Şevket Taşlıca – 26 Yıla Sığan Koca Bir Ömür

Şevket Taşlıca 1934 yılında İstanbul’da doğdu. Gerek anne gerek baba tarafı, o zamanlar Yugoslavya’da olup günümüzde Karadağ sınırları içinde kalan Taşlıca kasabasındandı. Ailesi, doğup büyüdükleri bu diyarın adını soyadı olarak seçmişti. Şevket henüz bir yaşındayken babası hayatını kaybetti. Annesinin ilk evliliğinden dört çocuğu, ikinci eşinden kızı Adalet ve oğlu Şevket dünyaya gelmişti. Dolayısıyla Şevket altı kardeşin en küçüğüydü. Babaları vefat ettikten sonra bütün çocuklar ve onların çocukları olmak üzere toplam on beş kişiden meydana gelen büyük aile Süleymaniye’de oturdukları konakta yaşam mücadelesine devam ettiler.

Küçük Şevket ilkokulun ilk üç sınıfını Süleymaniye’deki 8. İlkokulda okuduktan sonra 1944’te Darüşşafaka Lisesi’ne girdi. Amcası Rıfkı Hoca, okulda otoriterliği ve sertliğiyle meşhurdu. Yaramazlık yapan öğrencileri yakaladı mı affetmeyen Rıfkı Hoca, aynı zamanda geceleri yatakhanede dolaşarak üstünü açan öğrencilerin battaniyesini örtecek kadar şefkatli biri olarak, birkaç kuşak Darüşşafakalı öğrencinin hafızasında silinmeyecek bir yer edinmişti. Spordan pek hoşlanmayan amcası ne kadar derslere önem vermesini istese de, hareketli ve yaramaz bir çocuk olan Şevket bulduğu her fırsatta top oynuyordu. İlk zamanlar bez toplarla yapılan futbol maçları giderek yerini diğer branşlara bıraktı. Spora düşkün her Darüşşafakalı öğrenci gibi Şevket de basketbol, voleybol ve masa tenisi oynamaya başladı. Zamanla basketbol diğerlerine üstün geldi. Birkaç sınıf büyük abilerinin büyük bir tutkuyla, buldukları her fırsatta basketbol oynamasının bunda büyük payı vardı.

Şevket Taşlıca (solda) ortaokul yıllarında. Yanındaki kişi Yalçın Granit'in sınıf arkadaşı ve Darüşşafaka'da basketbolun öncülerinden olan Senih Çalıkkocaoğlu.

Daha sonra spor yazarı olan okul arkadaşı Kenan Şengül, Milliyet gazetesinde o günleri şöyle anlatmıştı: “Şevket de ben de vasat birer talebeydik. Bizler için ne çok çalışkan ne de çok tembel derlerdi. İkimizin de en büyük merakı spordu. Şeref Stadının kapılarında devrin büyük kalecisi Cihat Arman’dan bir imza almak için saatlerce beklediğimiz karlı pazar günlerini hâlâ unutamam. 1946 yılı kışı soğuk ve karlı geçmişti. O yıl hemen hemen takip etmediğimiz bir tek okullar arası karşılaşma ve Fenerbahçe maçı olmamıştı. Gidecek yerimiz olmadığı için ikimiz de o yaz mektepte kalıyorduk. Tatil, boş günler ve okulun sporu ön plana alışı ve biraz da bizim hevesimiz. Kısa zamanda sporcu olmuştuk. Basketbolu çok seviyorduk. Devrinin en büyük basketbolcusu diye tanınan Yalçın Granit de bizim okuldaydı. Ama 9. sınıftaydı. Ona ‘ağabey’ derdik. Basketbolu sevişimizde Granit ağabeyin rolü büyüktü. O yaz Yalçın Granit ağabey okulun kapalı salonunda yalnız başına hemen her gün antrenman yapıyor, serbest atışa çalışıyordu. Biz de Şevket’le potanın altında duruyor ve attığı topları ona iade ediyorduk. İnatla çalışırdı Yalçın Granit. Serbest atışlarındaki isabeti bugün açıkça söyleyebilirim ki bizim küçüklük yıllarımızda yaptığı ferdi çalışmalara medyundur (borçludur). Günler böyle gelip geçti. Biz her yıl biraz daha irileşiyor, biraz daha gürbüzleşiyorduk. Fakat Şevket beni boyca geride bırakmıştı.”

Böylece kendini tamamen basketbola veren Şevket Taşlıca henüz 15 yaşındayken önce kısa bir süre Vefa genç takımında forma giydi. Ardından Galatasaray genç takımında oynamaya başladı. O sırada Darüşşafakalı abileri Cemil Sevin ve Yalçın Granit birinci takımda yer alıyordu. 1950-51 sezonunu Galatasaray’da geçiren Şevket, birinci takımda da maçlara çıkmaya başladı. 1951’de ikinci kez düzenlenen İstanbul milletlerarası basketbol turnuvasındaki Avusturya maçında ilk kez milli formayı giydi. Aynı yıl İskenderiye’de yapılan 1. Akdeniz Oyunları için de milli takıma seçildi.

1951 yazında Darüşşafaka Spor Kulübü’nün tekrar faaliyete geçmesi ve basketbol şubesinin kurulmasıyla birlikte kendi camiasına döndü. 1951-52 sezonunda İstanbul İkinci Basketbol Ligi’nde mücadeleye başlayan yeşil-siyahlı takımın ilk oyuncuları arasında yer aldı. Kulüp basketbol takımının ilk kaptanlığını üstlenen Niyazi Turan, “Annesi bana emanet ederdi,” dediği Şevket’in de basketbol şubesinin kurulmasında büyük emeği olduğunu belirterek o günleri anlatıyor: “Tahtadan bir malzeme çantamız vardı. Biz Şevket’le beraber o tahta çantayı Allahın soğuğunda değişe değişe taşırdık. İçinde atlet vardı, vaktiyle voleybol için yapmışlar, forma filan yok. Şortların kimisi büyük, kimisi küçük. Ayaklarımızda basit lastikler. Fatih-Harbiye tramvayına binip Teknik Üniversite’nin Gümüşsuyu’ndaki salonuna giderdik.”

1951’de liseler arası İstanbul şampiyonluğunu kazanan basketbol takımı. Üst sırada soldan üçüncü, Beşiktaş’ta santrhaf olarak oynayan milli futbolcu Özcan Esinduy, dördüncü Şevket Taşlıca ve beşinci takım kaptanı Niyazi Turan.

Darüşşafaka takımıyla ilk sezonunda ikinci lig şampiyonluğu yaşayan Şevket, takımının birinci ligdeki maçlarında da en önemli sayı silahı olarak yer aldı. O senelerde özellikle ters turnikeleriyle basketbol maçlarının müdavimi olan seyircilerin hafızalarında yer etti. Birinci ligde oynadığı yıllarda, bir yandan da okumaya devam eden Şevket, lise takımında da yer alarak Darüşşafaka Lisesi’nin üst üste üç sene İstanbul şampiyonluğunu kazanmasında pay sahibi oldu. İzmir’de yapılan lise il karmaları maçlarında, Balıkesir karmasına karşı 80 sayı atması, sporculuk hayatının ilginç bir ayrıntısıydı. Darüşşafaka’da üst sınıflardaki öğrencilerin kendilerinden küçüklere antrenörlük yapması, bildiklerini öğretmesi bir gelenekti. O da abilerinden öğrendiklerini alt sınıflardaki kabiliyetli çocuklara aktardı. Nitekim Mehmet Baturalp, “Okul takımında Şevket abi bize çok şey öğretti,” diyerek şunları anlatmıştı: “Ben daha on sekiz yaşını doldurmadan genç milli takıma girdim. Hatta bir yurtdışı seyahate annemin izniyle katılmıştım. Onda da Şevket abinin büyük rolü oldu. Yıldız takımında oynuyordum, genç takıma geçtim. Bana, ‘Sen A takımda oyna Batur,’ dedi. ‘Ben yapamam abi sizin aranızda, korkuyorum,’ dedim. ‘Sen hiç korkma, ben senin arkandayım,’ dedi. Hakikaten çok destek oldu bana. Çok şey öğrendim ondan. Böylece direkt yıldız takımından A takıma geçtim.”

Darüşşafaka Lisesi basketbol takımı 1952’de. Ayaktakiler (soldan sağa): Gültekin Öngün, Ayhan Akkan, Sedat Erberk, Çetin Berkmen, Şevket Taşlıca. Oturanlar: Mehmet Baturalp, Nami Gönenç, Hüdai Budanur, Tufan Subaşı.

Darüşşafaka forması giydiği yıllarda da milli takıma seçilmeye devam eden Şevket, 1955’te Barselona’da düzenlenen Akdeniz Oyunları kafilesinde yer aldı. Oradan dönüşte basketbol hayatına yeni bir takımda devam edecekti. Aslında yeni bir takım da sayılmazdı, zira birkaç sene önce formasını giydiği Galatasaray’dı gittiği kulüp. Uzun süredir tekelinde tuttuğu şampiyonluğu bir önceki sezon Fenerbahçe’ye kaptıran sarı-kırmızılılar kadroyu daha da güçlendirmeye karar vermişti. Üç sezon Galatasaray’da oynayan Şevket bir İstanbul, bir Türkiye şampiyonluğu sevinci yaşadı. 1958-59 sezonunda Yalçın Granit’in Darüşşafaka’ya antrenör olmasıyla birlikte yuvasına döndü.

Galatasaray’ın 1950-51 İstanbul basketbol şampiyonu olan kadrosu. Üst sıra
(soldan sağa): 
Ayhan Demir, Yalçın Granit, Sadi Gülçelik, Cemil Sevin. Orta sıra:
Ali Uras, Erdoğan Partener, Samim Göreç. Alt sıra: Ertem Göreç, Şevket Taşlıca.

Darüşşafaka basketbol takımı 1959-60 sezonuna çok iddialı girmişti. Nitekim ligin ilk yarısı bittiğinde tek mağlubiyetle ikinci sıradaydı. Ligin artık sonları yaklaşıyordu ki yeşil-siyahlı camia üzücü bir haberle sarsıldı. Şevket Taşlıca Aksaray’da trafik kazası geçirmiş, başından ağır yaralanıp komaya girmişti. Henüz bir yıllık evli olan Şevket, o sırada Tuzla’daki yedek subay okulunda askerlik hizmetini yapıyordu. Bir gece önce eşinin ailesinin evinde kalmış, sabah okula gitmek üzere erkenden yola koyulmuştu. Gazetelerin yazdığına göre bir taksiye binmek üzereyken arkadan gelen belediye otobüsünün taksiye çarpmasıyla düşüp sürüklenmiş, ablası Adalet hanımın anlattığına göre bir çöp kamyonu ona çarpmış ve sabah kimse fark etmediği için bir müddet orada kalmıştı. Şevket Cerrahpaşa hastanesine kaldırıldı. Galatasaray’dan antrenörü doktor Ali Uras onun başından ayrılmadı. Tıp dünyası Şevket’i iyileştirebilmek için seferber olmuştu fakat cerrahi bir müdahalede bulunamıyorlardı. Takım arkadaşları, spor camiasından onu seven arkadaşları günlerce hastanenin önünde iyi bir haber almak için beklediler. Ne var ki o haber gelmedi. Yaklaşık on gün boyunca komada kalan Şevket Taşlıca 25 Şubat 1960’ın ilk saatlerinde son nefesini verdi.

İnsanlarla her zaman sıcak ilişkiler kuran, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan neşeli bir insandı Şevket Taşlıca. Fatih camisinden kaldırılan cenazesine binlerce kişi katıldı. Sadece basketbol değil, futbol ve voleybol camiasından birçok isim ona son görevlerini yapmak için gelmişti. Yaz tatillerinde, İzmir’de okuyan ablasının yanına gittiği sıralarda tanışıp yakın arkadaş olduğu Metin Oktay da göz yaşlarını tutamayanlar arasındaydı. Cenaze namazının ardından birkaç yüz metre ilerideki çok sevdiği yuvası Darüşşafaka Lisesi önüne getirildi naaşı. Tabutu cenaze arabasına konacaktı ki arkadaşları buna müsaade etmediler. Edirnekapı mezarlığına son yolculuğunu sevenlerinin omuzlarında yaptı Şevket. Son maçını kazadan üç gün önce, 13 Şubat 1960’da Galatasaray’a karşı oynamıştı. Vefatından bir hafta sonra oynanan Fenerbahçe maçında, takım arkadaşları ikinci yarı ortasında 15 sayı geriye düşmelerine rağmen sonunda bir sayı farkla galip gelerek, Darüşşafaka basketbol takımına ilk şampiyonluğunu kazandırdılar.

1959-60 sezonunda ilk kez İstanbul lig şampiyonluğunu kazanan Darüşşafaka takımı, sezon başında bir maçtan önce. Ayaktakiler (soldan sağa): Erdoğan Karabelen, Haşim Ülkü Yakın, Nedret Uyguç, Halit Keskinpala, Metin Akşenkal, Nedim Hoşgör. Oturanlar: Günay Erkan, Sedat Erberk, Dursun Açıkbaş, Şevket Taşlıca.

Şevket Taşlıca 26 yıllık kısacık ömrüne rağmen basketbol tarihimizin unutulmazları arasına girdi. Son sözü, Darüşşafakalı dostlarının spor basınında onun için yazdığı satırlara bırakıyorum.

“Kim Derdi ki!…” Dilaver Uzgören

“Ağabey bir görseydin Mısır’daki maçlarımızı, hele o güreşçiler: Yaşarlar, Celaller, Nasuhlar… Ya o Yalım ağabey, kırdı geçirdi neşeden kafileyi…” Darüşşafaka’nın hatıralarla dolu ön koridorunda bunları bana anlatırken, aynı neşeyi duymam için çırpınan küçük Şevket’i hatırlıyorum. Darüşşafaka Lisesinin 9.sınıf talebesi 441 Şevket Taşlıca. Mektep idareciliğine başladığım ilk seneydi. Galiba 1951. Biz Darüşşafakalılar için yalnız Darüşşafakalı olmaktan öte bir hususiyeti daha vardı Şevket’in: Rıfkı hocanın yeğeni, 45 senelik hizmetiyle, bütün insanlık vasıflarını cem etmiş ve Darüşşafaka için adeta sembolleşmiş bir hoca: Rıfkı Taşlıca’nın yeğeni 441 Şevket Taşlıca… Mektep takımında ve kulübün kuruluşunda beraber çalıştığımız ilk seneler… Lisenin basketbolde devam eden  şampiyonlukları, birinci kümeye geçiş ve Darüşşafaka takım kaptanı Şevket Taşlıca… Seneler sonra onu gene milli takımda ve Darüşşafaka basketbol takımında alkışlarken, ayrı bir zevk duydum. Hele bu sene Granit’le beraber döndüğü Darüşşafaka şampiyonluğun en yakın ismi olmuştu. Dün ise ölüm haberini aldım. “Kim Derdi ki” Evet kim derdi ki, Vicki Baum’un bir romanına isim olarak aldığı bu cümleyi, Şevket Taşlıca için kullanacağım…

“Mesut bir insanı, Şevket’i kaybettik” 193 Turgut Dinsel

Darüşşafakalı olmak yetim büyümek demektir. Bu sebepten bizler birbirimize fazla inanmış, birbirimize daha fazla yaklaşmış insanlarız. Bu yuvanın bu hüviyeti bizleri birbirimize kardeş gibi bağlamıştır. Bugün 441 Şevket’i kaybettik… Şevket sadece bir Darüşşafakalı değil, memleket çapında iftihar ettiğimiz bir kıymetti. … En son gazeteye geldiğinde, “Turgut,” demişti, “Hayatta üç dileğim oldu. İyi bir yuvaya sahip olmak, askerliğimi İstanbul’da yapmak ve bu sene takımımızın şampiyon olması.” Şevket neşeli haliyle yuvasında mesuttu. Askerliğini İstanbul’da yapıyor ve Darüşşafaka da İstanbul şampiyonasında liderdi. Aramızdan ayrıldığı şu an “O” mesuttu. Çünkü üç arzusu da tahakkuk yolundaydı.

Darüşşafaka’nın birinci ve ikinci kuşak basketbolcuları okul bahçesinde bir arada. Üstte Şevket Taşlıca ve Gökhan Kökeş. Oturanlar Senih Çalıkkocaoğlu (solda) ve Atila Erten.

Darüşşafakalı öğrenciler Fatih’te bir gezintide. Soldan itibaren: Oğuz Tunç, Abdullah Çağlıoğlu, Şevket Taşlıca, Mehmet Baturalp, Eyüp Özyurt, Ahmet Yazgıç, Hüdai Budanur.

1951’de düzenlenen ikinci İstanbul Milletlerarası Basketbol Turnuvası’na katılan milli takım. Ayaktakiler (soldan sağa): Sacit Seldüz, Mehmet Ali Yalım, Sadi Gülçelik, Cemil Sevin, Yalçın Granit, Şevket Taşlıca, Yılmaz Gündüz. Oturanlar:
Ali Uras, Nejat Diyarbakırlı, Yüksel Alkan, Erdoğan Partener, Ertem Göreç.

Fenerbahçe ve Galatasaraylı basketbolcular bir maçtan önce bir arada. Ayaktakiler (soldan sağa): Yılmaz Gündüz, Yani Tomaidis, Erdoğan Karabelen, Şevket Taşlıca, Sacit Seldüz, Yalçın Granit, Altan Dinçer. Oturanlar: Tuğrul Demir, Mehmet Baturalp, Tunç Erim.

Son Yazılar

Son Yorumlar

Arşivler

Kategoriler

Meta

Fethi Aytuna Yazar:

2 Yorum

  1. Cengiz olaç
    28 Şubat 2018
    Yanıtla

    Eline emegine saglık fethi bey bende cenazesine katıldım o devrin tüm tanınmış basketbol futbol voleybolun sporcuları asker ler devlet burokrasisinden insanlar fatih camisinde igne atsan yere düşmez tabiri tam yerinde olurdu çok degerli bir sporcu ve insandı mekanı cennet olsun.sizede çok teşekkür ediyorum böyle degerli kişileri bizlere geniş bir biçimde sunuyorsunuz sizlerle gurur duyuyorum canım kardeşim fethi bey selam ve sevgiler.

  2. […] “Ben daha 18 yaşını doldurmadan genç milli takıma girdim, hatta bir yurt dışı seyahatine annemin izniyle katılmıştım” diyor Mehmet Baturalp. “Onda Şevket Ağabey’in de rolü büyüktü. Yıldız takımdan genç takıma geçmiştim. ‘Sen A takımda oyna Batur’ dedi bana. ‘Ben yapamam abi sizin aranızda, korkuyorum’ dedim. ‘Sen hiç korkma, ben senin arkandayım’ dedi. Lise yıllarımda ondan hakikaten çok şey öğrendim.”2 […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir