cümlede özetlenmiş hali gibi: “Beykoz’a gelen futbolcular en çok iş imkanı için geliyordu. Hem kulüpten hem fabrikadan maaş alırlardı. Fabrikada iş olunca hem sigortalı oluyordu, hem maaş alıyordu. O yönden cazip geliyordu. Fabrika kapanana kadar Beykoz kulübüne yardımcı oldu. Futbolcular duşundan yemekhanesine kadar her şeyinden yararlanıyordu. Bir zamanlar Beykoz’da beş tane fabrika vardı. Amerikan şirketi Mobil vardı, onun yanında Sümerbank Kundura Fabrikası, şimdi Belediye binasının olduğu yerde Shell depoları vardı. Büyük mavnalar gelip yüklenir giderdi. Sonra Paşabahçe Cam Fabrikası vardı, nereden baksan 3.000 – 3.500 kişi çalışıyordu. Hemen onun yanında Rakı Fabrikası vardı. Bazı futbolcu arkadaşlarımız da Şişe-Cam Fabrikası’nda memur olarak çalışıyordu. O yüzden bu fabrikaların çok faydası vardı, hem de ortam daha faaldi. Herkes çalıştığı için esnafın da işi iyiydi. Mesela yazlık sinemalar olurdu, kulüp için biletlere 25 kuruş koyarlardı. Doktor Süreyya abi vardı, yöneticilik yapardı. Mesela adam rapor alacak, at oraya 5 lira derdi, hemen makbuz karşılığı Beykoz kulübüne yardım alırdı. Adliyede hakimler, savcılar veya kaymakam – hepsi yönetimde faaldi. Çocuklara prim derlerdi, bir dolaşırlardı Beykozlu esnafları, futbolcuların primi çıkardı. Hem o zaman Beykoz’un yerlisi daha fazlaydı, şimdi yabancılar çoğaldı.”

Beykoz Sümerbank Kundura Fabrikası (arkitera.com)
Sümerbank kundura fabrikasının girişi. (kentvedemiryolu.com)
Paşabahçe Rakı Fabrikası. (arkitera.com)

1977-78 sezonuna kadar oynayan Erdoğan Albayrak futbolu, küçüklüğünden itibaren giydiği Beykoz formasıyla bırakmış: “1978’de jübile yaptım. Paşabahçe sahasında oldu jübile maçı. Beykoz’la şöhretler karması maçı oldu. Kalede Nihat, sağ bekte Ankaragüçlü Oktay, sol bekte Erdoğan Arıca, sağ haf Tuncay, santrhaf Fatih Terim, sol haf Gürcan, sağ açık Fenerli Tuna, sağ iç Büyük Mehmet, santrfor Gökmen, sol iç Cemil, sol açık Ankaragüçlü Kel Mustafa oynadı. 1-0 yendik onları. Jübile yaptıktan sonra Beşiktaşlı Bora’yla beraber 2.ligde oynayan Beykoz’u çalıştırdık. Hatta Eskişehir’in şampiyon olduğu sene onları orada ilk maçta 1-0 yendik. Sonra da ben devam ettim. Bir ara A takımını bıraktım, altyapıyla ilgilendim. Takım kötü gidiyordu, tekrar geldik Güngör Sürel’le beraber, çalıştırdık. Fakat o sene kurtaramadık, 3. lige düştü takım. Orada da takım kötü gidiyordu. Çengelköy’le birlikte son iki sırayı paylaşıyordu. Tekrar çağırdılar. İç ve dış maçları hiç kaybetmedik. En son İstanbul Büyükşehir Belediye maçını kaybettik ama ligi altıncı bitirdik.”

20 yılı bulan sporculuk hayatı boyunca hep Beykoz formasını giyen Erdoğan Albayrak halen Beykoz’da yaşamaya devam ediyor.

No Comments

Post A Comment