Türk basketbol tarihinin altmışlı yıllardaki yıldızlarından İlker Esel 10 Ağustos’ta hayata veda etti. Spor yaşamına TED Ankara Koleji’nde başlayan Esel, bu camiada yetişen pek çok basketbolcu gibi İstanbul’a gitmiş ve Fenerbahçe’nin önde gelen isimlerinden biri olmuştu. Kendisiyle Covid zamanlarında telefonla yaptığımız söyleşi kısa olmakla beraber, o kuşağın zorluklara özveriyle katlanma diye özetlenebilecek sporcu tavrını ortaya koyuyor.

“1941 Ankara doğumluyum. Basketbola Ankara Koleji’nde okurken başladım. Hocamız Armağan Asena’ydı. Hem okul hem kulüp takımında oynadık. Zaten o zaman sadece okulda okuyan talebeler kulüp takımında oynayabilirdi. Dışarıdan herhangi bir transferimiz yoktu. O sırada kendi kendimize iki defa Ankara şampiyonu olduk. 1957’de genç takımlar Türkiye şampiyonu olduk. Ayrıca liseler arası şampiyonluğumuz var. Takım arkadaşlarım arasında ortaokuldan beri aynı sırada beraber oturduğumuz, beraber yediğimiz içtiğimiz, beni zorla basketbola başlatan Erdal Poyrazoğlu vardı her şeyden evvel. Onun dışında Birol Öngör ve Savaş Küce vardı. Biz çok kuvvetli bir sınıf takımıydık. Ben onlardan sonra başladım baskete. Zorladılar beni biraz. Ben futbol peşinde koşuyordum önceleri. Sonra onlar genç takımda başladılar. Sonra A takımına geçtiler. Sonra ben de onlara katıldım. O zamanlar eğlence olsun diye kendimize ‘Hababam Sınıfı’ diyorduk. Fakat çok kuvvetli bir sınıftık. Türkiye şampiyonu olduk. O zamanlar basketbol Kolej demekti, Kolej de basketbol demekti. Oldukça keyifli günler, seneler geçirdik orada. Ben play-maker ya da scoring guard dedikleri mevkide oynuyordum. Sayı da atan guard olarak oynuyordum yani.”

1959-60 sezonunda Kolej A takımına alınmış İlker Esel. Deplasmanlı Türkiye Ligi’nin henüz kurulmadığı o yıllarda, ilk sezonunun yanı sıra 1961-62 ve 1963-64’te Ankara Ligi şampiyonluğu yaşamış. “Kolej A takımında beş sene oynadım. O sırada ben ODTÜ İşletme Bölümünde okurken Kolej genç takımını çalıştırdım. Barış Küce, Nur Germen benim oyuncumdu. O zamanlar mahalli ligler vardı. Şampiyon takımlar sonra Türkiye Şampiyonası oynuyordu. Benim oynadığım dönemde Kolej Ankara Ligi şampiyonluğunu kazandı. O zamanlar dışarıdan transfer yapmadığımız için, hep kendi talebelerimiz oynadığı için, uzun adamlarımızı başta Erdal olmak üzere kaybettik. O yüzden maalesef Türkiye şampiyonu olamadık. Ama sonra yavaş yavaş dışarıdan İbrahim Ortaç geldi, sevgili Orhan Girgin abimiz geldi. Ben o sırada Fenerbahçe’deydim.”

1964-65’te Fenerbahçe’ye transfer olan Esel, Kolej’de yaşayamadığı Türkiye şampiyonluğu sevincini o sezon yeni ekibinde yaşamış. Bir yandan da aynı sezon içinde iki ayrı takımla oyuncu ve koç olarak iki şampiyonluk kazanmak gibi ilginç bir başarıya ulaşmış. “Ben Fenerbahçe’ye transfer olduğum sezon İzmir’de namağlup Türkiye şampiyonu olduk. O sırada benim basketbol hayatımın unutulmaz hatıralarından bir tanesi gerçekleşti. Üç dört seneden beri Kolej genç takımını çalıştırıyordum. Küçük Nur, Barış, Şanal’lı kadroyla Ankara şampiyonu olmuştuk. Yine İzmir’de Kolej genç takımıyla Türkiye şampiyonu olduk. Yani iki şampiyonluk birden yaşadım. Genç takımı çalıştırırken de yine Ankara-İstanbul arasında yoğun bir trafik yaşadım ama tabii o zaman çok daha gençtik. Enerjimiz fazlaydı. Bu işe çok meraklıydık, severek yapıyorduk. O zaman para yoktu bu işte.”

Bir yandan Fenerbahçe’de oynayıp bir yandan Ankara’da üniversite okuyan ve Kolej genç takımını çalıştıran Esel, yaşadığı zorlu tempoyu şöyle anlatıyor: “1964-65 senesi, ODTÜ son sınıftayken Fenerbahçe’ye transfer oldum. Zor oldu ama Fenerbahçe de bana yakınlık gösterdi. Mühim maçların olduğu hafta ortasında uçakla antrenmana geldim İstanbul’a, sonra döndüm. ODTÜ’de devam mecburiyeti vardı, imtihanlar vardı. Hafta sonları da maça geldim. O sırada Cumartesi-Pazar üst üste iki gün maç olurdu. Ben maçlarda oynayıp Pazar akşamı veya Pazartesi sabahı tekrar okula dönüyordum. Tabii bu durum hepimizi zorluyordu. Erdal da, ben de, Birol da Milli Takıma seçildiğimizde, kamplarda bir elimizde antrenman torbası, bir elimizde kitaplar vardı. Ders çalışmak mecburiyetindeydik.”

Gerek eğitimine önem vermesi, gerek okul sonrası askerlik görevi nedeniyle, Fenerbahçe’de forma giydiği yıllar kopuk kopuk olmuş. 1965-66 sezonunda da sarı-lacivertli takımda oynadıktan sonra ertesi yıl yüksek lisans için yurt dışına gitmiş. 1967-68 sezonunun ikinci yarısında Fenerbahçe’de oynadıktan sonra 1968-70 arası Muhafızgücü ve Karagücü formaları giymiş. 1970-71’de tekrar Fenerbahçe’ye dönüp 1972-73 sezonu sonunda basketbolu bırakarak çalışma hayatına atılmış. “Basketbolu çok sevmeme rağmen ODTÜ’yü bitirdikten sonra bir sene daha Fener’de oynadım. Sonra izin istedim, master ve staj yapmaya İngiltere’ye gittim. Bir buçuk sene orada kaldım. Dönünce Fenerbahçe’de bir müddet daha oynadım. O sırada basketbolda para olmadığı için fazla devam edemedim. Tam biz bıraktığımız sıralarda müesseseler işin içine girmeye başladılar, başta Eczacıbaşı olmak üzere. Ben iş hayatına atıldım, mecburen basketbolu bıraktım. Yoksa antrenörlük de yapmak isterdim. Maalesef olmadı. Galiba 1971 senesinde Milli Takım olarak Ankara’da Avrupa Şampiyonası elemelerini kazandık. Ondan bir sene sonra da Fenerbahçe’yi bırakmak zorunda kaldım. Zaten yüküm çok ağırdı. Caterpillar firmasında çalışmaya başlamıştım.”

Zamanının en iyilerinden olmasına rağmen Milli Takım formasını sadece 39 kez giyebilmiş İlker Esel. Bunun nedenini şu sözlerle açıklıyor: “Bizim zamanımızda hem Genç hem A Milli Takımın maçları azdı. Az olmasa bile bizim fazla oynama imkânımız olmadı. Şöyle bir hatıramı anlatayım: galiba 1960’ta İstanbul’da büyük bir şampiyona olacaktı. Amerikalı bir koç vardı, bir de Samim Göreç vardı. Ben Ankara Koleji’nde 12’nci sınıfı okurken Milli Takım aday kadrosuna seçildim. Benim için, ailem ve arkadaşlarım için çok büyük sevinç kaynağı oldu. Ama İstanbul’a geldik, antrenmanlar başladı. Kadro eski ve tecrübeli oyuncular bakımından çok doluydu. Daha iki ay kamp yapacağız dediler. Baktım olacak gibi değil. Ben Kolej’de sınıfta kalırım dedim. Mecburen Milli Takım’dan affımı istedim. Onlar da makul gördüler. Hatta yanımda rahmetli Uğur Erel vardı, bizim meşhur Mülkiyeli Asfori Uğur. O, ‘Ben dayanacağım,’ dedi. ‘Sen kal o zaman ama bu kadroya girmek çok zor,’ dedim. Gerçekten öyleydi. Benim önümde sonraları hocamız, her şeyimiz sevgili Batur abi vardı, Şengün Kaplanoğlu vardı. Onlar gibi birçok müthiş adam vardı. Ben affımı isteyip Ankara’ya döndüm.”

Son sözü Cem Atabeyoğlu’na bırakalım. Basket dergisinin Haziran 1987 sayısında onun için şu satırları kaleme almış: “Büyük yeteneği, şeytani zekâsı, mükemmel fundamentali, nefis driplingleri, nokta gibi şutları, çok iyi asisti ve rakibini bunaltan savunmasıyla potalarımızın altına gelmiş geçmiş en büyük yıldızlardan biridir. İlker Esel yalnız mükemmel bir play-maker değil, kusursuz bir point guard ve bir takım için ideal bir ‘moral adamı’ idi de. Hırsla paylayışlarıyla arkadaşlarını canlandırdığı, en karamsar dakikalarda esprileriyle etrafına moral verdiği çok sık görülen şeylerdi. Onun her zaman karşısındakini ferahlatan gülüşleri, zarif esprileriyle özel hayatta da herkesçe sevilen bir insan olmuştur İlker. İş hayatında büyük başarısı onu zerre kadar değiştirmemiştir. Hep o eski İlker olarak kalmasını bilmiştir. Saygılı, sevimli, efendi ve neşeli İlker Esel…”

