Dinyakos | Erhan Arslan: Tekirdağ’ın Nüfusu 30 Bindi, Sevilla’daki Maçta 75 Bin Kişi Vardı
630
post-template-default,single,single-post,postid-630,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_updown,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive

Erhan Arslan: Tekirdağ’ın Nüfusu 30 Bindi, Sevilla’daki Maçta 75 Bin Kişi Vardı

Henüz 17-18 yaşlarındayken, Türkiye Üçüncü Ligi’nde mücadele eden Tekirdağspor’un kalesini memleketin taşlı, tozlu, çamurlu sahalarında koruyan Erhan Arslan, kendini bir anda Sevilla’nın 75 bin kişilik stadyumunda, İspanya olimpik milli takımının karşısında bulmuştu. O maçta ve Adana’daki rövanşta sergilediği başarılı performans, ona henüz 20 yaşını doldurmadan Türkiye Birinci Ligi’nin yolunu açmıştı. Adanaspor’da başladığı bu yolculukta, daha sonra Kocaelispor, Sarıyer ve Bursaspor’un kalesini korudu. Tekirdağspor kalesine geçmeden önceki hayatını şöyle anlatıyor Erhan Arslan: “13 Kasım 1956’da Tekirdağ’da doğdum. 13 Kasım Tekirdağ’ın kurtuluşudur. Annem fener alayından gelmiş, ben doğmuşum evde. Ben dört çocuğun ikincisiyim. Varlıklı bir ailenin çocuğu değildim. Babam o zaman Köy Hizmetleri’nde çalışıyordu. Ben çocukken hep bir meslek sahibi olmamı istiyordu. O yüzden uzun zaman gizli gizli top oynadım. İlkokula giderken koyu bir Beşiktaş taraftarıydım. O zamanlar gazeteler ağaca asılırdı. Pazartesi günleri okula giderken spor sayfalarını okuyordum. Necmi, Fethi, Erkan, Kuzman, Büyük Ahmetli Beşiktaş haberlerini okumaktan sınıfa her Pazartesi geç gidiyordum.  Her semtin kalecisiydim ben. Bizde öyle ayrım yapılmazdı. ‘Bizden oyna sen bu hafta,’ ‘Turnuva maçlarımız var, bize gel,’ derlerdi. O zaman Tekirdağ’ın nüfusu fazla değil. Herkes birbirini tanıyor. Arsalar çok bol. Akşam okuldan çıkınca veya okula gitmeden önce sürekli maç yapardık. O kadar gizli bahçemiz vardı ki. Süleyman Paşa İlkokulu vardı, Namık Kemal Lisesi vardı. Bir yığın arsalar vardı top oynayacağımız. Mesela benim evime yakın mezarlık yeri vardı, eski mezarlık. Yokuş olmasına rağmen orada akşama kadar top oynuyorduk mahalle arkadaşlarımızla.”

“Fakat ilk zamanlarda kaleci olarak oynamıyordum. İleride de tekniğim iyiydi ama kaleciliğe daha yatkındım. Çocukken yaptığımız maçlarda önceleri ileride oynardım ama yavaş yavaş kaleye yöneldim. Çevre, büyükler oraya doğru yönlendirdi. Bu tabii, doğuştan kabiliyet. O zaman şimdiki gibi kaleci antrenörleri yok. Biz iki tane taşı koyup kale yapıyorduk. Birbirine yakın iki elektrik direği gördük mü kale diye arasında dururduk.  13-14 yaşındaydım, Chevrolet bir araba gelip bizi alıyordu. Beş-altı kişi binip Keşan’a gidiyorduk. Bize yemek yediriyorlardı. Tabii hoşumuza gidiyordu böyle şeyler. Keşan’da bir turnuvada bizi yaşımız büyük gösterip oynattılar. Ben daha çocuğum, boyum kale direğine yetmiyordu. Hatta soyunma odasında kaleye şut attırmayın diyorlardı; boyum kısa, yukarıdan gol olabilir diye. Dört arkadaş vardık öyle. Durum anlaşıldı. Turnuvayı kazandığımız halde, başka takım şampiyon ilan edilmişti.”

Erhan Arslan, Tekirdağ’dan yetişen bir başka ünlü futbolcuyla; Boluspor, Ankaragücü ve Gençlerbirliği’nden tanıdığımız Halil İbrahim Eren’le birlikte Tekirdağspor genç takımında oynamaya başladığı süreci şöyle anlatıyor: “Babam elektrikçiye verdi çalışmadım, tornacıya verdi çalışmadım. Hatta en son başka bir elektrikçiye verdi, Ziyaettin ustamız. Onun oğlu Hayati, Tekirdağspor genç takımında futbolcuydu. Usta bize izin veriyordu antrenmanlara gidelim diye. Hatta o zaman bir un fabrikasının elektrikçisiydi. Fabrikada bobinaj filan sarıyorduk. O zaman 13-14 yaşlarındaydım. Hayati’yle beraber genç takımın antrenmanlarına gitmeye başladık. Genç takımda Mustafa Çaltepe diye bir hocamız vardı, Dede Mustafa diye meşhurdur Tekirdağ’da. Okul bahçelerinde gezer, kim yetenekliyse Tekirdağspor genç takımına kazandırmaya çalışırdı. Biz Halil İbrahim’le beraber aynı mahallede büyüdük. O 56 Ocak doğumludur. Bizi de Mustafa Çaltepe almıştı takıma. Orada oynarken, Hayati, Halil İbrahim ve ben genç milli takım seçmelerine, Ödemiş Gölcük yaylasındaki kampa davet edildik. Bu hayatta biraz kadere de inanmak lazım. Benim Hayati’nin babasının yanında işe girmem, futbolcu olarak gelişmemi sağlamıştı çünkü antrenmanlara gitme şansım vardı. Bizim muhitin Yılmazspor diye bir takımı vardı, amatör kümede yer alıyordu. Çok eski bir kulüp binası vardı. Bir gün Cevdet Soyluoğlu diye bir bey geldi. Nereden buldularsa bir tane kantar bulmuşlar, orada boyumuzu, kilomuzu ölçtüler. Sonra bize ana-baba muvafakatnamesi yapın dediler. Böylece Gölcük yaylasına gittik. Orada 65 kişi vardı. Raşit Çetiner, Cüneyt Tanman, Samet Aybaba, Hüsnü Özkara, Zafer Bilgetay, Ercan Ertemçöz; daha bugünün ünlü birçok futbolcusu oradaydı. 15 yaşındaydım o zaman.”

Tekirdağ genç karması.

“Mustafa Çaltepe’den sonra bizde çok emeği olan rahmetli Doğan Andaç’tır. Bizi sürekli milli takıma davet ederek gelişmemizi sağladı. O dönemde Romanya, Bulgaristan, Çekoslovakya, İsveç, İsviçre gibi daha bir sürü ülkeye sürekli maçlara gidiyorduk ve başarılı da oluyorduk. O kadroyu da hiç bozmuyorduk. Arap Çetin de (Çetin Güler) bizim babamız gibidir, bugün federasyona gittiğim zaman onun elini öperim. Genç milli takımla Bulgaristan’da bir turnuvaya katılıp şampiyon olduk. Turnuvanın en iyi kalecisi seçildim. Sonra otobüse bindik, bir kız geldi, ‘kapıcı, kapıcı’ diyor. Tercümanlar söyledi, meğer kaleci demek istiyormuş. Bana bir tane gül getirmiş.”

Zeynel Soyuer ve Teoman Yamanlar yönetimindeki genç milli takım, Avrupa Gençler Şampiyonası’na katılmak için Çekoslovakya’yla eleme maçları oynamış ve deplasmandaki ilk maçı 2-1 kaybetmişti. Gençler 15 Mart 1975’te, İzmir Atatürk Stadı’nda oynanan rövanş maçını 2-0 kazanarak finallere katılmaya hak kazandılar. Bu maçta takımımızın ilk on biri şöyleydi:  Erhan Arslan(Tekirdağ), Şevket Kesler (Ad.S), Bülent Celayir (Ank.DS), Zafer Bilgetay (P.Ofis), Recai Seçkin (AG), Nurettin Koç (AG), Adnan Canker (Ank.DS), Bülent Taşkın (GT), Raşit Çetiner (İst.S),  Ceyhun Güray (G.Antep), Kasım Gündüz (Ad.DS). Oyuna daha sonra Cüneyt Tanman (GS) ve Yarkın Güvenen (GT) de girdi. İsviçre’de yapılan finallerde, genç milli takım grup maçlarının ardından yarı finalde karşılaştığı Macaristan’a penaltı atışlarıyla yenilerek elendi.

 

“Genç kaleciler çok iyi iş yapar ama çok da hata yapar. Onları hep yaşadım. Tekirdağspor’da oynadığım sırada bir gün İstanbul’da Alibeyköy Adalet takımıyla oynuyorduk. Nasıl soğuk anlatılmaz. Karla karışık yağmur da yağıyor. Ali İhsan Karayiğit, Beşiktaş adına beni izlemeye gelmiş. Orta sahadan gol yedim. Topu tuttum ama o soğukta donmuş parmaklarım, topu içeri kaçırdım. ‘Orta sahadan gol yiyor, biz bunu nasıl alalım’ demiş. Daha 16-17 yaşındaydım o zaman. Sonradan Beşiktaş beni çok istedi ama şartlar olmadı. Ben Tekirdağ’da oynarken kaleci olarak  bir de Muharrem vardı, sonra Beşiktaş’a gitti. O da amatör milli takıma seçilmişti. Aynı takımda iki milli kaleciydik. O gidince ben oynuyorum, ben gidince o oynuyordu.”

Erhan Arslan Tekirdağspor kalesini 1974-76 yılları arasında korurken, sarı-siyahlı takım Türkiye Üçüncü Ligi’nde güçlü rakiplerle mücadele etmişti. Birkaç sezon öncesine kadar Türkiye Birinci Ligi’nde oynayan İstanbulspor, İzmirspor, Karşıyaka gibi tarihi takımlar da bu rakiplerin arasındaydı. Tekirdağspor bu sezonları orta sıralarda tamamladı.

Genç milli takım kalesini 20’den fazla kez koruyarak büyük tecrübe kazanan Erhan Arslan, bunun ardından 1975’te Cezayir’de düzenlenen Akdeniz Oyunları’ndan başlayarak amatör milli takım maçlarında da forma giydi. Yukarıdaki fotoğraf 24 Eylül 1975’te İstanbul’da oynanan Bulgaristan (0-2) maçına ait. Ayaktakiler (soldan sağa): Mustafa Çimen (Balıkesir), Samet Aybaba (İskenderun), Erhan Arslan (Tekirdağ), İsmet Saral (Boluspor), Ceyhun Güray (G. Antep), Ali Çoban (Zonguldak). Oturanlar: Kemal Kılıç (Zonguldak), Öner Kılıç (Kırıkkale), Nurettin Güneş (Şekerspor), Ercan Albay (Kırıkkale), Ümit Altınmakas (Bursaspor). (ayaktakileroturanlar.com)

Yazının girişinde belirttiğimiz gibi, Erhan Arslan’ın Sevilla’da İspanya olimpik milli takımına karşı oynadığı maç onun için dönüm noktası olmuştu. O maçın atmosferini şöyle anlatıyor: “Hocamız Candan Tarhan’dı. Tekirdağ’ın o zamanki nüfusu 30 bindi. İspanya’da, Sevilla’da oynadığımız maçta 75 bin kişi vardı. Rakip takımda Santillana, Del Bosque gibi ünlü isimler oynuyordu. Süleyman Şalom diye bir gazeteci vardı. ‘Yasin, Cemil, Büyük Mehmet nerede?’ diye soruyordu bize. Biz genç kadroyla geldik deyince, ‘Bunlar sizi 30-0 yener,’ dedi. Öyle deyince biz ürktük tabii. Meğer, Türkiye’de o zaman siyah-beyaz televizyonlarda dünya kupasında izlediğimiz oyuncularla oynayacakmışız. Maçı oynayacağımız stada antrenmana gitmiştik. Dışarıda inanılmaz sayıda araba görünce maç var zannettik. Tribünler de bayağı doluydu. Stada bir girdik, bizle oynayacak İspanyol milli takımı antrenman yapıyor. O havayı görünce endişeye kapıldık. Onlar bir yarı sahayı kullanıyor, biz öbür yarı sahayı kullanıyoruz. Fakat kaygıdan mı nedir anlayamadım, antrenmanda bizim oyuncular en az onlar kadar müthiş, inanılmaz bir performans sergiledi. Sonuçta maçı 2-0 kaybettik.”

“O sonuçta benim çok büyük rolüm var, inanılmaz oynadım. Zaten Atletico Bilbao takımı bana transfer teklifi yaptı, rahmetli Candan Tarhan tercümanlığımı yapmıştı. Hatta beni kaygılandıran bir sözü olmuştu: ‘Bu Bask bölgesinin takımı, orada Müslümanları sevmezler,’ dedi. Benim için hiç önemli değil dedim. O arada televizyonlar benimle röportaj yaptı. Biz Türkiye’de o zaman siyah-beyaz tek kanalı izliyoruz. Orada birkaç kanal var, hatta ertesi gün uçak beklerken bizim maçı seyrettik. Kısacası benim için inanılmaz bir maçtı. Tek kale oynuyorlar ve ben oynuyorum. Bugün bile o maçta oynayan Raşit, Samet gibi arkadaşlarım, ‘Biz hayatımızda öyle maç görmedik,’ derler. O kadar çok seyirci vardı ki, uğultudan sahanın içinde konuştuklarımız duyulmuyordu. O gün oradan iyi yırttık kısacası. Sonra rövanşı oynamak için Adana’ya geldik. O zamanlar faks yok, teleks var. Hocamız bir fabrikanın teleks numarasını vermiş. Bilbao’dan beklediğimiz haber ulaşmadı. Belki de beni yurtdışı için yeterli görmediler. Yaşım çok küçüktü kaleci olarak. Futbolcu farklıdır, kaleci biliyorsun belli bir yaştan sonra olgunlaşıyor. Adana’da rövanşı oynayınca Adanaspor beni istedi. Ocak ayıydı sanıyorum rövanş maçını oynadığımızda. İklim çok güzeldi. Teklifi kabul ettim. O arada Fener, Beşiktaş ta beni çok istiyordu. Ön anlaşma yapıldı, söz verdik. Bizim ağzımızdan çıkan senettir. O sözden geri dönmek olmaz.”

Böylece Erhan Arslan 1976-77 sezonunda Adanasporlu olmuş, memleketi Tekirdağ’dan bir hayli uzağa gitmişti: “Ailemin Adana’ya giderken kaygıları vardı. Ben oraya gittiğimde 20 yaşındaydım. Adanaspor’a 750.000 liraya transfer olmuştum. O zaman Cemil Turan Fenerbahçe’den 1 milyon lira almıştı. Hiç unutmuyorum, babama çekleri verdiğim zaman bir an duraladı, şok geçirir gibi oldu. ‘Çok büyük paralar bunlar, yarın bir sakatlığın olursa geri isterlerse ne yaparız?’ diye bir an kaygılandı. Nihayet Temmuz ayında Adana’ya gittim. Uçaktan bir indim, sanki yüzüme lavlar vuruyor. Ben burada nasıl yaşayacağım dedim. Mukaveleyi yaptık ama içimde inanılmaz bir kaygı. İnsan iyiye çabuk, zorluklara geç de olsa alışıyor.” Nitekim takıma ve şehre çabuk uyum sağlamış olmalı ki, hocası Abdullah Gegiç onu ilk lig maçında sahaya sürmüş. Lakin henüz iki lig maçı oynamışken, geçirdiği ağır sakatlık sonucu uzun süre takımdan ayrı kalmış: “Adana’ya ilk gittiğim sene takım UEFA Kupasında oynayacaktı. İlk turda Avusturya’nın Salzburg takımı çıkmıştı. Hocası lig maçımızı izlemek için Adana’ya geldi. Giderken Milliyet’e demeç vermiş ve en büyük engel olarak beni göstermiş. Orada gece antrenmana çıktık. Birden etrafımda büyük bir gazeteci topluluğu oluştu, flaşlar filan patlıyor, şaşırdım. Meğer aynı demeci orada da vermiş. Biz beşe iki yapıyorduk. Fenerbahçe’den Selahattin kiralık olarak bize gelmişti. Ben o çalışmada  onunla çarpıştım. Sıcağı sıcağına hissetmedim, kalktım devam ettim, dizim yine döndü – menisküs. O maçı oynayamadım. Kaleci Malik benim yedeğimdi. ‘Ben bu maçı kaldıramam,’ dedi. Bizim asıl kalecimiz Erden abiydi, çok tecrübeliydi fakat beli sakattı. Zaten o sağlam olsa benim oynama şansım az olurdu, çok iyi kaleciydi. Malik öyle deyince Türkiye’den sabah uçağıyla Erden abi geldi. Aynı gün, beli sakat olduğu halde maça çıktı. 5-0 kaybettik maçı.”

Adanaspor 1976-77. Ayaktakiler (soldan sağa): Necip Erdoğan, Şener Çınar, Timuçin Çuğ, Vedat Bayraktar, Halis Reçber, Erhan Arslan.  Oturanlar (soldan sağa): İhsan Sakallıoğlu, Selahattin Karasu, Burhan Çetinkaya, Harun Kaya, Şevket Kesler.

Özellikle 1977-78 sezonu çok başarılı geçmiş Erhan Arslan için. Kendisi Hürriyet okurları tarafından Adana’da yılın sporcusu seçilirken, takımı da ligi dördüncü sırada bitirmiş: “İlklerimdir benim Adana, çok severim. İnsanı da düzgündür, futbol sevgisi çok fazladır. Orada güzel günler geçirdim. Hürriyet gazetesi okurları tarafından yılın sporcusu seçildim ki çok iyi sporcular yetiştiren Adana’da bu zor iştir. Adana Demirspor da o zaman birinci ligde oynuyordu. Manş’ı geçen Ersin Aydın, tramplenci Ayhan Kızıl, birinci ligde oynayan Güney Sanayi voleybol takımı vardı. Onların arasından yılın sporcusu seçilmek gerçekten çok zordu. Sonra diğer illerde de yılın sporcusu olarak seçildim ama Adana’daki benim için çok anlamlıydı.”

“Bana Miliç’in çok faydası oldu. Beni o çalıştırıyordu. O dönemde 11 hafta yenilmedik. Bize özgüven kazandırdı, yüreklendirdi. Ondan önce hocalarımız bizi on beş gün, bir ay kamplara alırdı. O tam tersini yaptı, gazinoda çalışan kadınların otelinde kamp yaptırdı bize. ‘Dilediğiniz gibi hareket edin, ben size güveniyorum,’ dedi. Çok dürüst bir karakterdi. Öyle olunca insan farklı bakıyor tabii. Daha dikkatli davrandık ve çok başarılı olduk. Hatta İstanbul’da Fenerbahçe’yi yendik. O zaman ben ayın futbolcusu seçilmiştim. Miliç Türk insanını iyi tanıyordu, Adana’da çok iyi bir futbolculuk geçmişi vardı, çok seviliyor ve sayılıyordu.”

“Artık hayatta olmayan Füze Selami’yi de çok iyi tanıyordum. Miliç’in yardımcısıydı, antrenmanlarda beni çalıştırırdı. Toplara inanılmaz derecede sert vururdu. Beni çalıştırması  benim şansımdı. Çok nüktedan da bir karakteri vardı. Bir gün ‘Turgay Şeren’i seyredemedim, nasıl kaleciydi? Ona golün var mıydı?’ diye sordum. Bana şöyle bir baktı, ‘Orta sahadan vuruyordum topa, dönüp seviniyordum,’ dedi.”

Adanaspor 1978-79. Ayaktakiler (soldan sağa): Burhan Çetinkaya, Erhan Arslan, Mustafa Şentürk, Selahattin Karasu, İbrahim Okutan, Necip Erdoğan. Oturanlar (soldan sağa): Timuçin Çuğ, Özer Umdu, Gani Açıkel, Murat İnan, Şevket Kesler. (ayaktakileroturanlar.com)

 

Adanaspor’da dört yıl geçiren Erhan Arslan’ın bundan sonraki durağı Kocaelispor olmuştu: “Kocaelispor’da beş sezon oynadım. İlk yıl kiralık oynadım, sonra dört yıl mukaveleli olarak görev yaptım. İlk kez birinci lige çıktığı 80-81 sezonunda gelmiştim. İlk sene biraz zorlandık, Altay maçının ilk yarısını ikinci ligde oynadık, ikinci yarıda kurtardık işi. İlk yarıda golü de kendi kalemize atmıştık. Ondan sonra bayağı toparlandık.” Gerçekten de lig tarihimizin en ilginç sezonu olan 1980-81 sezonu sonundaki puan cetveline baktığımızda, 8. sıradaki Kocaelispor’un 30 puanı, 14. sırada kalıp küme düşen Rizespor’un 29 puanı olduğunu görüyoruz. Yeşil-siyahlı takım Türkiye Birinci Ligi’ndeki ilk yılında, kümede kalıp orta sıralarda yer alma başarısını gösterirken, Galatasaray, Altay ve Orduspor’la oynadığı son üç maçı kazanması bunda önemli rol oynamıştı.

1980-81 sezonunda Kocaelispor’un teknik direktörü, genç milli takımda Erhan Arslan’ın hocalığını yapan Zeynel Soyuer’di. Zeynel Hoca’nın ona penaltı attırması, futbolculuk hayatındaki ilginç gelişmelerden biriydi: “Kocaelispor’da çok penaltı attım. Kimse gitmiyordu topun başına, ben gidip vuruyordum. Zeynel Soyuer bana, ‘Sert vur, kaleci görmesin,’ derdi. Hakikaten ben topa vurdum mu kaleci göremezdi. Hiç penaltı kaçırmadım.” Bir diğer özelliği de iyi degaj atmasıydı: “Adanaspor’da Erden abi çok iyi degaj atardı. Ben de ondan iyi degaj atmayı öğrendim. Dömivole vurduğum zaman 70-80 metreye elimle koymuş gibi atardım. Topa vurmak önemlidir ki – söylemesi ayıp – ben topa bayağı iyi vururum.”

1980-81 sezonunun son maçını sahasında Orduspor ile oynayan Kocaelispor, bu maçı Erhan Arslan’ın yukarıdaki fotoğrafta görülen penaltı golüyle 1-0 kazanmıştı.

 

Kocaelispor Türkiye Birinci Ligi’ndeki ilk sezonundan sonra genellikle her sezon bir teknik direktör değişikliği yaşamış. 1983-84 sezonunda eski milli kaleci Özcan Arkoç görev yapmış, fakat o da sezonu tamamlayamamış. Özcan Arkoç’la ilgili şunları söylüyor Erhan Arslan: “O sezon bir ara parasal sorunlar oldu, ‘Hocam, izin verirsen ben oynamayacağım,’ dedim. ‘Burada ekonomik sıkıntılar çekiyorsun ama benden daha çok yeteneklerin var, bunu seni motive edeyim diye söylemiyorum. Sakın işin peşini bırakma, başka kulüplere gidersin,’ dedi. Tabii bu sözler beni ikna etmişti. Çok dürüst ve iyi insandı. Uzun yıllardan beri Almanya’da yaşadığı için biraz sıkıntı yaşadı.”

Kocaelispor 1983-84. Ayaktakiler (soldan sağa): Haluk Turfan, Ali Çoban,  Senad İbriç, Ahmet Keloğlu, Murat Vatansever, Erhan Arslan. Oturanlar (soldan sağa): Orhan Görsen, Erhan Altın, Yaşar Altıntaş, Bülent Baturman, Süha Özkan.

Genç, amatör ve ümit milli takım kalesini defalarca kez koruyan Erhan Arslan, kadroya birkaç kez seçilmesine rağmen, A milli takım formasını Kocaelispor’daki son sezonunda, 1 Mayıs 1985’te Belfast’ta Kuzey İrlanda’yla oynanan Dünya Kupası eleme maçında giydi.

Beş yıl Kocaelispor’da oynadıktan sonra 1985-86 sezonunda Sarıyer’e transfer olmuş Erhan Arslan: “Rıdvan’la birlikte Ankara’da bir maç için A milli takım kadrosundaydık. Onunla konuşurken, ‘Abi Sarıyer’e gelir misin?’ diye sordu. O zaman Sarıyer de birinci ligdeydi. Rahmetli Candan Tarhan çalıştırıyordu, benim de ümit milli takımda hocamdı. Candan Hoca’yla görüştük, neticede Sarıyerli oldum. Sarıyer semt takımıydı, fazla seyircisi yoktu. Fakat  müthiş bir takımdık: Sercan, Rıdvan, Çelebiç, Mehmet Kalkavan, Fantom Ahmet, Ali Çoban; o kadar çok iyi oyuncu vardı ki. Sarıyer’in en iyi dönemiydi.”

Sarıyer 1985-86. Ayaktakiler (soldan sağa): Erdem Acar, Ufuk Ülker, Ali Çoban, Sead Çelebiç, Erhan Arslan, Cem Pamiroğlu. Oturanlar (soldan sağa): Hakan Kutucuoğlu, Sedat Tatlısöz, Sercan Görgülü, Engin Ülker, Arif Büyükdurmuş.

“Kulüp başkanı Erdal Aksoy’la çok sorunlar yaşadık ama onun dışında muhit ve camia olarak Sarıyer’i severdim. Çok güçlü bir yönetim vardı. Jak Kamhi, Şamdan’ın sahibi Mehmet Tuna, Maral Öztekin, Mustafa Taviloğlu, Teoman Demir gibi güçlü yöneticiler vardı. Eyüp Odabaşı gibi işi çok iyi bilen, futbolun içinden gelmiş bir abimiz vardı. Fakat Erdal Aksoy yüzünden hayatımda en gergin oynadığım maçlara orada çıktım; verilen sözleri yerine getirmedi. Hiç motive olmadan maça çıkıyordum. Kafamda hep bitsin de Sarıyer’den gideyim düşüncesi vardı.”

Sarıyer 1986-87. Ayaktakiler (soldan sağa): Hakan Kutucuoğlu, Sedat Tatlısöz, Ali Çoban, İzzet Recepagiç, Erhan Arslan, Erdem Acar. Oturanlar (soldan sağa): Hakan Özgerçek, Arif Büyükdurmuş, Rıdvan Dilmen, Sercan Görgülü, Engin Ülker. (ayaktakileroturanlar.com)

1987-88 sezonunda yeni takımı Bursaspor olmuş Erhan Arslan’ın. Yeni takımına transfer olduğunda, muhtemelen dünya tarihinde bir örneği daha olmayan bir garabete de tanıklık etmiş. Önceki sezon ikinci lige düşen Bursaspor, sezon başlayıp bu ligde bir maç yaptıktan sonra siyasetçilerin tepeden inme aldığı bir kararla tekrar birinci lige çıkarılmış. “Beni Bursaspor uzun zamandır istiyordu. Cavit Çağlar vasıtasıyla teklif gelince oraya gittim. Bursaspor’a gittiğimde ikinci lige düşmüştü. Cavit Çağlar çok iyi bir kadro kurup tekrar çıkmayı hedeflemiş. Dört oyuncu gittik biz oraya: ben, Fenerbahçe’den Şenol, Eskişehirspor’dan santrfor Ahmet Kılıç, bir de Çetin vardı. Fakat Cavit abiyi kızdırmışlar, almamış takımı. O var diye gittik biz. Eski futbolculardan Orhan Özselek başkan olmuştu, anlaştık, kaldık orada. İlk maçı Aydınspor’la oynadık ve 4-0 yendik. Kalemize top gelmeden maç bitti. İkinci ligde o maçı oynamıştık, ondan sonra dediler ki sizi birinci lige aldık ve sezonu beşinci bitirdik!”

Bursaspor 1988-89. Ayaktakiler (soldan sağa): Turan Şen, Avdo Kalajdzic, Nejat Biyediç, Ahmet Suphi Evke, Taner Ertaş, Erhan Arslan. Oturanlar (soldan sağa): Yalçın Gündüz, Şenol Ulusavaş, Beyhan Çalışkan, Bülent Alkılıç, Adnan Örnek. (ayaktakileroturanlar.com)

Üç sezon Bursaspor’da oynadıktan sonra, 1990-91 sezonunu Sakaryaspor’da geçirmiş: “Sakaryaspor’a kiralık geldim. Bursaspor’da bir maçta kırmızı kart görmüştüm ama oyuncu kendini attı, ben bir şey yapmamıştım. Başkan İbrahim Yazıcı ceza olarak transfer alacağımı kesmiş. Ben de Sakarya’ya gittim o sezon.” 1991-92 sezonunda tekrar Bursa’ya dönmüş. Aynı yıl futbolu bırakıp antrenörlüğe başlamış: ” Adanaspor’daki hocam Dorde Miliç çalıştırıyordu takımı. Bana, ‘Futbolu bırak, benim yanımda ol,’ demişti. Oyuncu lisansım vardı. ‘Sıkıştığım zaman seni oynatırım,’ diyordu. Dört- beş ay çalıştık. Sonra o ayrılıp Yugoslavya’ya döndü. Yerine Yılmaz Vural geldi. Yılmaz Vural’la üç buçuk sene beraber çalıştım. Antep’te beraber çalışıyorduk. Ben teknik direktör kursuna gelmek için erken ayrıldım, ondan sonra beraber çalışmadık.” Teknik direktörlük yaşamıyla ilgili şunları söylüyor Erhan Arslan: “Futbol oyun ama antrenman bilim. Tabii bunu futbolu bıraktıktan sonra, kurslara gittiğimiz zaman öğrendik. Çok şey bildiğimizi zanneden bizler hiçbir şey bilmediğimizi kurslarda gördük.” Teknik direktörlüğe başladıktan kısa bir süre sonra Çorlu’da şampiyonluk yaşamış: “İlyas Tüfekçi Çorluspor’dan ayrılmıştı. Takım sonuncuydu, 13 hafta arka arkaya kazandık ve şampiyon olduk.” Fakat bu camiada sık rastlanılan ayak oyunlarından o da nasibini almış: “Kocaelispor’da başıma geldi. Hüseyin Kalpar çalıştırıyordu takımı, işler iyi gitmiyordu. Yerine göreve getirdiler beni. Üç takım birinci lige çıkacaktı, altıncı veya yedinci aldığım takım üçüncü sıradaydı. Sezonun bitmesine yedi hafta kala, oranın başka yollardan kendini güçlü kılan bir hocası yerime geldi ve takım sezonu dokuzuncu bitirdi. Neticede dış etkenler, ‘biz şampiyon yapalım’ diye ucuz kahramanlık peşinde olanlar etkili oldu.”

Erhan Arslan’ın oğlu Emre de baba mesleğini seçmiş. Uzun yıllar Pendikspor kalesini koruyan Emre, halen Hereke takımında görev yapıyor.

Ülkemizdeki futbol ortamının, göz önünde görünmeyen kısmını şöyle anlatıyor Erhan Arslan: “Üst liglerde çok olmasa da alt liglerde sadece maaşa çalışan hocalar var. Futbolcunun gözünde maaşla çalışan teknik adamın itibarı olmaz. Teknik direktör koskoca bir grubu yöneten, başarıları puan cetveline göre endeksli olan bir insandır. Hele altyapılarda maaşını bile doğru dürüst alamayan teknik adamlar var. Ülkemizde bu iş iyice dibe vurdu. Yöneticiler takıma çok karışıyor. Üçüncü ligde bile takımı yöneticiler kuruyor. Yöneticinin işi para bulmak, takımı idare etmek, teknik adamın işi de takımı antrene edip müsabakalarda puan cetvelinin üst sıralarında yer almaktır. Maalesef Türkiye’de tribünde oturan herkes antrenör. Ülkemizin en büyük sıkıntısı hiç kimsenin birbirine saygısının olmaması.”

No Comments

Post A Comment