İsmail Kurt: Bu Kalp 90 Dakikayı Çıkarmaz mı?

“Bek oyunculuğunu ‘kalıp kıyafeti yerinde adam!’ tarifinden çekip çıkaran futbolcu. Çevik, hareketli, markör ve bir yan haf kadar iyi top kullanan bir oyun stiline mâlik. Formda olduğu zaman bir takım için ‘sigorta’dır.” İsmail Kurt’un futbolculuğunu tarif eden bu satırlar, Gündüz Kılıç, Eşfak Aykaç ve Coşkun Özarı’nın kaleme aldığı “Futbol Bizim Dünyamız” adlı kitapta yer alıyor. Ellili yılların ikinci yarısında Galatasaray’da, altmışlı yıllarda Fenerbahçe’de forma giymiş, iki takımda da şampiyonluklar görmüş futbol tarihimizin bu önemli ismini bildiğiniz gibi 27 Şubat 2017 tarihinde kaybetmiştik. Kendisiyle vefatından birkaç ay önce yaptığım görüşmede anılarını dinleme imkânını bulmuştum. Aşağıda okuyacağınız yazı, merhum İsmail Kurt’la yaptığımız bu uzun sohbetten derlenmiştir.
Fethi Aytuna

Mahalle takımından beş futbolcu çıktı

“1934’te Kırklareli’nde doğdum. Yedi kardeşin en büyüğü bendim. Baba tarafı Selanik, anne tarafı Kırcaali’den gelmiş. Babamın ailesi Kırklareli’ne, annemin ailesi Babaeski’ye yerleşmiş. Babam celepti, Trakya’nın en büyük tüccarıydı. Edirne’den Sakarya’ya kadar bütün askeriyenin etini biz verirdik. Et ve ot müteahhidiydi. Sütlüce mezbahası babam gelmeden açılmazdı. Eskiden İstanbul’dan Kırklareli’ne beş saatte gidilirdi. 1942 civarında İstanbul’a gelip yerleştik. Harp zamanıydı, evlerde karartma yapılırdı. İstanbul’a gelince Fatih’e, Hırka-i Şerif Camii yakınında bir eve taşındık. Tam Fatih’te, caminin üst tarafında bir Taş Mektep vardı. İlkokula orada başladım. Beşinci sınıfı, Hırka-i Şerif Camii’nin yanındaki 19. İlkokul’da bitirdim.”

Futbolla ilk tanıştığı yılları şöyle anlatıyor İsmail Kurt: “İstanbul’a gelir gelmez, 8 yaşlarındayken top oynamaya başladım. Mahallede herkes üç büyüklerden birini tutardı, ben de Fener’i tutardım. Bir mahalle takımımız vardı, ismi de Keşhanespor idi! Büyükler de vardı yani takımda. O zaman aileler ne kadar zengin olursa olsun, babalar çocuklarına belli bir harçlık verirdi. Biz takımı kurduk ama doğru dürüst ne forma alabiliyoruz, ne ayakkabı. Herkes kendi gömleğiyle, bez ayakkabısıyla filan oynuyor. Yine böyle mahalle maçları yaparken, babası benzin istasyonu sahibi yani zengin olanlardan biri çok gol yiyordu ama kaleci oynamayı seviyordu. Bir baktık, o arkadaş forma, tozluk, ayakkabı almış, top filan hepsini getirdi. ‘Bir maç bağladım, gideceğiz, yalnız kaleci benim, takımı siz yapın,’ dedi. Ta İstinye taraflarında bir yer. Kendisine de dizlik, dirseklik almış. Çok gol yiyordu ama istersen çıkar bakalım. Neyse biz onun yediğinden fazla atıyorduk. Bir müddet sonra bir kaleci bulduk. Sonra İstanbulspor’da kalecilik yapan Altan’dı. Vefa’da oynayan genç milli kıvırcık Şükrü vardı, o mahallemizin kaptanıydı. Fenerbahçeli Avni Kalkavan yine bizim mahalledendi. Bir ara Beşiktaş’ta oynayan Güneş vardı, sonra Almanya’ya gitti. Yani bir mahalle takımından beş tane futbolcu çıktı. Şimdiki Vatan Caddesi, Adliye ve Emniyet binalarının olduğu yere Yenibahçe denirdi. Orası hep bostanlıktı. Herkes oralarda top oynardı. Bir inşaat oldu mu oradan kum çalıp top oynadığımız sahaya serer, röveşata filan çalışırdık. Çocukluğumuzda İstanbul’un en güzel zamanlarını yaşadık. Ermeni, Yahudi, Rum, Çerkez, Laz, Kürt hep bir arada oturuyorduk, kavga filan yoktu.”

Karagümrük’te sağ açık oynadım

İsmail Kurt’un Galatasaray’a transfer olup tanınmadan önce de lise takımından Babaeski’ye, Karagümrük’ten Fenerbahçe B takımına kadar renkli bir futbol hayatı olmuş. O dönemini de ayrıntılı bir şekilde anlatıyor: “İlkokulu bitirdikten sonra Karagümrük Ortaokulu’na gittim. Onun ardından Sultanahmet Ticaret Lisesi’nde okudum. Adalet takımında oynayan Küçük Erol (Topoyan) ve Fenerbahçeli Akgün (Kaçmaz) de vardı. Lise takımında beraberdik. Babam top oynamamıza çok kızardı. Çok iyi adamdı ama çok resmîydi. Ben oynarken bir muhasebecisi vardı, babama yavaş yavaş anlatmaya başlamış. Bir vurdu, direği kırdı diyormuş. Babam okumamızı istiyordu, bize iş bile yaptırmıyordu. Dayım Hüseyin Arda, Babaeski’de amatör Gençlikspor kulübünün başkanıydı. Ben İstanbul’dan geliyordum, maç oynuyordum. Bana profesyoneller kadar para verirdi dayım. Takım Kırklareli ligindeydi. O zaman Kırklareli’nde en iyi takım Alpullu Şekerspor’du. Galatasaray, Fenerbahçe oraya maç yapmaya gelirdi. Üç sene Babaeski’de oynadım, 1950-53 arası. Sonra üç sene, 1953’ten 1956’ya kadar Karagümrük’de oynadım. Adalet ve Karagümrük takımlarında oynayan Cahit Candan’ın teşvikiyle, mahalle arkadaşlarımdan Vural ve Şükrü ile birlikte idman maçına çıktık. Üçümüz de çok iyi oynayınca Karagümrük’e aldılar. Karagümrük’te oynarken 1954’te, Fenerbahçe B takımında oynadım. Reşat Erte’nin çalıştırdığı takımda Can Bartu ve Avni Kalkavan’la beraberdim. Beni özel maçlarda çağırıyorlardı.”

Sultanahmet Ticaret Lisesi takımı. İsmail Kurt ayakta, sağdan ikinci. Sağ başta oturan futbolcu Akgün Kaçmaz.

İsmail Kurt (ayakta, sağdan ikinci) Fenerbahçe B takımında. Aynı sırada,
soldan üçüncü Can Bartu ve yanında Avni Kalkavan görülüyor.

“Karagümrük’te iki sene İstanbul amatör şampiyonu olduk. Vural santrhaftı, Şükrü sol içti. Ben de santrhaftım ama sağ açık da oynardım. Maç kötü gitti mi kaptan Nevzat beni ileri gönderirdi. Türkiye birinciliğinde ileri geçerek altı maçta beş gol attım. İki tanesini İzmirspor’a attım, 3-2 kazandık maçı. O maçta son dakikada bir gol ben attım. Metin Oktay o zaman İzmirspor kadrosundaydı, ama Galatasaray’la anlaşmıştı. Bize karşı oynamadı. Bizim grubumuzda İzmirspor, Eskişehir Demirspor, Adana Demirspor vardı. Eskişehir Demirspor’a da gol attım. Mithatpaşa Stadı’nda oynuyorduk. Demirspor’da meşhur kaleci Abdülkadir vardı, milli takımda Cihat’ın yedeğiydi. Hocamız beni yine ileri gönderdi. İki gol de o maçta attım. Bir de Adana Demirspor maçında golüm var. Adana Demirspor o zamanlar Fener’i, Galatasaray’ı yenerdi, çok kuvvetliydi. Biz onları Adana’da yendik. Grubumuzu birinci bitirip finale kaldık. Finalde Bursa’nın o zamanlar en kuvvetli takımı Acar İdmanyurdu vardı. Maçın yeri daha önceden Bursa olarak ilan edildiğinden orada oynadık. Halbuki orada oynanmaması lazımdı.”

(Koray Gürtaş arşivi)

Karagümrük 1955 Türkiye Amatör Futbol Birinciliği final maçı için Bursa’da. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Zühtü, Osman, ?, İsmail Kurt, Ahmet Berman, ?, Nevzat. Oturanlar: Fehmi, İzzet Aksu, Reşat, Ali Rıza Odman.

Beşiktaşlı İsmail

Ocak 1956 tarihli Hürriyet gazetesinde gördüğüm bir fotoğraftan bahsediyorum. Özel maçlar yapmak üzere İzmir’e giden Beşiktaş kafilesini gösteren bu fotoğrafta İsmail Kurt da var. Hatırlıyor o haberi ve Beşiktaş’la ilgili bir anısını anlatıyor: “Ben Beşiktaş’ta beş maç oynamıştım, özel maçlarda. Ben o zaman sağ haf ve sol haf oynuyorum. Beşiktaş’ın meşhur Eşref-Ali İhsan-Nusret haf hattı vardı. Bir gün Eşref-Ali İhsan-İsmail olarak, bir gün İsmail-Ali İhsan-Nusret olarak çıktık. İlk kez Ankara’da yine bir özel maçta oynamıştım Beşiktaş’ta. Maçta Eşref oynuyordu, ben kenarda bekliyorum. Derken baktık Eşref sakatlandı karşı tarafta. Arap Sadri bana kalk dedi. Fakat Eşref daha yerde, bekliyorum kalksın da gireyim diye. Neyse Eşref çıktı, ben girdim ama onu içeri göndermemişler. Daha ayağıma top değmedi. Bir pozisyon oldu ama benle alakası yok, çok uzakta. Koşarsam yetişeceğim. Koştum koştum, sıçrayıp bir kafa vurdum. Ondan sonra çağırdılar beni. Bir kafa vurdum, Eşref tekrar girdi. Arap Sadri geldi, ‘Hadi iyisin, Beşiktaş’ta da oynadın,’ dedi. ‘Abi çok yorgunum, müsaade edersen yatmaya gideyim,’ diye karşılık verdim!” Transfer etmek istemediler mi diye sorduğumda, “İstediler, hatta aylık bile verdiler,” diyor İsmail Kurt ve anlatmaya devam ediyor: “Diğer oyuncuların aldığı aylığı aldım fakat anlaşamadık. 3 bin lira istedim, fazla buldular. Fenerbahçe’de de bir özel maça çıktım. Ankara Güneşspor’la Mithatpaşa’da maç vardı. İkinci yarıda oynadım. Samim Var, Hürriyet gazetesinde ‘İsmail sahanın en iyi oyuncusu olarak göründü,’ diye yazmıştı. Fakat buna rağmen onlar da almadılar beni. O zaman Galatasaray’a gittim, kısmet. Orada parladım, orada milli oldum. Galatasaray benim istediğim parayı kabul etti. O zamanlar Galatasaray’a, Fener’e girmek mühim olaydı. Parası mühim değildi. Fakat benim bir onurum var, değer miyim değil miyim diye öyle bir miktar belirlemiştim kendim için.”

Kurt kardeşler

Galatasaray’daki yılları hakkındaki ayrıntıları sonraya bırakıp ailesini, kendisi gibi futbolcu olan kardeşlerini konuşuyoruz. “Babam öldüğü zaman 22 yaşındaydım. Bir kardeşim vardı Fevzi, 20 yaşında. O lise mezunuydu. Ondan sonra iki yaş ufak bir kız kardeşim vardı. Rıfat vardı, 10 yaşında. Metin 8 yaşındaydı. Rıfat içimizde en iyi futbolcuydu. Orta sahada oynardı. Sarıyer’de Cemil’le oynadı. Ama ikinci ligde kaldı. Çorum, Malatya, Nevşehir kulüplerinde oynadı. Biraz ehlikeyifti. 50 yaşında kanserden kaybettik onu. Metin ise çalışmayı çok seviyordu. Amcamın oğlu Fikri de Beşiktaş genç takımında oynadı. Sonra iki sene Kasımpaşa’da, sonra İzmit Kağıtspor’da oynadı. İki kız kardeşimiz daha vardı. Babam öldüğünde biri dört, diğeri iki yaşındaydı. En büyük kardeş ben olduğum için ailenin reisi oldum. Alacak, verecek çoktu. Babam ihracat yaptığı için kredi filan almış. Ben de işten anlamıyorum. O zaman Karagümrük’te oynuyordum. Profesyonel değildim henüz. Kulüp bana bir ailenin yanında oda tutmuştu, 35 lira veriyordu. Aile kahvaltımı da veriyordu. Babamın ölümüne de yetişemedim. Anneannen hasta dediler, meğer babam ölmüş. Trakya’da çok kötü bir kış vardı. Cenazenin kaldırılmasından bir gün sonra gidebildim Kırklareli’ne. Bir bankaya 125 bin lira borç vardı. Bir ortağına 87 bin lira borç çıktı. Bir ortağına daha 20 bin lira borcu vardı. Baktım, bütün malımız borçları karşılıyor. Bütün alacakları toparladım. İstanbul’dakiler, ‘Baban çok iyi bir evlat yetiştirmiş,’ dediler. Biz sana yardımcı olacağız, beş sene bekleyelim işi tasfiye etmen için dediler. Ben kabul etmedim, bütün borçları temizledim.”

Vecdi Çıracıoğlu - "Gladyatör"

Kurt kardeşler ve anneleri, Güler-İsmail Kurt çiftinin düğününde bir arada. Sağ başta oturan Metin Galatasaray’a transfer olunca bütün ülkede tanındı. Ayakta duran Rıfat ise Sarıyer’de oynadığı için meşhur olamadı.

İsmail Kurt bir yandan ailenin reisliğini üstlenirken, diğer yandan futbol oynayıp Yüksek Ticaret Okulu’nda okumaya devam etmiş. O yıllarda üniversite ve yüksek okul takımları arasında da büyük bir spor rekabeti yaşandığını anlatıp devam ediyor: “Yüksek Ticaret takımı milli takım gibiydi. Turgay, Coşkun Özarı orada. Beşiktaşlı Nazmi, Coşkun Taş, Özcan orada. Gökçen vardı takımda. Yüksek Ticaret Okulu’nun başkanı hasta Fenerliydi. Bir gün Samsun’da maç bağlamış. Kaleci Şükrü Ersoy, Basri Dirimlili ile Melih Ilgaz’ı da takviye alıp götürdük. Başkan en az beş tane atacaksınız diyordu. Kalede Şükrü. Sağ bek Gökçen Dinçer, sol bek Basri Dirimlili. Sağ haf Özcan Esinduy. Santrhaf Dr. Melih Ilgaz. Sol hafta ben. Daha o zaman Karagümrük’te oynuyordum, meşhur değildim. Sağ açık Beşiktaşlı Metin Erman, sağ iç Nazmi, Bilge santrfor Fenerli Hüsamettin Poyrazoğlu, sol açık Coşkun Taş. Bir ara Şükrü’yü sağ açığa aldık, bizimle alay ediyorlar diye yuhaladılar. İki takımla oynadık. Hangisi daha iyi netice alırsa, o daha iyi takım diye övünecekti. İkisini de 5-1 yendik.”  Üniversite eğitimiyle ilgili ilginç bir gelişme, okula İstanbul’da başlayıp İzmir’de bitirmesi olmuş. “İzmir’deki okuldan mezun oldum. Para-kredi-banka diye bir ders vardı. Ondan hiç kimse geçemiyordu. Ben o sırada Fener’e geçmiştim. Rahmetli Müslim Bağcılar, ‘Sen okulunu bitireceksin,’ dedi. Adam izin aldı bana. İzmir’de kalıyordum, Altınordu’yla antrenman yapıyordum. Sonra Fenerbahçe’nin maçlarında oynuyordum. İki ay imtihan zamanlarında İzmir’de kaldım.”

(Hayat dergisi)

Galatasaray 1956-57 sezonunda bir maça çıkarken (soldan sağa): Metin Oktay, İsfendiyar Açıksöz, İsmail Kurt, Enver Özdemir, Saim Tayşengil, Kadri Aytaç, Güngör Okay, Coşkun Özarı, Ali Beratlıgil, Suat Mamat, Turgay Şeren.

Galatasaray’da Lefter’e karşı oynadım

İsmail Kurt üç sezon Karagümrük’te oynayıp, Beşiktaş ve Fenerbahçe’de özel maçlara çıktıktan sonra, 1956-57 sezonunda Galatasaray’a transfer olmuş. “Galatasaray’ın bir sene evvel şampiyon olmuş bir kadrosu var. Amatör bir takımdan İsmail diye bir adam geliyor. Amatör takımdan gelip Galatasaray’da nasıl oynar diyenler oldu. Ama ben orada bir özel maçta, şansımı çok iyi kullandım. İkinci devre girdim, 20-25 dakika orada kendimi gösterdim. İlk lig maçım, anlatmam gereken en önemli hatıra. Bu kadroda sağ haf oynuyorum. Emniyet’le oynuyoruz, zayıf takım. Fahir Fenerbahçe’den oraya gitmişti. 15. dakika civarı ben bir topu kazandığım sırada Fahir bir şarj yaptı. Ben havada uçtum ve yere, kolumun üstüne düştüm. Önce vücudumda bir sızı hissettim. Biraz sonra nefes alamaz oldum. Adam değiştirme olmadığı için, işaret ettim, sağ açığa geçtim. Oyunu öyle devam ettirdim. Maçı 5-2 kazandık. Ertesi gün üç-dört tane iyi adam içinde benim adım da vardı gazetelerde. Ama ben içeride kapsulinle ovalamıştım göğsümü. Bir röntgen çekildi. Kaburgamda iki çatlak vardı, maçı öyle oynamışım. Bir ay kadar o çatlakla gezdim.”

Üst sıra (soldan sağa): Candemir Berkman, İsmail Kurt, Mete Basmacı, Ergun Ercins. Alt sıra: Ertan Adatepe, teknik direktör George Dick, kızı ve eşi.

Orta sahadan bek mevkiine geçişi Galatasaray’daki ilk sezonunda gerçekleşmiş İsmail Kurt’un. Hangi maçta olduğunu da aradan geçen yıllara rağmen net biçimde hatırlıyor: “Galatasaray’da ilk zamanlar sağ haf oynadım. Sonra bir maçta, sol bek Metin vardı, ona söylediler sağ bek oyna diye. O kabul etmedi. Ben sağ haf da oynayabilirdim, sağ bek de. Takımda gruplaşma da vardı, biliyorum. Haf oynarsam pas vermezler diye sağ beki tercih ettim. O ilk maç Adalet maçıydı. Sonra ikinci maç Lefter’e karşı oynadım. İlk devre iyi marke ettim Lefter’i. Lefter’e karşı rezil olmadım yani. İkinci devre o sağ açığa geçti. Beni de sol beke aldılar tekrar. O maçı 2-0 kazandık. Hatta golleri Güngör ile Suat atmıştı. Suat’ın kızı yeni doğmuştu. Adını Günsu koydu.”

(ayaktakileroturanlar.com)

Galatasaray 1959-60. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Metin Oktay, Mustafa Yürür, Saim Tayşengil, Erol Kaynak, Candemir Berkman. Oturanlar: Ergun Ercins, İsmail Kurt, Mete Basmacı, Ahmet Karlıklı, Turgay Şeren, Ahmet Berman.

Galatasaray’da unutamadığı maçları sorduğumuzda hiç tereddüt etmeden cevap veriyor: “Galatasaray’da en büyük başarım, Spartak Moskova maçıydı. Tatuşin diye Avrupa’nın en iyi sağ açığı vardı. Onlar özel maçta İtalyanlara karşı oynamıştı. Avrupa’nın en iyi sol beki İtalyan Cerrotto’ydu. Tatuşin Rusya’da onu yerden yere vurmuş, rezil etmişti. İstanbul’a geldikleri zaman Turgay o gün rahatsızdı. Kalede Yüksel vardı. Biz 2-0 mağlup olduk ama ben Tatuşin’i moralman bozdum. Adamı çalımlayıp geçip gidiyordum. Son on dakikada oyundan çıkardılar onu. Hatta ben çıkarken kenara kadar yanında geldim. Ne yapıyorsun diye sordular. ‘Baba Gündüz nereye giderse, sen de onunla git dedi bana,’ diye espri yaptım. Ertesi gün gazeteler Galatasaray mağlup, İsmail galip diye yazmıştı. Kısacası ben çabuk bir oyuncuydum.”

(Günlük Spor gazetesi)

İsmail Kurt Galatasaray formasıyla 1957-58 sezonunda İstanbul Profesyonel Ligi şampiyonluğu yaşadı.

Milli Lig’in ilk sezonunda, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında iki maç üzerinden oynanan finali de ekliyor hatırladıkları arasına, zira bu tarihi finalin iki maçında da forma giymiş. Galatasaray’ın 1-0 kazandığı ilk maça damgasını vuran, Metin Oktay’ın ağları yırtan golünden söz açılınca o zamanların sert şutlarıyla meşhur futbolcularını hatırlatıyor: “Metin Oktay toplara çok stilli vururdu. Lefter ondan da sert vururdu, kaleyi gördü mü şut çekerdi. İstanbulsporlu Kel İhsan toplara bazuka gibi vururdu. Galatasaray’da Enver vardı, o da çok iyi vururdu ama her zaman oynama imkânı bulamıyordu.” Fenerbahçe’nin 4-0 kazanıp Milli Lig’in ilk şampiyonu olduğu maçla ilgili olarak, “4-0 mağlup olduğumuz ikinci maçta daha iyi oynamıştık,” diyerek  ilginç bir tespit yapıyor.

Galatasaray defteri kapanıyor

Galatasaray’da dört sezon geçiren ve bu müddet zarfında, 1957-58 sezonu İstanbul Profesyonel Lig şampiyonluğu yaşayan İsmail Kurt, 1960-61 sezonunda Fenerbahçe’ye transfer olmuş. Bu transferde kendi ifadesine göre Galatasaraylı idarecilerin onu sakatlandı diye gözden çıkarması rol oynamış. Öncelikle nasıl sakatlandığını, ardından transferin nasıl gerçekleştiğini ayrıntılarıyla anlatıyor: “Beykoz’la lig maçımız vardı. O sırada Coşkun Özarı ilk defa Gündüz Kılıç’ın yardımcısı olmuştu. Sağ bekte Dursun oynuyordu. Katır Nusret Dursun’un karşısında 20 dakikada iki gol attı. Bana işaret ettiler, sağ beke geçtim. Durdurduk adamı, ama bir müddet sonra ani bir hareket yaptım. Dizimin üstünde, adale en derin yerde bir kopma yaptı. Bıçak saplanır gibi bir acı duydum. Oyuncu değiştirme yok o yıllarda. O halde sağ bek oynamamın imkanı yok, sol açığa geçtim. Bacağıma kapsülin sürüldü, topu aldım verdim, o şekilde maçın sonunu getirdim. Maçı 3-2 kazandık. Maçın sonunda baygınlık geçirdim. Hiç unutmam, Gündüz Kılıç, ‘Galatasaraylılık ruhu budur,’ diye bana sarılmıştı. Maçtan sonra yirmi – yirmi beş gün yere basamadım. Bu sakatlık epey uzadı.  Artık iyileşmiştim ama beni gözden çıkarmışlardı. Sakatlanmadan önce değerimin 120 bin lira olduğu söyleniyordu. Milli takımda oynamayan Candemir’e 40 bin, Ergun Ercins’e 80 bin lira vermişlerdi. Ben kulübümde kalmak istiyorum, 60 bin liraya iniyorum dedim. 20 bin lirasını da şayet milli takımda oynarsam isterim, geriye kalan paranın 20 bin lirasını verin, bakkala, manava borcumu ödeyeyim dedim. Turgan Ece bir müddet sonra, ‘Çok uğraştım ama 30 bini geçemedim,’ dedi. ‘Sen herhalde 30 bini geçmemek için uğraştın, benim için Galatasaray defteri artık kapandı,’ diye konuştum.”

Galatasaray’ın 1957-59 arasındaki hocası George Dick, İsmail Kurt ve Candemir Berkman’la yemekte. Dick 1960’ta trafik kazası sonucu hayatını kaybetmişti.

“O zaman üç büyükler arasında futbolcu alışverişi yoktu. Beni kimse almaz, artık futbolu bıraktım diye düşünüyordum. Esentepe’ye, eve geldim. Fenerbahçe umumi kaptanı Niyazi Sel, gazeteci Cem Atabeyoğlu da orada oturuyordu. Gazeteler tabii benim durumumu yazıyor. Niyazi Sel durumumu sordu. ‘Galatasaray defteri kapandı,’ deyince ‘Ben tam yetkiyle Fenerbahçe’ye teknik direktör oldum, gelir misin?’ diye sordu. O Hollanda maçında milli takım teknik komitesindeydi. Benim futbolculuğumu iyi biliyordu. Ben olumlu cevap verince hemen Faruk Ilgaz ve Müslim Bağcılar’a haber verdi. Onlarla görüştüm. Bunun üzerine 30 bini geçemeyen o yöneticiler kardeşlerimi devreye sokarak, ‘Gelsin konuşalım, bitirelim işi,’ demeye başladılar. Ben gittim Fenerbahçe yöneticilerine, Szekelly ve Niyazi Sel de vardı. Galatasaray’dan ne kadar istediğimi öğrenince az istemişsin dediler. ‘Azı çoğu önemli değil, bu bir onur meselesi, anlaştık mı?’ diye sordum. Anlaştık cevabını alınca, ‘5 bin lira bile verseniz yine size gelecektim, bu parayla ilgili değil,’ dedim. 50 bin lira aldım Fener’e geçince. Bunun üzerine, ‘O sakat, oynayamaz,’ söylentilerini çıkardılar. O olmayınca, Basri’yle aramı açmaya  çalıştılar. Basri sol bek ya, ama ben sağ bek de oynuyorum. ‘Fenerbahçe’de üç tane milli bek var, ben onları formda tutsam bile hizmettir, Fenerbahçe’de yedek olmak bile şereftir,’ dedim.  Fakat bir yandan da kendi kendime ilk milli maçta oynayacağıma yemin ettim, bendeki hırsa bak. Onda da en büyük şansım Szekelly gibi bir antrenörün olmasıydı. O zaten benim alınmamı çok istemiş. Szekelly bana, ‘Sen hiç telaşlanma, senin tedavin bende. İlk zamanlar 20 dakika oynatırım. Yorulunca bana işaret ver, dışarı alırım. Sonra 30 dakika, sonra 45 dakika. Sen ne zaman 60 dakika oynuyorsun, o zaman milli takıma girersin,’ dedi. Szekelly çok iyi hocaydı. Çalıştığım hocalar içinde bir de Oscar Hold’u çok beğenmiştim ama adamı itfaiyeci diye gönderdiler! Türkiye böyle. Ondan on sene sonra antrenörlük kursuna gittim. Onun on sene evvel bize yaptırdıklarını kurslarda gördük.

Fenerbahçe antrenörü Laszlo Szekelly, yönetici Niyazi Sel ve İsmail Kurt.

Milli maçlar

“Gerçekten Szekelly’nin dediği gibi, sonraki ilk milli maç olan Bulgaristan maçına çağırdılar beni. Sağ bek oynuyorum. Sol açık olarak karşımda Avrupa’nın en iyilerinden biri olan Kolev vardı. O Kolev’i Bulgaristan’daki maçta o kadar iyi marke etmişim ki, ne zaman oraya gitsem Kolev’in belalısı geldi derlerdi. Ali Sami Yen Stadı’nın açılış maçında da Bulgaristan’la oynamıştık. Orada da dev gibi bir sağ açık vardı, ismi Diyev’di. Kafaya çıkarken topu görmeden çıkıyordum, ama düştüm mü hemen kalkıp üzerine gidiyordum.” Söz milli maçlardan açılınca ay-yıldızlı formayla oynadığı ve unutamadığı maçları anlatıyor. “İlk milli maçım Hollanda maçı. Orada Turgay çok iyi oynadı, burada Özcan çok iyi oynadı. Oradaki maçta Kaya sağ haf oynadığı halde sağ açığa koymuşlardı. Sonra ikinci yarı Kaya’yı çıkardılar. Hilmi sağ açığa geçti. Can sol açığa alındı. Hatta Can der, ‘Gerilerden İsmail getirdi topu, ben Metin’e verdim, gol attı,’ diye. Tunus milli maçında ben sol bek oynuyordum, Can Bartu sol iç, Aydın Yelken sol açık.  Ben mesela Aydın’a veriyordum, o topla içeri giriyordu. O zaman onun boşluğuna kaçıyorum. O Can’a verince, Can bana atıyor. Ben pırrr diye topu ortalıyorum. İlk devrede sekiz-on defa gittim. Devrenin sonuna doğru Aydın Yelken yanıma geldi. ‘Yeter artık gitme, millet küfrediyor ne biçim sol açıksın, bir orta yapmadın, bak sol bek kaç kere orta yaptı,’ diye.”

4 Mayıs 1958’de, Amsterdam Olimpiyat Stadı’nda Hollanda’yı 2-1 yenen A milli takım. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Metin Oktay, Turgay Şeren, Lefter Küçükandonyadis, Hilmi Kiremitçi, Kaya Köstepen, Kadri Aytaç, Saim Tayşengil. Oturanlar: Naci Erdem, İsmail Kurt, Coşkun Özarı, Ahmet Berman.

“Norveç maçı öncesi, milli takım kadrosu açıklanmıştı. Mithatpaşa’da oynayacağız. Eskiden bir kalbimize bakıp oyna derlerdi. İlk defa Haydarpaşa’daki hastanede tam teşekküllü bir kontrol yapıldı. Orada kalp doktoru Metin Oktay’la bana, ‘Siz yarın bir daha geleceksiniz,’ dedi. Normal bir insan öyle denince kalbimde bir sorun var diye korkar ama biz milli maçta oynayamamaktan korkuyoruz. Ertesi gün tekrar gittik Metin’le. Giderken gazeteleri de aldım ben. Takım açıklanmış, ikimiz de vardık. Rahmetli Metin Oktay içine kapanık bir adamdı, hiç konuşmazdı. Girdik içeri. ‘Doktor bey, milli takım kadrosu açıklanmış. Bu İsmail Kurt benim. Bu da Metin Oktay. Siz bize izin vermeyecek misiniz?’ diye sordum. ‘Eğer çizgiler aynı çıkarsa vermeyeceğim,’ dedi. Öfkeyle duvara bir yumruk vurdum, ‘Bu kalp 90 dakikayı çıkarmaz mı?’ diye.  Neyse, sonra tekrar baktılar bir şey çıkmadı.”

(ayaktakileroturanlar.com)

24 Ocak 1965’te, Lizbon’da Portekiz’e 5-1 yenilen A milli takım. (Soldan sağa):
Varol Ürkmez, Fevzi Zemzem, Şeref Has, Ercan Aktuna, Sabahattin Kuruoğlu, Metin Oktay. Oturanlar: Yılmaz Gökdel, İsmail Kurt, Aydın Yelken,
Şükrü Birand, Yavuz Çoker.

Anılar başka anıları hatırlatıyor. Bu kez Fenerbahçe formasıyla yaşadığı bir sakatlığı hatırlıyor İsmail Kurt: “Kafam patlamıştı. Reşat Dermanver kafama üç tane ağraf attı. İçeri girdim. İstanbulspor’la kupa maçıydı. Soner vardı, sol açık oynuyordu. Ben topa kafa vurdum, o da topa vuramadı, benim kafama vurdu. Yere düştü, kaldırayım dedim. Bir baktım, kan boşandı benden. Kafamı sardılar. İçeriye girdik. İkinci devreye çıkacağız. Adam değiştirmek yok o zaman. Reşat Dermanver, ‘Ben sana izin veremem,’ dedi. Kafa vurmam dedim. Girdim tekrar oyuna. Son dakika, 1-0 galibiz. Gazhane tarafındaki kaledeyiz. Top üzerimden geçip kaleye girecekti. Kafamla değince kornere gitti top. Fakat o kan görüntüsünü görünce tribünde ağlayanlar olmuş.”

Fenerbahçe’nin 1960-61 sezonunda lig şampiyonu olan kadrosu. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Şükrü Ersoy, Lefter Küçükandonyadis, Can Bartu, Avni Kalkavan,
Kadri Aytaç, Osman Göktan, Şeref Has. Oturanlar: Hilmi Kiremitçi, İsmail Kurt, Mustafa Güven, Naci Erdem.

Fenerbahçe’de üç lig şampiyonluğu

“Fenerbahçe’de üç lig şampiyonluğu gördüm. İlki 1960-61 sezonu. Sonra askere gittim. Askerdeyken ligde oynayamadım. Ancak milli maçlar ve Avrupa Şampiyon Kulüpler maçında oynayabildim. Askerliğimi Amasya’da yapmıştım. Fener’e döneceğim zaman köyden köye koşuyordum. Geldiğim zaman hepsinden daha formdaydım. Ben askerdeyken iki sene şampiyon olamadılar. Sonra döndüm, 1963-64’te üç puan gerideydik. Aradaki farkı kapattık, şampiyon olduk. Bir de 1964-65’te, iki sene üst üste şampiyon olduk.” 1963-64 sezonunda, Fenerbahçe’nin çeyrek finalde elendiği Avrupa Kupa Galipleri Kupası maçları, İsmail Kurt’un unutamadığı olaylar arasında yer alıyor. Sarı-lacivertli takım çeyrek finalde Macaristan’ın MTK takımına ilk maçta 2-0 yenilmiş, İstanbul’daki rövanşı 3-1 kazanmıştı. O zamanki statüye göre üçüncü maç Roma Olimpiyat Stadı’nda oynanmış ve Fenerbahçe 1-0 yenilerek elenmişti. “En üzüldüğüm maç Macar MTK maçıydı. Ondan evvel Feriköy’le bir maç oynamıştık. Mikro Mustafa sağ açık oynuyordu. Çok harika, voleyle bir gol atmıştı fakat o maçta sakatlanmıştı. Antrenmanlarda sekiyordu. Macaristan’a üç gün önce gitmiştik. Büyük Fikret menajerdi. Ona durumu söyledim. Adam değiştirme yok. ‘Onu sakat sakat oynatırsak on kişi oynamış oluruz,’ dedim. Fakat son antrenmana çıktı. Sakatlığı görüne görüne takıma koydular. 15 dakika sonra Mikro Mustafa oynayamaz oldu. Zaten maçtan sonra Viyana’da kalıp ameliyat oldu. Maç 80.dakikaya kadar 0-0 devam ediyordu. O dakikada bir penaltı oldu. Kaleci Hazım kurtardı. Hakem penaltıyı tekrar ettirince kaptan Şeref Has onun gırtlağına sarıldı. Hakem onu attı. 10 dakikada iki gol yedik. Üçüncü maçta, İtalya’da 90. dakikaya doğru bir gol yiyip elendik. O turu atlasak yarı finale çıkıyorduk.”

Fenerbahçe’nin 1964-65 lig şampiyonluğunu kazanan kadrosu. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Yıldırım İper, Osman Göktan, Hazım Cantez, Aydın Yelken, Ziya Şengül, Hüseyin Yazıcı. Oturanlar: Ergun Öztuna, İsmail Kurt, Ogün Altıparmak, Şükrü Birand, Birol Pekel.

Metin Kurt

Vecdi Çıracıoğlu’nun “Gladyatör” isimli kitabında anılarını kaleme aldığı Metin Kurt, kendisinden 14 yaş büyük ağabeyinin futbolculuk vasıflarını şöyle anlatıyor: “Ağabeyim İsmail, Türk futbol tarihine orta sahayı geçen ilk bek olarak geçmiştir. Zira o güne dek hocalar beklerin orta sahayı geçmelerine izin vermezlerdi. Ağabeyim ileri çıkarak orta yapan ilk bektir. Bek oyunculuğunu ‘kalıp kıyafeti yerinde adam’  tarifinden, yani ‘kapı gibi futbolcu!’ tanımından çıkaran bir futbolcuydu. Çevik, hareketli, markajcı ve bir orta saha oyuncusu kadar topu iyi kullanarak oyuna sokan bir stile sahipti. Formda olduğu zamanlarında takımın sigortasıydı.” İsmail Kurt ise kardeşi için şunları söylüyor: “Daha Fenerbahçe’de oynarken Metin’i yöneticilere tavsiye ettim. ‘Alın, iki ay sonra benim mukavelem bitiyor. Beğenmezseniz benim mukavelemden kesin,’ dedim ama almadılar. İbrahim Tusder o zaman Altay’ın menajeriydi, Metin’i istedi. Beni de almak istedi ama ben yaşlanmıştım artık; Metin’i almak için beni de istediğini anladım. Metin’i amatör olarak, bir sene için 15 bin liraya verdik Altay’a. Metin’e bir program verdim. ‘Bunları antrenmanlardan önce ve sonra, her zaman çalışacaksın,’ dedim. Soldan da çalım atar giderdi, sağdan da. İki taraflıydı. ‘Bunlar meleke haline gelene kadar uğraşacaksın,’ dedim. ‘Antrenmanlarda çift kaleye girdiğin zaman, kaptırana kadar çalım yapacaksın. Sana bir gün çok iyi futbolcu ama çok çalım yapıyor diyecekler. Fakat sen adam geçmeyi öğreneceksin.’ O İzmir’deyken mektuplaşıyorduk. Bir mektubunda yazmıştı, hiç unutmuyorum:  ‘Gerildim, 18’in köşesinden vurdum, doksandan girdi. Biraz daha geriden vurdum, kaleci göremedi. Bir daha gerildim, bir baktım öbür ağlara gelmişim. Ama hâlâ on altıdayım, on bire giremiyorum.’ Birkaç ay sonra bir mektubunda, ‘Yeni bir antrenör geldi, şimdi on ikinci adam oldum ama yine on bire giremiyorum,’ yazmış. O zamanki statüde amatör oyuncular sene sonunda istediği takıma transfer olabiliyordu. Altaylı yöneticiler kaçar diye korktukları için onu oynatmıyorlarmış. Ben bunu öğrendim. Altaylı yönetici, eski hakem Hakkı Gürüz, İzmir Yüksek Ticaret’ten hocamdı. Ankara’da Altay ile Beşiktaş Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı oynayacaktı. Ankara’ya gittim, Hakkı Gürüz’ü buldum. ‘Metin çok iyi futbolcu,’ dedi. ‘Evet ama ben onu size oynasın diye verdim,’ dedim. O gün onu maça koydular. Beşiktaş’ta İhsan sol bek oynuyordu o maçta. Onu yerden yere vurdu Metin. Cevdet’i sol beke koydular. O gün Altay kaybetti ama bütün stat Metin, Metin diye inliyordu. Maçtan sonra PTT’yi çalıştıran Bülent Giz geldi. ‘Metin benim sağ açığım olacak. Santrfor Feridun, sol açık Köksal, ben onu oynatacağım,’ dedi.  Böylece PTT’ye transfer oldu.”

(Vecdi Çıracıoğlu - "Gladyatör")

Vefa ve antrenörlük

Dört sezon Galatasaray’da, altı sezon Fenerbahçe’de forma giyen İsmail Kurt, 1966-67 sezonunda Vefa formasıyla son kez lig maçlarına çıkmış. “Vefa’da bir sezon oynadım. Fakat sakatlık geçirdiğim için o sezonun yarısında oynayabildim. Atom İsmet umumi kaptandı. Candemir, Ergun, Ahmet Berman da gelmişti Galatasaray’dan. Ahmet’le Karagümrük, Galatasaray, Vefa’da birlikte oynadık. Karagümrük’te haf oynardı, sonra bek oldu. Zaten Karagümrüklü futbolcular her yerde oynayabilirdi. Naci Karagümrük’te sağ açık oynardı, Fener’e gelince santrhaf oldu. Milli takımda santrhaf oynadı. Ben de sağ açık oynuyordum, sonra bek oldum. Vefa’da oynadığım maçlarda iyiydik. Üst sıralarda yer alıyorduk.”

Vefa 1966-67. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Ergun Ercins, Sefer Türker, Fikri Beşiroğlu, Ertuğrul Atilla, Candemir Berkman, Mustafa Yücel, Abdülmetin Kocaoğlu. Oturanlar: Erdoğan Ertaul, İsmail Kurt, Ali Açıkgöz, Güray Erdener.

Vefa’dan sonra tekrar Fenerbahçe’ye döndüm ve futbolu bıraktım. Antrenör futbolcu olarak Malatya’ya gittim. Fakat iki ay kaldım, kursa gidince görevime son verildi.  Sonra Isparta, Karabük, tekrar Isparta, ardından amatör takım Seydişehir’i çalıştırdım. Sonra memleketimin takımı Kırklareli küme düşüyordu, gittik kurtardık. Sonra Çorum’a gittim. Orada üçüncü ligde şampiyon olduk. Çorumspor’u çalıştırırken ileri üçlüde oynayanlara pres yaptırıyordum. Fakat bunun için fizik kondisyonun da iyi olması lazım. Oyunculara iyi kondisyon da yüklemiştim. Hatta federasyona test neticelerini gönderdiğimde bu olamaz dediler. O zaman gelin, siz yapın tekrar dedim. Takım o pozisyona gelmişti. Beni Galatasaray’dan gönderen Gündüz Kılıç’tır. Fakat ben Fener’e geçtikten sonra İzmir’de imtihanlara girdiğim sırada o Feriköy’ün hocası olmuştu. Feriköy İzmir’e maça geldiği zaman gittim, hocamdır diye ziyaret ettim. Gözleri doldu, ‘Senin hakkında yanılttılar beni,’ dedi. Yıllar sonra Çorumspor’u çalıştırırken, Diyarbakır ve Rize ile çekiştik, fakat artık şampiyon olmuş gibiydik. İstanbul’da hastaneye yattığını duydum. Takımı yardımcılara bıraktım. Ziyarete gittim. Tirespor ikinci ligdeydi, oraya gittim. Benim zamanımda iki sene şampiyonluğa oynadı Tire. Denizlispor küme düşüyordu, gittik kurtardık. Kısacası, kurtardıklarımız da oldu, kurtaramadıklarımız da. En son iki sene Fenerbahçe altyapı teknik direktörü olarak çalıştım. O iki senede genç takım İstanbul şampiyonu oldu. Sonra futbolcu araştırma komitesinde Puşkaş Ergun’la birlikte çalıştım. Rüştü’yü Fenerbahçe’ye biz getirdik. Bir ara Basri’yle beraber Pendikspor’u çalıştırdık. O menajer, ben teknik direktördüm.”

Şair ve müzisyen

İsmail Kurt çok yönlü bir insandı. Futbolculuğunun dışında şiir yazmaya ve Türk sanat müziğine meraklıydı. Bir şiir kitabı çıkarmanın yanı sıra güfte ve beste çalışmaları da yapmıştı. Ünlü spor tarihçimiz Cem Atabeyoğlu, “Türk Futbolunda Unutulmaz 200 Ünlü” isimli kitabında yer verdiği İsmail Kurt için şunları yazmıştı: “Futbolcular arasında yüksek rütbeli subaylar, diplomatlar, hekimler, mimarlar, mühendisler, müzisyenler, sinema ve tiyatro oyuncuları, yazarlar ve şairler de çıkmıştır. İsmail Kurt, Türk futbolundaki ‘şair futbolcular’ sınıfının son fertlerinden biridir.”

(ayaktakileroturanlar.com)

Galatasaray 1959-60. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Ergun Ercins, Cemil Gümüşdere, Saim Tayşengil, Yüksel Alkan, Erol Kaynak, Mustafa Yürür. Oturanlar: İsmail Kurt, Ahmet Karlıklı, Ahmet Berman, Mete Basmacı, Metin Oktay.

26 Nisan 1959’da, İstanbul’da oynanan Türkiye-Romanya (2-0) maçı. “Üç sol bekli milli takım. Başta Basri, yanında ben ve Büyük Ahmet. Üçümüzden de vazgeçemediler. Ben sağ bek oynadım, Basri sol bek, Ahmet sol haf oynadı.”

Fenerbahçeli futbolcular ve idareciler, başkan Faruk Ilgaz’la birlikte,
1965-66 sezonu başında.

İsmail Kurt’un 1966 Mayıs’ında yapılan düğününde spor basınının mensupları bir arada. (Soldan sağa) Ayaktakiler: Rıdvan Yelekçi, Hüseyin Kırcalı, İsmail Kurt,
Güler Kurt, Halit Kıvanç, Ertuğrul Akbay, Ali Ulvi Tural.
Oturanlar: Arif Işıldayan, Eyüp Karadayı, Demir Feyizoğlu, Aykut Güven.

(Hayat Spor)

Tirespor’u çalıştırdığı dönemde, bir antrenmanda.

(Fenerbahçe Spor Gazetesi)

Son Yazılar

Son Yorumlar

Arşivler

Kategoriler

Meta

Fethi Aytuna Yazar:

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.