Ercan Ertemçöz: İstikrar Abidesi Bir Kaleci

Göztepe kulübü bir dönem Türk futboluna çok başarılı kaleciler kazandırmasıyla bilinir. Bunun en ünlü örneği olan Ali Artuner’i Güngör Çilekçiler ve Ulvi Derin gibi kaleciler izledi. Bu gelenek yetmişlerin ikinci yarısından itibaren Ercan Ertemçöz’le devam etti. Göztepe’de oynadığı yıllarda Genç, Amatör ve Ümit Milli Takım kalesini de koruyan Ertemçöz, başarılı kaleciliği yanında centilmen kişiliğiyle de tanınıp sevildi. İstanbul kulüplerinin transfer listelerinde olmasına rağmen İzmir’den ayrılmadı ve kariyerini seksenlerin ikinci yarısında Altay’da sürdürüp doksanlarda bir diğer İzmir ekibi Altınordu’da noktaladı. Göztepe minik takımında başlayan futbol hayatı boyunca 1. Ligden 3. Lige kadar her kademede oynarken başarı çizgisini hiç bozmadı. Kısacası istikrar abidesi bir kaleci olarak futbol tarihimizdeki yerini aldı.

1956’da İzmir’in Esentepe semtinde, yani Göztepe kulübüne yakın bir muhitte dünyaya gelmiş Ercan Ertemçöz. Göztepe taraftarı olan babasının kamyoneti bile sarı-kırmızı renkteymiş. Böylece Ercan da doğuştan bir Göztepe taraftarı olmuş. İlkokul yıllarından itibaren maçlara gitmeye başlamış ki, bunların içinde unutulmaz Atletico Madrid maçı da var. Mahallede oynanan maçlardan Türkiye 1. Ligine ve Milli Takıma kadar giden yolun başlangıcını Ercan Ertemçöz’den dinliyoruz: “Ben yedi-sekiz yaşındayken, ilkokul 1’e, 2’ye giderken sabahları erken kalkıyordum. Cemil Midilli İlkokulunda okuyordum, hemen evimizin arka tarafındaydı. Balçova’da fırın vardı. Oradan gevrek alıp saat 9’a kadar bitiriyordum o gevrekleri. Esentepe benim satış merkezimdi. Sonra okula gidiyordum. Küçük yaşlardan itibaren kaleciliğe hevesim vardı. Biz mahallede top oynuyorduk. Hatta bizi büyüklerimiz götürüyordu. Ufak olmama rağmen kaleci olarak o maçlarda oynuyordum. O zaman Esat abi bizim mahallede oturuyordu, Göztepe’nin kulüp müdürü Esat Özbenlikan. Mahalledeki maçlarda o da oynuyordu. ‘Eğitim görmeden iyi kalecilik yapıyorsun sen,’ diye söylüyordu bize rahmetli. Esat abi Göztepe minik takımında oynamama izin vermesi için sürekli babamı sıkıştırıyordu. Fakat babam dersleri aksatmamı istemiyordu. Ben de o arada ilkokuldan sonra Karataş Ortaokulunu bitirip Atatürk Lisesine girmiştim. Fakat birinci sene sınıfta kaldım. İkinci sene, birinci dönem teşekküre geçtim. O zaman babam izin verdi. Ondan sonra lisansım çıktı. Göztepe’de minik takım 1969’da kurulmuştu. Ben 1972’de katıldım. 16 yaşındaydım o zaman. Bir buçuk senede Genç Milli Takıma seçildik. Arkadan Göztepe A takımına yükseldim bir buçuk, iki yıl içinde. Tabii ondan sonra babam gevşedi, rahatladı.”

1974 Türkiye Şampiyonasında üçüncü olan Göztepe genç takımı. Ayaktakiler: Haydar, Yaşar, Burhan, Bülent, Mustafa, Ercan. Oturanlar: Yarkın, Sinan, Feridun, Nabi, Mehmet.

Minik takımdan itibaren Göztepe’de hep kaliteli antrenörlerle çalışması onun başarılı kariyerinde önemli bir etken olmuş. Kaleci antrenörü diye bir kavramın bilinmediği yıllarda kaleci kökenli antrenörlere denk gelmesi de dikkat çeken bir ayrıntı. “İlk antrenörüm Erdal Çubukçular çok kaliteli bir insandı. Makine mühendisiydi. İlk antrenmana çıktım, bizi karşılıklı eşleştirdi. Birbirimize top atıyoruz, kafa vuruyoruz. Kim kaleci kim santrfor bilinmiyor. Bana gelince, ‘Sen santrfor musun?’ diye sordu. ‘Yok, kaleciyim,’ dedim. Şöyle bir baktı suratıma. Benim şansım en çok kaleci kökenli antrenörlerle çalışmam oldu. Ben mesela minik takımda, genç takımda oynarken Ali abiden çok feyzaldım. Sabri Kiraz ilk antrenörlerimden bir tanesiydi. Genç takımdayken onunla çalıştım. Arkadan Datcu geldi. Bunlar hep benim büyüme çağındaki, öğrenme çağındaki avantajlarım oldu; nerede, nasıl durulacak, nasıl yapılacak. O zamanlar kaleci antrenörü diye bir şey yoktu; yardımcı antrenör, teknik direktör o kadar. Sabri Kiraz çok kaliteli bir hocaydı. Göztepe’yi çalıştırırken ben Atatürk Lisesinde okuyordum. Okuldan çıkınca troleybüse binip idmana gidiyordum. Beni bekliyordu. Koşa koşa antrenmana çıkıyordum. Beni tek çalıştırıyordu sağlık topları, sarkaç toplarıyla. Gerçekten bende çok emeği var.”

Antrenör Erdal Çubukçular, Genç Milli Takıma seçilen talebeleri Yarkın, Sinan, Ercan ve Bülent ile.

Futbol tarihimiz, kariyerine devam etse belki yıldız bir sporcu olacakken bir takım aksilikler ya da yanlış insanlara rast gelme yüzünden parlamadan sönen kişilerle doludur. Ercan Ertemçöz de bu gruba girmek üzereyken doğru zamanda doğru insana rastlaması sayesinde bugün hepimizin tanıdığı kaleci olmuş. “Ben genç takımdayken az kalsın futbolu bırakıyordum. Ekonomik imkanlarımız çok kısıtlıydı. Eşofmanımın bazı yerleri yırtıktı. İsmi önemli değil, o zamanki genç takım antrenörümüz, ‘Göztepe antrenmanına bu eşofmanla çıkamazsın,’ dedi. Ben de antrenmanlara gitmedim. Üçkuyular’da babamın bakkal dükkanı vardı, orada duruyordum. Bir baktım bir gün kulüp müdürü Nezih abiyle malzemeci Namık abi dükkana geldiler. ‘Seni Sabri Hoca çağırıyor, hemen gel,’ dediler. Ben tabii daha küçüğüm, ne oluyor, neden çağırıyor diye heyecanlandım. Dükkanı yan komşuya emanet ettim, gittik. Sabri hoca çok yavaş ve sakin bir ses tonuyla konuşurdu. ‘Antrenmanlara niye gelmiyorsun?’ diye sordu. Konuşsam antrenörü satacağım diye düşünüyorum ama doğruyu da söylemek gerekiyor. Ben de öyle yaptım. Sabri hoca Namık abiye döndü, ‘Ercan’a iki takım eşofman veriyorsun,’ dedi. Sonra bana döndü, ‘Sen de bundan sonra her antrenmana katılıyorsun,’ dedi. Öylece tekrar futbola döndük, yoksa belki de bırakmıştım. Rahmetli Sabri Hoca genç oyuncuya çok değer veriyordu. Yani bakın Mustafa Dolma, İsmail Sütçü, Halim Dizdar, hep onun zamanında A takımda oynadılar. Ümit Kayıhan basketbolcuydu, Allah rahmet eylesin. Hemen profesyonel yaptırdı onu, futbol oynattı.”

Sabri Kiraz eski Göztepe sahasında Ercan’ı çalıştırırken diğer kaleciler Mithat ve Ulvi izliyor.

Ercan Ertemçöz, Göztepe’de yetiştiricilik vasıfları yüksek antrenörlerle çalışmanın semeresini kısa sürede Genç Milli Takım kadrosuna seçilmekle görmüştü. Aynı yıllarda Futbol Federasyonu bünyesindeki bir ekip de yurt çapında yetenekli gençleri tarayarak üst seviyelere hazırlama gayreti içindeydi. Eğitim Dairesi Başkanı Sahir Gürkan önderliğinde, Zeynel Soyuer, Teoman Yamanlar, Serpil Hamdi Tüzün, Çetin Güler gibi antrenörler yaz kamplarından uluslararası turnuvalara kadar bu konuda epey çaba harcadılar. Ercan Ertemçöz de o yıllarda Ödemiş’in Gölcük yaylasında 40 genç futbolcunun bir araya geldiği kampa katılmıştı.  “Minik takımdayken Göztepe’den o dönemde ilk defa altı kişi birden Genç Milli Takım seçmelerine gittik. Yani 40 kişide 6 kişi büyük rakam ve dördümüz seçildik 16 kişilik takıma. O zaman bir tek 18 yaş milli takımı vardı. Ben 17 yaşındayken Genç Milli Takıma seçildim. Serpil Hamdi Tüzün zamanında Bulgaristan’a turnuvaya gittik.”

12 Şubat 1975’te Romanya ile oynayan Genç Milli Takım. Ayaktakiler: Kasım Gündüz (Adana DS), Ercan Ertemçöz (Göz.), Raşit Çetiner (İstsp.), Zafer Bilgetay (Petrol O.), Bülent Taşkın (Göz.), Şevket Kesler (Adanas.). Oturanlar: Recai Seçkin (AG), Yarkın Güvenen (Göz.), Nurettin Koç (AG), Sinan Tuncer (Göz.), Ceyhun Güney (G.Antep).

Ay-yıldızlı formayı ilk kez Genç Milli Takımın Bulgaristan’ın Filibe şehrinde katıldığı özel turnuvada,  4 Eylül 1974’te oynanan Yugoslavya maçında giymiş genç kaleci. 1975 yazında İsviçre’de yapılan Avrupa Gençler Şampiyonasında da Erhan Arslan ile birlikte görev yapmış. 1975-76 sezonundan itibaren amatör statüyle Göztepe A takımının kadrosuna alınmış. İlk maçına 19 Ekim 1975’de, sezonun altıncı maçında Adanaspor karşısında çıkan genç kaleci o yıl  toplam yedi maçta oynama şansı bulmuş. “Amatör Milli Takımda oynayanlara profesyonel olma izni vermediler. Biz bir sene bekledik. O sırada Olimpiyat elemeleri vardı. Olimpiyatlara da profesyonel futbolcu kabul edilmiyordu o zaman. Profesyonel olamadım ama o zaman iki amatör oyuncu lig maçlarında A takım kadrosunda oynayabiliyordu. Biz Göztepe’de amatör olarak üç kişiydik: Minik Ali (Ali Rıza Kayacı), Raşit Çetiner ve ben. Ama ikimiz oynayabiliyorduk. Bir kişi dışarıda kalıyordu. Genelde ben devamlı oynuyordum.”

Minik ve genç takımda iyi antrenörlere rastlayan Ercan Ertemçöz, A takımdaki ilk sezonunda da tecrübeli İngiliz antrenör Oscar Hold ile çalışmış. 1964-65 sezonunda Fenerbahçe’yi çalıştıran Hold, onda çok olumlu izler bırakmış. “Beni A takıma ilk kez Oscar Hold aldı. Rahmetli Gürsel abi yardımcı antrenördü. İlk oynadığım maç Adanaspor’laydı, 1-1 berabere kaldık. Genç Milli Takım arkadaşım Şevket iyi bir frikik golü atmıştı. Aslında o maçta ben kadroda yoktum. Cumartesi sabahı kulüp müdürü Nezihi abiyle malzemeci eve geldiler. Biz de kahvaltı yapıyoruz. ‘Çabuk hazırlan, hoca seni kampa çağırıyor,’ dediler. Kamp Karaca Otel’deydi. Gittik. Akşam yöneticiler geldi. Onlar içerde toplantı yaparken biz de otelin önünde arkadaşlarla muhabbet ediyoruz. Yöneticiler giderken Elhan Özgener yanıma gelip, ‘Yarın hazır mısın?’ deyince benim elim ayağım boşaldı. Sabaha kadar tavanı saydım! Oscar Hold bir sene kaldı ama muhteşem bir adamdı. Çok yaşlı olmasına rağmen bizle beraber bütün aktivitelere katılıyordu. O beni çok etkiliyordu. Onun bizim yaşıtımız gibi aynı şekilde aktivitelere katılması önemliydi bizim için. Bir de beslenme konusunda çok şeyler öğrendik ondan. Ben öyle şeylere dikkat ederim. Beslenme, istirahat, çalışma arasındaki diyaloglar, bağlantılar olması da gereken şeyler zaten. A takıma çıktığım ilk sene yedi maç oynadım. Milli Takıma gidiş gelişler olduğu için üç kaleciydik. Güngör abi, bir de Ulvi abi vardı. Biraz eksik kaldık, Milli Takıma gidiş gelişlerden dolayı eksik kaldık. Avrupa Gençler Şampiyonası’na gittik. Ben mesela ilk sene de gidecektim Avrupa Şampiyonası’na. O sene İsveç’te yapılmıştı. Lisede Serpil Hoca geldi izin almaya ama müdür adamı odasına bile sokmadı. İzin vermedi gitmeme. Sonraki turnuva İsviçre’de yapıldı. Oraya gidebildim.”

Ercan Ertemçöz’ün oynadığı ilk lig maçının kadrosu. 19 Ekim 1975, Alsancak Stadı. Göztepe: 1 – Adanaspor: 1. Ayaktakiler: Nihat Yayöz, Mehmet Işıkal, Mehmet Türken, Ercan Ertemçöz, Ekrem Yalçın, Raşit Çetiner. Oturanlar: Özer Yurteri, Cudi Vergili, Ali Çağlar, İbrahim Ejder, İsmail Sütçü.

Genç takımda oynamaya başladığı zaman, çocukken maçlarını seyrettiği Göztepe’nin efsanevi isimleriyle aynı ortamda olmak onun gelişmesinde bulunmaz bir fırsat olmuş. “Göztepe’de antrenman bittikten sonra kalıyorduk. Topa vuranlara bak: Halil abi, Nevzat abi, Gürsel abi, Fevzi abi, Sedat Abi. Bunlar şut atıyor. Onların topunu kurtardığın zaman zaten kaleci oluyorsun. Ayrıca bir kaleci antrenmanına gerek yok. Biri mermi gibi vuruyor, biri kesme atıyor, biri falsolu atıyor. Çocuktum, bir gün kale arkasında top topluyorum. Halil abi topa vurdu. Ali abi atladı, parmağının ucuna değdi top, yön değiştirdi. O kadar kısa mesafe ki, bir an gördüm, hemen kafamı eğdim. Alnıma bir gelse takla attırırdı. Ayrıca eski Göztepe sahasında, tribünün önünde atletler için bir kum havuzu vardı. Gürsel abiyle orada çalışıyorduk. Kumun içinde sıçramaktansa 100 kilo ağırlıkla çalış, daha iyi. Arka arkaya oraya atla, buraya atla, oraya atla, buraya atla. Bayağı kuvvetli oluyor ve daha çabuklaşıyorsun.” Ercan Ertemçöz A takımına girdiğinde Göztepe’nin efsanelerinin çoğu artık futbola veda etmişti. “Ben sağ bek Mehmet abiyle oynadım. Özer, Fuji Mehmet, Küçük Ali – hepsiyle oynadım ama efsane Göztepe kadrosundan Nihat abinin son maçı benim ilk maçım oldu. Beşiktaş’tan geriye gelmişti. Sakattı. Oyuna başladı ama hemen sakatlandı tekrar ve çıktı. Adanaspor maçı onun son, benim ilk maçım oldu.”

Göztepe’nin Altay’la oynadığı Nevzat Güzelırmak’ın jübile maçı, 8 Ağustos 1976. Soldan sağa: Ercan Ertemçöz, Özer Yurteri, Nevzat Güzelırmak, Yalçın Gümüşkaya, Halil Atalık, Metin Çoban, Tanzer Sencer, Erol Togay.

Ercan Ertemçöz, Oscar Hold’dan sonra unutulmaz Göztepe takımını yaratan Adnan Süvari’yle de çalışma şansına erişmiş. “Adnan abiyle çalışmak büyük bir ayrıcalıktı gerçekten. Adamı bir gün tıraşsız, bir gün ütüsüz pantolonla, bir gün boyasız ayakkabıyla görmen mümkün değildi. Üç  tane yabancı dil biliyordu. O dönemin antrenörlerini düşün, olağanüstü bir durumdu. Ve çok saygılıydı. Küçücük çocuğuz, bize bile saygı gösteriyordu.” Adnan Süvari’nin değişmez yardımcısı Ahmet Cücen de o döneme ait anılarda önemli bir yer işgal ediyor. “Ahmet abi kaleci çalıştırıyordu sarkaç topla. Bir kaleden başlıyoruz, o çeviriyor. Sen kalkıyorsun, kalkıyorsun, atlıyorsun, öbür kaleye kadar ve toprak saha. Ama çok güzel günlerdi. İstedi mi insan her zorluğu aşıyor. Önce isteyeceksin. İstemedin mi zaten bir yere varamıyorsun.”

Soldan sağa: Ercan Ertemçöz, Adnan Süvari, Yarkın Güvenen, İsmail Sütçü ve Ümit Kayıhan.

Ercan Ertemçöz kısa sürede kariyerinde hızla ilerleyip Ümit Milli Takıma seçilirken, aynı zamanda İstanbul’un üç büyüklerinin transfer listelerine de giriyordu. Gelgelelim kulübü, onun başarısıyla ters orantılı biçimde puan cetvelinin diplerinde geziyordu. Yaşanan mali sıkıntılar, futbolu bırakan büyük yıldızların yerine onların ayarında isimlerin konamaması gibi etkenlerle, Göztepe artık bir sene 1. Ligde, bir sene 2. Ligde mücadele ediyordu. “Göztepe’de çok güzel günlerim geçti. Milli takım seviyesine kadar çıktım. İki tane şampiyonluk yaşadım orada. Tabii küme düşmeyi de yaşadık. 2. Lige düştüğümüz sene üç büyüklerin üçü de istedi ama Göztepe bırakmadı. Göztepe’de yaşanan ekonomik çöküş sportif duruma da yansıyordu. 77-78 sezonunda 2. ligde oynadık ve tekrar çıktık. 78-79 sezonunda önemli transfer yapıldı, ertesi yıl yine küme düştük. Ama genç takımdan oyuncular çıktı birkaç tane. Yani eskiden genç takımdan çok fazla oyuncu çıkarıyordu Göztepe. Bizden önce İsmail’in, Kadri’nin, Halim’in, Mustafa Dolma’nın çıkması. Bizle beraber ben, Şarlo Mehmet, Best Bülent, Yarkın, Sinan; 5-6 kişiyle biz çıktık. Arka arkaya biri 55 doğumlar grubu, biz de 56-57 doğumlar. Yani o zaman düşün takımda 19 yaşında 9-10 kişi oynuyor. Diğer İzmir kulüpleri de altyapıyla ayakta duruyordu.”

Göztepe’nin 1976-77 kadrosu. Ayaktakiler: Özer Yurteri, Ercan Ertemçöz, Kenan Atay, Bora Öztürk, İbrahim Ertin, Mehmet Türken. Oturanlar: Yarkın Güvenen, Edip Kuyumcuoğlu, Ali Rıza Kayacı, Bülent Taşkın, Sebahattin Akgül.

Göztepe’nin çalkantılı sezonlar yaşadığı o yıllarda Ercan Ertemçöz, Genç Milli ve Amatör Milli Takım ardından Ümit Milli Takıma da seçilmişti. Unutamadığı anılarından biri, 1977’de Avusturya ile Viyana Prater Stadında oynanan maça ait. Uzun süre maçı önde götüren Milli Takım, uzatma dakikalarında yediği penaltı golüyle 2-2 berabere kalmış. “Maçın son dakikaları, 2-1 galibiz. Samsunlu Necati oyuna sonradan girmişti. Necati penaltı yaptı, dakika 90 artı küsur. Biz tabii itiraz falan ettik ama hakem yemedi. Penaltı gol oldu. 2-2 berabere kaldık. Bizden sonra da A Milli Takımın maçı var, seyredeceğiz. Ben o sinirle bağırdım çağırdım. Soyunma odasında bir tekme, kırıldı kapı. Tribüne çıktık ama ben maç falan seyretmiyordum. Şenol abi oynuyordu o zaman A Milli Takımda.”

Ümit Milli Takımın Viyana’da Avusturya ile oynadığı maçın ardından, Ercan Ertemçöz son dakikadaki penaltı golünün üzüntüsünü yaşarken bir diğer İzmirli kaleci Bahattin Demircan onu teselli ediyor.

Söz A Milli Takımdan açılınca kadroya çağırılıp çağırılmadığını soruyoruz. “Bir kere hazırlık kampına çağırıldım ama o sene ayak bileğim sakattı. O da Ümit Milli Takım maçında oldu. Bulgaristan’da oynarken penaltı oldu yine. Penaltıyı kurtardım. Ben ikinci hamleyi yaparken adam da atladı ve bileğimin üstüne düştü. Devre arasında çıkaramadık ayakkabıyı. Ayağım şişmiş. Ben öyle devam ettim çünkü çıkarsam bir daha giyme şansım yoktu. Öyle devam ettim. Bitirdik maçı. Bulgaristan’dan İstanbul’a kadar otobüsle geldik. Ben ayak yukarıda, buzların içinde – o şekilde geldim. İzmir’e uçakla döndüm. Masör dört gün arka arkaya tedavi uyguladı. Çarşamba biz maç oynadık; Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar sabah devamlı masaj, masaj. Bandajla çıktım sahaya. Eski Alsancak Stadı’nda skorbord tarafında ısınıyorum. Nevzat abi kenarda duruyor, Güngör abi ısıtıyor. O zaman kaleci antrenörü yok. Bir topa atladığım sırada bileğimin üstüne bir düştüm, kıvranıyorum. Nevzat abi yanıma geldi, ‘Kopsa da ayağın, bu maçta oynayacaksın,’ dedi, Allah rahmet eylesin. O sene, hafta boyu antrenman yüzü görmeden maça çıkıyordum. Bütün hafta tedavi tedavi, bandaj; maçı oynuyorum sonra bir daha aynı süreç.”

Alsancak Stadı’ndaki bir lig maçı öncesi Göztepe’nin kalecileri Güngör Çilekçiler ve Ercan Ertemçöz ısınıyor.

Göztepe’nin 1981 Mayıs’ında Karşıyaka’yla yaşadığı şampiyonluk çekişmesi, Ercan Ertemçöz’ün kariyerindeki önemli bölümlerden biri. Karşıyaka’yla oynanan meşhur 80 bin kişilik maçta zorlanmamış ama bir hafta sonra, Balıkesirspor’la oynanan ve şampiyonun belli olacağı sezonun son maçında, 10 dakika içinde üzüntünün dibinden sevincin zirvesine çıkmış. “Karşıyaka maçında bana çok fazla top geldiği söylenemez. Maçtan sonra rakiplerimizin, ‘Arkadaşlar seneye de siz şampiyon olursunuz,’ sözleri bizi acayip hırslandırdı. Benim için unutulmayacak üç tane maç varsa bir tanesi son hafta oynadığımız Balıkesirspor maçıdır. Bandırma’da Karşıyaka puan kaybetse de bizim muhakkak galip gelmemiz lazım. Maç oynanıyor, 1-0 galibiz. İki tane karşı karşıya top çıkardım. Sonra 1-1 oldu. 2-1 öne geçtik. Maçın 83. dakikası falan. Sıfırdan bir top çıkardılar geriye. Rakip ayağının dışıyla vurdu topa. Ben de avuta gidiyor, vakit çalalım diye bıraktım topu. Bir topun geçebileceği kadar mesafe var direkle benim aramda. Oradan top gol oldu. Kafamı bir çevirdim tribüne. O zaman Alsancak’ta dikenli teller var. Seyircinin biri yakalamış telleri, ellerinden kanlar akıyor. İsmail’e baktım yerde, Kenan yerde. Onları kaldırdım. Daha zaman var, atarız diye toparlamaya çalıştım. 88-89. dakikada Mustafa Dolma bir orta yaptı. Sadullah kafa vurdu. Kaleci de öne çıktı, sonra geriye kaçtı. Geriye kaçarken tokatladığı top üst ağlara gitti gol oldu. O gol yüzünden ona çok yüklenildi. O maçtan sonra futbolu bıraktı. 2-2 bitse maçı ben sattım olacaktı. Neler yaşadık.”

1980-81 sezonunun son haftası, 23 Mayıs 1981’de Balıkesirspor’la oynanan maçın sonu. 88. dakikada attığı golle Göztepe’ye şampiyonluğu getiren Sadullah arkadaşlarının omuzlarında. 82. dakikada yediği golle şampiyonluğu tehlikeye sokan kaleci Ercan ise, yaşadığı müthiş strese dayanamayarak sahanın ortasında bayılmış.

Göztepe o sezon son haftada şampiyonluğu kazansa da 1981-82 sezonu sonunda bir kez daha 2. Lige düşüyordu. Bu aynı zamanda sarı-kırmızılı takımın birkaç yıl süren inişli çıkışlı döneminin de sonuydu. Zira artık 1999’a kadar hep 2. Ligde mücadele edecekti. Ercan Ertemçöz bu uzun dönemin başlangıcı olan 1982-83 sezonunda son kez Göztepe’de oynadı. “82 senesinde Malatyaspor istiyordu beni, bayağı da iyi bir paraya istiyordu. Yani o alacağım paranın peşinatıyla üç tane daire falan alırdım. Fakat sezon başlamak üzereyken askere gittim. Üniversite mezunu olduğum için kısa dönem yapacaktım askerliği. İki maç oynayamayacağım kafadan. Nihat Atacan, Malatya’nın antrenörüydü. ‘Ben şampiyonluğa oynayacağım. O yüzden seni alamayız,’ dedi. Vazgeçtiler. Döndük geldik, yine Göztepe’de devam ettik o sezon.”

Sekiz yıl boyunca Göztepe kalesini koruyan Ercan Ertemçöz, 1983-84 sezonunda Altay’a transfer oldu. Bu arada, 1959’daki başlangıcından beri Türkiye 1. Liginde oynayan Altay, o sezon ilk kez 2. Ligde mücadele edecekti. “Göztepe’den ayrılıp Altay’a gidiyorum. Göztepe seyircisi bana isyan ediyor. Nasıl geçineceğini bilmiyorsun. Yani evlisin, çocuğun var, çocuğuna bakmak zorundasın. O zaman Göztepe’nin ekonomik anlamda çöküş dönemiydi. Transfer paramın kuruşunu almamışım. O şartlar içinde biz Altay’a gidiyoruz. O sırada rahmetli Kemal Zorlu haber gönderdi. Gittik görüştük. ‘Oynamaya devam etmek istiyor musun?’ diye sordu. O sene de Altay 2. lige düşmüştü. Bir şeyler yapmam lazım diye içimden geçiriyorum. Doymamışım daha futbola. Benim 27 yaşında olduğum dönem. En verimli olduğum seneler. Oynarım dedim.”

1983-84 sezonunda 2. Ligde şampiyon olarak bir yıl aradan sonra 1. Lige dönen Altay kadrosu. Ayaktakiler: Can Barhan, Zafer Bilgetay, masör Günay, Önder Bilgin, t. direktör Ayfer Elmastaşoğlu, Şeref Onarlıoğlu, Ergun Ortakçı, Mustafa, malzemeci Mahmut, Ercan Ertemçöz. Oturanlar: İrfan Ertürk, Turgut Uçar, Reha Kapsal, Şeref Emeç, Sabahattin Erbuğa, Bilal Yaşar, Mete Adanır, Ethem Adlığ, antrenör Fevzi Sevinç, kulüp md. Mehmet Ali Ezgü.

“Altay’a gittiğim sezon Ayfer abi antrenörlük yaptı. O sene şampiyon olduk ve tekrar 1. Lige çıktık. O sezon şampiyonluk için Mersin İdman Yurdu ile çekiştik. Hocaları Arda Vural’dı. İkinci devrenin ilk maçında, burada onlarla 1-1 berabere kaldık. Arda Vural gazetelere, ‘Altay’a ikincilikte başarılar’ diye beyanat verdi. Bizi bir hırs aldı. Sezon sonuna kadar hiç maç kaybetmedik. Onlar olmayacak puanlar kaybettiler. Küme düşmemeye oynayan Alibeyköyspor’a ve küme düşmüş Aydınspor’a mağlup oldular. O sezon benim dışımda kaleci olarak Can ve Hayrettin vardı, sonra biri Fenerbahçe’ye biri Galatasaray’a gitti. Coşkun Süer geldi şampiyonluktan sonra. Onunla devam ettik. Sonra Ömeragiç’le çalıştık. Özellikle kalecileri çok iyi çalıştırıyordu. Altay’a 83’te gittim, 85’te tekrar mukavele yapacağım. Ömeragiç üç kişiye, ‘Sizin için rapor yazdım. Garantisiniz, ona göre para isteyin,’ dedi. Ben de görüşmeye girdiğimde kafamdaki parayı söyledim ve peşin istedim. İki yıllık parayı bana peşin verdiler. Ama o parayla ev alamadım. Bir müddet faizde kaldı para. Sonra toparladık, gereken parayı bulduk. Şimdi oturduğum evi 15 milyona aldık. Mukavelem 12 milyondu. Şimdi Süper Lig’de oynayan bir kaleci tek yıl için milyon dolarlar alıyor.”

Ömeragiç’in kalecileri iyi çalıştırması konusunda biraz ayrıntı istediğimizde artık antrenörlük dönemiyle ilgili anılara da giriyoruz: “Benim boyum kadar engelden yunus takla atıyordum ben. Gerçekten Ömeragiç sıçramayı o kadar güzel ayarlayıp çalıştırıyordu ki. Sonra ben antrenör oldum Altay’a. Şanver’e biraz daha alçak koydum çıtayı. ‘Yunus takla atacağım. Arkadan top atacağım sana,’ dedim. Şanver, ‘Hocam Allah aşkına, omzum kırılır, boynum kırılır, sakın atma,’ dedi. Hemen başlamış kendi kendine çalışmaya. Ertesi hafta geldi, ‘Hocam kur, ben de atlayacağım,’ dedi. Demonstrasyon çok önemli tabii. Engelin üstünden atlayıp takla atıyorsun. O zaman yan saha vardı, yarı çim yarı toprak gibi. Yine de zor bir hareket tabii. Onu yaptırdı bize adam.” Ömeragiç’in kalecileri çalıştırması bize bir gerçeği hatırlatıyor. Günümüzde bir kulübün teknik kadrosunda kondisyon antrenöründen diyetisyene kadar pek çok kişi bulunurken, o yıllarda kaleci antrenörü bile yoktu. “Teknik direktörler kendisi çalıştırırdı, kaleci antrenörü yoktu tabii o zaman. İlk kaleci antrenörlüğü kursuna biz katıldık. Bizim jenerasyon, bizden önceki jenerasyon kaleciler katıldı o kursa. Datcu ve Rasim abi eğitmendi. İlk A kursuna gittiğimde de Derwall vardı. Almancam olduğu için benle iyi diyalog kuruyordu. Adam can alıcı sorular soruyor. Bana geldi sıra. ‘Slalom aralıklarını neye göre ayarlarsın?’ diye sordu. ‘Futbolcunun becerisine göre, geçemiyorsa biraz açarım. Rahat geçiyorsa biraz daraltırım,’ dedim. Tamam dedi. Benim sınav orada bitti. Beş hafta A kursunda kaldık. Şimdi iki haftada bitiriyorlar.”

1985-86 sezonunda ligi orta sıralarda bitiren Altay, Türkiye Kupasında ise Sarıyer, Adanaspor ve Galatasaray’ı eleyip çıktığı finali Bursaspor’a kaybetti. Altaylı futbolcular tek maç üzerinden Bursa’da oynanan maç öncesinde bir gezintide görülüyor.

Altay’da dört yıl geçiren Ercan Ertemçöz, 1987-88 sezonunda Antalyaspor’a transfer oldu. “Antalyaspor o zaman 2. Ligdeydi. İlk gittiğim sene çok iyi takımdı. Şampiyonluğa oynuyorduk zaten. K. Maraş çıktı o sene. Şifo Mehmet orada oynuyordu. O sezon Düzce’deki maçın sonlarında santrfor oynadım. Az kişi gitmiştik Düzce’ye. Hocamız Yılmaz Vural, ‘Hem formanı, hem kaleci kazağını al. İhtiyaç olacak. Büyük ihtimalle oyuna gireceksin,’ dedi. 12, 13 dakika falan vardı maçın bitmesine. Sakatlandı çocuk. Hemen forvete geçtik.” Daha önceden böyle bir deneyim yaşamış mıydı? “Antrenmanlarda oynuyorsun. Üç kaleci, dört kaleci olduğu zaman iyi kaleci olanlar, devamlı oynayan kaleciler genelde ortada oynarlardı, teknik becerileri gelişsin diye.”

Yılmaz Vural’ın teknik direktörlük yaptığı 1987-88 sezonunda 2. Ligde ikinci olan Antalyaspor kadrosu.

İki yıllık bir aradan sonra İzmir’e dönen Ertemçöz, 1989-90 sezonunda bu kez İzmirspor’da mücadele etmiş. “İlk yarının bitmesine 3-4 hafta falan vardı. O sırada kadroya girdim. Antalya’dan döndüğümde Fatih Hoca Göztepe’yi çalıştırıyordu. Bir ziyarete gittim ona. ‘Ne yapıyorsun, daha oynayacak mısın?’ diye sordu. ‘Daha devam etmek istiyorum, 3-4 sene daha oynayacağım’ dedim. Ben o cevabı vermeseydim belki yardımcı antrenörlük veya kaleci antrenörlüğü gibi bir teklif yapacaktı diye düşünüyorum. Kaleci olarak kabul etmedi. Menderes vardı o zaman Göztepe’de. İzmirspor düşüyordu, alttan üçüncü sıradaydı. Antalya’dan ayrılırken kulübe bonservis karşılığında şahsi senet verdim. Onun da tarihi geliyordu, ödemem lazım. İzmirspor’a gelirken bir tek o senedi ödemeleri ve maaş karşılığında anlaştık. Kulüpte imza atılırken fikstüre baktım, ‘İzmirspor ilk üç içinde bitirir,’ dedim. Bir yönetici bana, ‘Eğer ilk üç içinde bitirirsek ben sana 5 milyon para vereceğim,’ dedi. Ligin bitmesine altı hafta mı yedi hafta mı ne var, biz düşmemeyi garantiledik. Alttan sıyrıldık. Yanlış hatırlamıyorsam, kalan üç maçın ikisini kazandığımız takdirde ilk üç içinde bitiriyorduk. Son üç maçta oynatmadılar beni. Burada kimle oynuyorduk hatırlamıyorum,  3-0 galiptik, 3-3 bitti maç.”

Ercan Ertemçöz, Turgutluspor’da oynadığı sezon kullandığı penaltı atışlarından üç gol kaydetmiş.

Kalecilik kariyerinin son yıllarında Ege’nin 3. Lig ekiplerinde oynayan Ercan Ertemçöz’ün ilk durağı 1990-91 sezonunda Ödemişspor olmuş. Ertesi yıl, şampiyonluk için oynayan Turgutluspor’a gitmiş. “Takım olarak iyiyiz, Kütahyaspor’la şampiyonluğa oynuyoruz. Son maçlara giriyoruz. Biz puan cetvelinde öndeyiz. Ben sakatlandım, alt adele yırtılması. Bir maça öyle çıktım. Tam kopardık adeleyi ama Kütahya’ya gittik. Sahaya çıktık denemek için. Bize taşlar atılıyor. Orada müthiş bir top oynadım, en az 6-7 tane yüzde yüz golü kurtardık. 1-0 yendik onları. O maça gitmeden önce ilginç bir olay var. İzmir’den Turgutlu’ya antrenmanlara gidip geliyordum. Bir gün antrenmandan geldim. O zaman cep telefonu yok. Hanım, ‘Telefonla seni aradılar’ dedi. Telefon bir daha çaldı, açtım. Tanımadığım bir ses, ‘Ercan’ım, bu hafta bize geliyorsunuz. Bu işi bitirelim ya!’ dedi. Ben günlük hayatımda küfürlü konuşmam ama o an ağzıma geleni söyleyip kapattım telefonu. O maçı 1-0 kazandıktan sonra soyunma odasına girdik. Kapıyı içeriden kilitledik. Giyinip öbür taraftan tahliye kısmına çıktık. Herkes kenarda oturdu, otobüsü bekliyoruz. Bir baktım bir adam geliyor, eller cepte. Yanında da iki kişi var. Ben hemen toparlandım, gardımı aldım. Benim yanıma kadar geldi. ‘Seni tebrik ediyorum. Adammışsın. Önümüzdeki sene bu iş olsun olmasın, seni alıyoruz,’ dedi. ‘Teşekkür ederim ama o biraz zor ihtimal,’ dedim.” Futbol bir takım oyunudur ama kilit roldeki bir oyuncunun yokluğu kulübünün kaderini çoğu zaman belirler. Nitekim Turgutluspor, Ercan Ertemçöz’ün sakatlığı yüzünden kaleye geçemediği son iki maçta yenilince şampiyonluğu averajla Kütahyaspor’a kaptırmış.

Ercan Ertemçöz kariyerinin sonunda yine İzmir’e dönmüş ve kaleciliği 1992-93 sezonu bitmeden Altınordu’da noktalamış. “Altınordu’ya gittiğimde bütün tecrübeli oyuncuları kadro dışı bıraktılar. Benden başka deneyimli oyuncu yoktu. Hep genç oyuncular vardı. Fena bir takım olmamıştık. Fakat sonrasında yönetimi değişti. Yeni yönetim bir süre sonra kadro dışı bırakılan futbolcuları affetti. İyi gidiyorduk. Neticeler fena değildi. Son dört hafta kalmıştı. Bir antrenmana başlamak üzereyken başkan geldi. Bir başladı konuşmaya, ona sallıyor, buna sallıyor. Baktım kimsede ses yok. Antrenör de itiraz etmiyor. ‘Bitti mi sözünüz?’ diye sordum. ‘Bitti, ne oldu?’ dedi başkan. ‘Sizin bu yaşta oğlunuz olsa, siz bu kelimeleri ona kullansanız, kapıyı vurup çıkar. Bir daha da o kapıdan içeriye girmez. Size bol şanslar diliyorum. Benim için futbol oyuncu olarak burada bitti,’ dedim. Bir daha da futbol oynamadım. Herkes jübileyle bitirir, benim futbolu bitirişim öyle oldu.”

Ercan Ertemçöz 1992-93 sezonunda Altınordu’da kalecilik kariyerine nokta koymuş.

Kaleciliği bıraktığı sezonun ardından antrenörlük hayatı başlamış. Birkaç sezon önce kalesini koruduğu Ödemişspor, çalıştırdığı ilk kulüp olmuş. Ancak kariyerinin daha başında mali durumu iyi olmayan bir kulüpte çalışmanın bütün sıkıntılarını yaşamış. “Yöneticiler eve kadar geldiler, ‘Düşüyoruz, yardım et’ deyince kıramadım. Eskiden gelen dostluklar da var. Gittik. Bir baktım antrenmanda, malzemeler çok kötü. Eşofman üstlerinin yakaları böyle sallanıyor. Adam ayakkabı almış, tabanı yok. Altına karton koymuş. Keds, futbol ayakkabısı değil yani. Dedim ki, ‘Bu malzemelerle olmaz. Bu çocuklara kişilik kazandırmamız lazım.’ Bunlara gelin dedim. Kefil oldum, Barçın Spor’dan ayakkabılar aldık. Tire’de bir spor mağazası varmış. Oraya gittik, malzeme siparişi verdik. Kemer’e maça gittik. Molalarda yemek yiyecek para yok, öyle bir idareci göndermişler. Neyse biz kartla ödedik. O sezonu öyle bitirdik. Sonuçta ligde kaldık.”

Futbol oynadığı yıllarda olduğu gibi antrenörlük kariyerinin büyük bir kısmı da Ödemiş, Turgutlu, Muğla, Aliağa gibi Ege kentlerinde geçmiş. Kalesini koruduğu Göztepe ve Altay’ı da çeşitli dönemlerde çalıştırmış. İki buçuk yıl boyunca Futbol Federasyonunda bölge antrenörü olarak çalışmış. Maaşların düzenli olarak ödendiği bu kurumdan belki kendi isteğiyle ayrılan ilk antrenör olarak tarihe geçmiş. Ardından Altay’a dönüp altyapı sorumlusu olarak çalışmış. “O sene çalıştığım bütün kaleciler sonrasında Süper Ligde oynadılar. O jenerasyon ayrı bir şeydi. 18 yaş grubunda Türkiye ikincisi olduk. 16 yaş grubunda İzmir’de birinci olduk. Yani güzel bir ekip kurmuştuk. Ertesi sene de A takıma layık gördüler.” Ercan Ertemçöz tekrar A takım çalıştırmaya başlasa da, Türk futbolunun en büyük sorun kaynağı olan yönetici faktörü kısa sürede devreye girmiş. “Kulübün mali durumu çok kötü. Başkan gecenin üçünde çağırdı. İşte para yok, pul yok, bilmem ne, sen halledersin bu işi deyip bana görevi verdi. 11 tane oyuncu çıkardık altyapıdan. Dışarıdan kimleri transfer ettik? Bir sene önce çapraz bağlardan ameliyat olmuş, yeni iyileşmeye başlamış bir kişi. Bir sene önce üç maç oynamış ama bizim tanıdığımız, bildiğimiz, gelişecek olan kişi. Öyle transferler yaptık. Sekiz ya da dokuz hafta bitti, tam hatırlamıyorum. Samsunspor’a 2-1 mağlup olduk. İki hafta sonra içerde Kocaelispor’la oynayacağız. O zaman scout ekibiymiş, performans antrenörüymüş, bunların hiçbiri yok. Ben kendim atladım otobüse İzmit’e gittim. Dönünce toplantıya çağırdılar. Ondan önce de ara sıra toplantılara gidiyordum. Ahmet niye oynuyor, Mehmet niye oynuyor gibi sorulara muhatap oluyordum. Ben de, ‘İşime karışacaksanız beni çalıştırmayın. Bana boşuna para veriyorsunuz. Altay’ın parasına günah,’ diyordum. O gün gittiğimde, ‘Bu iş olmuyor hocam, ayrılacağız,’ dediler. Ben zaten onlar göndermeden önce bütün alacaklarımı Altay kulübüne bağışlayıp makbuz almıştım, ayrıldım. Sonradan öğreniyorum, yerime gelen kişi benim yardımcı antrenörümle beraber ilk Kütahyaspor maçını tribünde seyretmiş. Sekiz hafta boyunca maçları hep seyretmiş.”

Ercan Ertemçöz 2005-06 sezonunda çalıştırdığı Göztepe’nin bir maçında. “Altay’dan ayrıldığım zaman Göztepe 3. Ligdeydi. Kulüp yine çok kötü durumdaydı ekonomik olarak. Çağırdılar, orada çalışmaya başladık. Beş sezonda dört kez küme düştü Göztepe. Süper Ligden 1. Lige, 2. Lige, oradan 3. Lige. O sene düşmedik.”

Son olarak, bir kez daha Ödemişsporlu yöneticilerin ricalarını kıramayan Ercan Ertemçöz, sekiz on maçlık bir dönem için bu kulübü çalıştırdıktan sonra antrenörlüğe noktayı koymuş. Ardından bir müddettir kafasında tasarladığı bir planı, yetenekli çocukları kaleci olarak yetiştirip Türk futboluna kazandırma düşüncüseni hayata geçirmiş. Böylece ortaya çıkan Smyrna Atletik adlı kulüpte de altı yıl çalışmış. “Üç tane çocuğu kötü alışkanlıklardan kurtarsak kârdır dedim ve bir kulüp kurduk. Başkan oldum, malzemeci oldum, şoför oldum, muhasebecisi oldum, kısacası her şeyi oldum. Güzel de gidiyordu ama çok yoruldum. Neden yoruldum? Şimdi tabii velilerin, anne babaların çocukları ya Maradona oluyor ya Messi oluyor ya da Ronaldo oluyor. Hep oynamalarını istiyorlar. Ama tabii kadrolar geniş, spor okulu sonuçta. Herkesi aynı anda oynatamıyoruz. Orayı da devrettim, rahatladım. Şimdi kendim için yaşıyorum!”

Ercan Ertemçöz, 1985-86 sezonunda Altay ile Adanaspor arasında oynanan Türkiye Kupası maçında Feyzullah Küçük’ün penaltı atışını kurtarıyor.

“Ben okul maçı, minik takım maçı, genç takım maçı, A takım maçı, herhangi bir kategoride beşer penaltıya kalmış hiçbir maçı kaybetmedim” diyen Ertemçöz bunun için yaptığı çalışmayı anlatıyor: “Benim bir defterim vardı. Kim nereye, kaç tane, nasıl penaltı atmış diye notlar alıyordum. O zaman TRT’de maç özetleri veriliyordu. Oradan izleyip kimin nasıl, nereye penaltı attığını kayıt ediyordum. Bir de penaltı anı çok önemli. Rakip oyuncuyu psikolojik olarak etkilediğin zaman avantajlı duruma geçiyorsun. Bir de kimin nereye atacağını önceden çalıştıysan penaltı kurtarmak daha kolay oluyor.”

Ercan Ertemçöz ve eşi Yabancı Diller Yüksek Okulu Almanca bölümünde okurken evlenmişler. Eşi okul bitince Almanca öğretmeni olmuş ama Ercan Ertemçöz genç yaşta profesyonel futbol hayatına atıldığından öğretmenlik yapmamış. İki oğulları da onun maçları sırasında dünyaya gelmiş. Genç takımda futbol oynayan, daha sonra hakemlik yapan büyük oğlu Sercan’ın doğumu, Göztepe’de oynadığı sırada gerçekleşmiş. “Altay’ı 3-1 yenmiştik. Maçta iki Altaylı kırmızı kart görmüştü. Soyunma odasına doğru giderken tartışmalar falan oldu. Biz de onları ayırmaya çalışıyoruz. O sırada malzemeci geldi, ‘Hoca seni çağırıyor,’ dedi. ‘Bırak şimdi, görmüyor musun adamlar birbirine girdi,’ dedim. Malzemeci, ‘Yengeyle ilgiliymiş,’ deyince ödüm koptu çünkü eşimin doğum yapmasına daha bir ay vardı. Hemen soyunma odasına gittim. Hocamız Kadri Aytaç bana sarıldı. ‘Hem galip geldik, hem oğlun oldu,’ dedi. Ben inanmadım ama bacanağım da oradaydı. Haberi doğrulayınca hem galibiyeti, hem oğlumun doğumunu kutladık.” Küçük oğlu Serdar da, Altay’da forma giydiği dönemde, Zonguldakspor’la deplasmanda oynadıkları maç esnasında doğmuş. Serdar babasının izinden giderek kaleci olmuş ve Altay, Karşıyaka, Düzcespor, İstanbulspor gibi takımlarda oynamış. Ancak çapraz bağları kopunca genç yaşta futbolu bırakmış.  

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.