Battal Durusel: Hırsımızla, Ruhumuzla Oynardık

Şadan ve Halit Battal çifti, dört çocuklarına sırasıyla Bilsel, Gülsel, Ersel ve Yüksel isimlerini koymuştu. 1945’te dünyaya gelen oğullarına Durusel adını verdiler. Durusel doğduğunda, Battal ailesi Tophane’de yaşıyordu. Firuzağa İlkokulu’nu bitirdiği zaman, Battal ailesi Kadıköy yakasına taşındı. Ortaokul yıllarında hızla serpilip boyu uzayan Durusel, beden eğitimi öğretmeni tarafından basketbola yönlendirildi. Bu sıralarda, isimle soyadı yer değiştirdi ve ilerleyen yıllarda tüm sporseverlerin bildiği şekliyle Battal Durusel oldu. Nasıl basketbolcu olduğunun ayrıntılarını kendisi şöyle anlatıyor:

10 yaşındaki Durusel; abisi Ersel, annesi, babası, iki ablası ve bir kuzeniyle.

1962’de, büyük abisi Bilsel ve iki arkadaşıyla, evin önünde.

“Çocukluğum Tophane’de geçti. Babam hasta bir Beşiktaşlıydı, büyük abim hasta bir Beşiktaşlıydı. Kadıköy’e geçtik zaman içerisinde, Feneryolu’nda oturmaya başladık. Ortaokuldayken, hemen hemen oralarda basketbola başladım. Eskiden basketbola başlama yaşı geçti.  Şimdi yedi yaşındaki çocukları babaları götürüyor, basket okullarına veriyorlar. Bizde geçti. Uzun boyluydum, upuzun bir çocuktum. 13-14 yaşında başladım, yani geç başladım. Pendik Lisesi’nde okurken basketbola kabiliyetli olduğum meydana çıktı. Serpil Sarı diye bir hocamız vardı, o başlattı beni. Sonra Haydarpaşa Lisesi’ne gittim. Önemli beden terbiyesi hocaları vardı. Zeki hoca, Muzaffer hoca vardı, Muzaffer Tunçalp. Sonra Süreyya Hoca vardı. Onlar basketbola bizi ittiler.”  

1964-65 İstanbul birincisi Haydarpaşa Lisesi, Konya’da yapılan Türkiye Şampiyonası’nda. 4 Battal Durusel, 13 Emin Özer, 11 Orhan Aydın, Zeki Hoca, 6 Nadir Akalın, Ayhan Alnıaçık.

Battal Durusel 1964-65 sezonunda, Haydarpaşa Lisesi takımıyla İstanbul birinciliği sevincini yaşarken, bir yandan da Modaspor formasıyla İstanbul Basketbol Ligi’nde mücadele etmiş. 1965-66 sezonunda da (Türkiye Deplasmanlı Ligi’nin başlamasından önceki son sezon) Modaspor formasını terlettikten sonra askere gitmiş. “Modaspor’da lisansiye oldum ilk. Sonrasında okul kötü gitti tabii. Basketbola biraz ağırlık verince okuldan belge aldım. Babam da, ‘Hadi yürü, ya iş ya da askerlik,’ dedi. Derken askere gittim. Ama askerlik bana basketbol açısından yaradı. Askerde Ankara Karagücü’ne gönderdiler. Karagücü’nde o zamanlar Erdal Poyrazoğlu, Akın Öngör vardı. Abdullah Akpınar diye bir binbaşı abimiz vardı, spor kampına bakan, oradaki sporculara falan bakan. Askerlikte iş yok güç yok, sabah akşam antrenman hep beraber. Ben yavaş yavaş sivrildim.”

Modaspor ilk beşi 7 Şubat 1965’te oynanan Beykoz maçında. Soldan sağa: Mete Küçükyılmaz, Birol Arpas, Battal Durusel, Leon Macar, Fahrettin Yaraş.
Battal Durusel (4) ve Erdal Poyrazoğlu (7) Karagücü takımında.

Karagücü takımında sivrilen Battal Durusel, 1968-69 sezonundan itibaren Beşiktaş’ta oynamaya başlamış. “Askeri takımlarla oynarken İstanbul’da Silahlı Kuvvetler Şampiyonası oldu. Beşiktaş’ın antrenörü Cavit Altunay görmüş. Askerden sonra Modaspor’da oynarken hemen Beşiktaş’a transfer oldum. Coşkun Ergün vardı rahmetli, Sedat Kesen, Emin Bengisu; işte onlar beni hemen Beşiktaş’a kattılar.  Beşiktaş da daha yeni lige çıkmıştı. Beşiktaş’ın futbol seyircisi bizi bekliyordu Spor Sergi’de. Spor Sergi mabetti, muhteşem bir yerdi.” Söz Spor Sergi’den açılınca o yıllardaki salonların durumunu soruyoruz, anlatıyor: “Bir tek Spor Sergi vardı. Biz basketbola başladığımız zaman YMCA diye bir yer vardı Sultanahmet’te. Kadıköy Halkevi vardı. Tom Davis’in okulunda taş zeminde yapardık antrenmanları. Saha bulunmadığı zaman gittiğimiz yerlere inanamazsın, küçücük yerlerde yapardık.”

Beşiktaş’taki ilk yıllarından, 1969-70 sezonundan bir takım fotoğrafı. Soldan sağa ayaktakiler: Ateş Çubukçu, İsmet Badem, İren İmre, Mithat Furtun, Ahmet Acaroğlu, Faruk Çağan. Oturanlar: Necmi Ton, Battal Durusel, Ünal Büyükaycan, Fehmi Sadıkoğlu, Ümit Nacaroğlu.

Oynadığı pozisyonu sorduğumuzda şunları anlatıyor: “Ben o zaman 4 ya da 5 numara oynardım. Kısa boyluydum ama fiziğim güçlüydü. Milli takımda bile güçlü ve uzunları ben tutardım. Karşıda kim var mesela, Batur beni piyon gibi kullanırdı. Mesela Zeki var, Apo var, ben giderim. En uzunu ben tutarım. Çok mücadeleciydim. Sayı gücüm de vardı pota altında. Kuvvetliydim, çabuktum.” Boyunuz kaçtı diye sorduğumuzda gülerek cevaplıyor: “Şimdi kısaldık biraz. Güzel soru.  O zaman 1.96-97cm’ydi. Şimdi guard boyu. O zamanlar 2.10’luk adamlar sayılıydı, şimdi hepsi 2.10. Zeki Tosun takımın en uzunuydu, 2.02’ydi. Abdullah 2.02’ydi. Hüseyin Alp ekstra, 2.15’di. Sonra Efe ile Kara Mehmet çıktı, onlarla boğuştuk falan ama zor oluyordu. Erman güçlendi o zaman. Her nesil öteki nesli itiyor.”

Tekrar Beşiktaş takımını konuşuyoruz: “Başladık oynamaya, sivrilmeye başladık; Beşiktaş takımı da iyi oynamaya başladı. Kavgacı bir takımımız vardı. Yani Beşiktaş seyircisine yakışan bir takımımız vardı. Çok kavgacıydı,  çok hırslıydı. Arayış içinde insanlardık hep. Oyuncular da yeni piyasaya çıkan oyunculardı. İşte Necmi Ton vardı, Fehmi Sadıkoğlu vardı, Ateş Çubukcu vardı, bizim önemli abimiz. Ünal Büyükaycan vardı rahmetli. Tom Davis diye müthiş güzel bir insan, Amerikalı oyuncumuz geldi. Robert Kolej’de hocaydı. Geldi bizim içimize girdi, bizim gibi oldu yani. Mehmet Üstünkaya başkandı, o biraz yatırım yaptı. Önce Zeki Tosun’u aldık, Abdullah’ı aldık aramıza. İyi bir takım kurulmaya başlandı. Sonrasında Erman da geldi. Erman’ın babası Galatasaraylıydı ama dedesinin vasiyeti varmış Erman için Beşiktaş’ta oynayacak diye. Beşiktaşlıymış dedesi. Rahmetli Metin Kunter bana, ‘Size teslim çocuğum, dedesi Beşiktaşlıdır,’ demişti.”

Beşiktaş-Fenerbahçe maçında, Erdal Poyrazoğlu, Battal Durusel, Ferhan Baras ve Ünal Büyükaycan.

Basketbolda ezeli rakipleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın biraz gerisinde kalan Beşiktaş, Battal Durusel’in de yer aldığı kadrosuyla ilk kez 1974-75 sezonunda Türkiye Deplasmanlı Ligi şampiyonluğunu kazanmıştı. Ertesi yıl şampiyonluğu averajla Eczacıbaşı’na kaptırdı Beşiktaş. 1976-77’de Eczacıbaşı tekrar şampiyon olurken, bir mağlubiyet fazla alan Beşiktaş, yine ikincilikte kaldı. O sezonları ve müessese takımlarının hakimiyetini şöyle anlatıyor Battal Durusel: “Önce Fenerbahçe, Galatasaray vardı. Sonra müessese kulüpleri girince tabii biraz işler zorlaştı. Şampiyonluğu çok komik bir şekilde averajla kaybettik. Bir kere Eczacıbaşı’nı yenmişiz, bir kere onlar bizi yenmiş. Biz onlara 5 sayı, onlar da bize 11 sayı fazla atmış. Milli takımla veya Beşiktaş’la giderdik, yurt dışındaki kupalara katılırdık. Kupalar vardı Balkan şampiyonası, Avrupa şampiyonası. Giderdik mesela, Türkiye’de hiçbir şey olmadığı için, oradan alışveriş falan yapardık. Seyahatten döndüğümüzde sıradan bir takıma yenilirdik, oradan alışveriş yapacağız falan diye, konsantrasyon kaybolurdu. Hiç unutmam onları, iki kez seyahat dönüşünde zayıf takımlara yenildik. Halbuki oradaki averajlar önemliydi, şampiyon da olabilirdik. Öyle iki sene averajla şampiyonluğu kaybettik. Sonra yavaş yavaş Eczacıbaşı geldi, Efes Pilsen geldi. Çukurova, Yenişehir gibi takımlar yavaş yavaş yatırım yapmaya başlayınca haksız rekabet gelişti bence. O zaman basketbolda ne sponsor vardı ne bir şey. Sadece futboldan gelen gelirlerle idare etmeye çalışıyorduk. Öteki tarafta adam reklam finansmanını hallediyordu. Onlar bir tane branşla uğraşıyordu. Efes Pilsen hâlâ öyle. Sende 10 tane branş var, boksu, hentbolu falan. Hakikaten zor bir durumdu.”

Beşiktaş 1976-77. 15 Tom Davis, 12 Abdullah İnce, 11 Battal Durusel, 9 Hurşit Baytok, 8 Erman Kunter.

Battal Durusel’in basketbol oynadığı yıllar, profesyonelliğin bugünkü düzeyinden çok uzakta olduğu bir dönemdi. Türk sporunun asırlık kulüplerinin önceliği futbol takımlarıydı. O yıllarda bütün kulüpler ekonomik darboğazda olduğu için futbol takımlarını bile finanse etmekte zorlanıyor, dolayısıyla doğru dürüst maaş bile alamayan basketbolcular, para kazanmak için zaman zaman başka takımlara transfer oluyorlardı. Nitekim Battal Durusel de farklı zamanlarda birer sezon Altınordu, Kurtuluş ve Taçspor formaları giymişti. “İki üç sene başka takımlarda oynadım. Şöyle oluyordu: bir başkan geliyordu. Rahmetli Gazi Akınal geldi mesela. Boşaldı takım gitti. Erman gitti, Apo gitti, Faruk gitti, Hurşit askere gitti. Hiç kimse kalmadı. Taçspor vardı, hasta Beşiktaşlılar. Abbas Köseli vardı, hasta Beşiktaşlı, inanır mısın beni kucakladılar. Bir kere Kurtuluş’a gittim. İşyerinde çalışıyorduk. İşler zordu o zamanlar.  Hiç para yok kulüpten. Patronum Kurtuluş’un başkanıydı, bir sene orada oynadım. Bir kere de Altınordu’ya gittim. O çok önce. Böyle gidiş gelişlerim oluyordu ama kırgınlıklar vardı. Ya takım yok oluyordu, ya beş kuruş para vermiyorlardı. Benim ailem varlıklı bir aile değildi. İhtiyaçlarım vardı. Öyle transferlerim oldu.”

Battal Durusel 1970-71 sezonunda, Fenerbahçeli Halil Dağlı (ayakta, sol başta) ile birlikte Altınordu’da oynamıştı.
Kurtuluş takımında oynadığı dönemde.
1978-79 sezonunda, Birinci Lige yeni yükselmiş olan Taçspor’da oynamıştı.

Yetmişli yılların gazetelerinde zaman zaman Battal Durusel’in oyundan çıkarıldığına dair haberler okuduğumuzu söylediğimizde bunu şöyle açıklıyor: “Tabii bizim zamanımızda para filan yok, ben hiç para almazdım. Forma ruhu için oynardık. Şimdi de Amerikalılar oynuyor ama para için. Tamamen forma ve seyirciydi bizi oynatan. Amigo Şeref diye geçerdi, Şeref Yılmaz’ın başında olduğu çok değerli insanlar vardı tribünlerde. Onlar da bizimle o duyguyu yaşar ve bize de yaşatırlardı, Beşiktaşlılık duygusu. O da bu takımı büyütenlerden biriydi, onu da pas geçmemek lazım. Bu tip insanlar sizi ayakta tutan şeylerdi. Vapura binersin, Beşiktaşlı birisi çıkar, ‘Vay Battalcım n’aber?’ der. Bu sizi ayakta tutan şeydir. Sadece parayla olmuyor bu işler. Kalbinizi, ruhunuzu dolduran şeylerdi. Biz de bunu sahada verirdik. Deli gibi oynardık çünkü bir mağlubiyette bakarsın Beşiktaşlılar ölü gibi, bütün tribünler ölmüş. Bunun için kendimizi çok ortaya koyardık ve oyundan atılmalar olurdu. Hırsımızla, ruhumuzla oynardık.”

Battal Durusel tribüne girmiş, öfkeli bir Beşiktaş taraftarını yatıştırmak üzere.
İTÜ oyuncusu Nikoliç’le çekilen bu fotoğrafın arkasına “Kavgadan sonra barışma” notu düşülmüş.

Biraz da Battal Durusel’in Milli Takım performansından bahsedelim. Ay-yıldızlı formayı ilk kez 18 Mayıs 1969’da Viyana’da, A Milli Takımın Avusturya’yla yaptığı maçta giydi. Aynı yıl, Ümit Milli Takımın Romanya’daki turnuvaya katılan kadrosunda yer aldı. 1971, 1973 ve 1975 Avrupa Şampiyonası ile 1971 Akdeniz Oyunları’nda mücadele etti. Toplamda 67 kez giydiği milli formayla son maçına 8 Haziran 1976’da, Belçika’da çıktı.

1971 İzmir Akdeniz Oyunları’nda Yunanistan’la oynanan yarı final maçında.

1973’te İspanya’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda.

Battal Durusel 1964’te lisanslı bir sporcu olarak başladığı basketbol hayatını, 18 yıl sonra, 16 Aralık 1981’de, görkemli bir jübileyle noktaladı. Beşiktaş ile Eczacıbaşı’nın karşılaştığı maçta, sporseverler çok sevdikleri Battal Durusel’i son kez sahada görmek için Spor ve Sergi Sarayı’nı tamamen doldurmuştu. Oynamayı bıraksa da basketboldan kopamamıştı. Çeşitli zamanlarda menajer olarak Beşiktaş’a hizmet verdi. Kendisi bu dönemini de şöyle özetliyor: “Mehmet Üstünkaya başkandı. Menajerlik yaptım. Hep bunlar fahri. Beşiktaş’ta genç bir çocuktum, sonra bir iş kurdum. Zorunlusun, yokluklar içinde. Beşiktaşlılık çok önemli bir şey. Bir yere, mesela vergi dairesine gidersin, ‘Ooo Battal hoş geldin,’ derler. Bir işyerine bir şey lanse etmek istersin, ‘Battal hoş geldin, ben seni tanırım,’ falan. Bunlar da paraydı o zaman, kalmadı gerçi artık. Onun da bana çok faydası oldu. Üstünkaya’nın zamanında hep takımın yanındaydım.”

16 Aralık 1981’de oynanan jübile maçından önce, Beşiktaş ve Eczacıbaşılı basketbolcular bir arada.
1973 Avrupa Şampiyonası. Soldan sağa: Erdal Poyrazoğlu, Battal Durusel, Kemal Erdenay, Doğan Hakyemez, Zeki Tosun.

“Bir ara bıraktım. Sonra Süleyman Seba başkan oldu, orada benim hayatım değişti. Şöyle değişti: Beşiktaş nedir onu anladım. Baba bir gün beni çağırdı. Bazı problemler olmuş, Erman ile Hurşit arasında; Aydan da antrenördü. Çağırdı şu işi hallet diye. Süleyman abi ile yakınlaşınca hakikaten Beşiktaş’ın ne olduğunu anlıyorsun. O güne kadar bilmiyordum hakikaten. Kartal karşımda duruyordu. Beşiktaş amblemi ne ise, onun içinde o vardı. Bana göre Beşiktaş, Süleyman Seba idi. Onun içindeki bütün duygular kartaldı. Orada benim hayatım, bakış açım değişti. Ona yardımcı olmak için ben de her türlü şekilde, senelerce takımın başında oldum. Hasan da geldi ama hep tek başıma takımın başında oldum. Hiç kimseyi karıştırmıyordum. Tek başıma idare etmeye çalıştım. Tabii yokluklar vardı. Süleyman abi hep finanstan kaçardı. O zaman finanslar yoktu, şimdi çok basitleşti işler. Fenerbahçe’nin geçmişinden Ülker’i çıkar ya da Doğuş’u, ne yapabilirlerdi? Bir tek avantajlı, bu avantajını da çok kötü kullanan Efes Pilsen var. Öyle bir durum vardı Beşiktaş’ta. Takım hep vasat, ortalarda. Son senemde hep genç antrenörlerle çalıştım. 2000’de bıraktım ve tam bırakırken bana göre çok güzel bir başarı elde ettik. Dört takım arasına girdik. Dört takım dediğimde, Efes Pilsen, Ülker, Tofaş. Çok acayip yatırımlar. Biz ligi de dördüncü bitirdik, Türkiye kupasında da dördüncü olduk. Belki ligi beşinci bitirdik ve dörde kaldık, yani yarı finale kaldık. Hidayet’in köşelerden birkaç şanslı basketiyle Efes’e 3-1 elendik. Sonrasında çok basketbolla uğraşmadım, sadece seyirci oldum.”

Son olarak kendi oyunculuk zamanıyla bugünler arasındaki farkı soruyoruz, anlatıyor: “Çok yokluklar vardı. Şimdi bakıyorum da kıskanmıyorum ama. O yokluklar içinde çok güzellikler vardı. Çok arkadaşlıklar, çok dostluklar vardı. Şimdi çocuklara acıyorum. O zaman antrenman biterdi, kimde araba varsa – Osman’da var, Ünal abide var – biner, sağda solda oturmaya giderdik. Şimdi çocuklara bakıyorum; antrenman bitiyor, hepsinin altında Ferrariler, Range Roverlar, hepsi arabalara tek tek binip gidiyorlar. Bir yerde görüyorsun, hepsi interneti seyrediyor. Biz hep beraber yaşardık, mahalle gibiydik. Abdullah’la ben hiç ayrılmazdım, kankaydık. Fehmi Sadıkoğlu, onunla kankaydık. Hep beraber yer içerdik. Güzeldi o günler. Bana sorsan bugün mü o gün mü – ben o günü tercih ederim. O zaman para yoktu pul yoktu ama çok güzel şeyler vardı. Şimdi görüyorsun Efe’ler, Faruk’lar, hepimiz dostuz. Çok şeker günlerdi. Öyle bir yaşam geçti gitti işte.”

1971’de Almanya’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda talihsiz bir an.

Bir Milli Takım idmanının sonrası. Soldan sağa: Nusret Işıldaksoy, Abdullah İnce, Fuat Tahir, Battal Durusel, Fehmi Sadıkoğlu, Serdar Ersözlü, Zeki Tosun, Doğan Hakyemez.

Yukarıda okuduğunuz röportaj 1 Temmuz 2018’de, Ankara’da yapıldı. Basketbol Milli Takımı’nın İsveç’le oynayacağı Dünya Kupası eleme grubu maçını seyretmek için eski basketbolculardan oluşan bir grup, Federasyon’un organizasyonuyla Ankara’ya gelmişti. Battal Durusel de gelenler arasındaydı. Maçtan birkaç saat önce, kaldığımız otelin lobisinde yukarıdaki röportajı yaptık. Maçtan sonra İstanbul’a dönerken, “Müsait bir zamanında uğra, bendeki fotoğrafları vereyim,” demişti Battal abi. Ancak o müsait zaman için bir türlü fırsat olmadı. Yaklaşık 40 gün sonra, 8 Ağustos 2018’de, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

1 Temmuz 2018, Ankara Spor Salonu.

Fiziksel Grafiti

Battal Durusel, Cumhuriyet Spor dergisinin 18 Ağustos 2004 tarihli sayısında, “Geçmişten Bugüne” başlığıyla kaleme aldığı yazıda, Beşiktaş’ın 1974-75 sezonunda kazandığı lig şampiyonluğunu tayin eden maçın hikâyesini yazmıştı. Usta bir edebiyatçı kıvraklığıyla kaleme aldığı bu kısacık yazı, üst seviyedeki sporcuların bile o günlerde maçlara dolmuşla, vapurla gittiğini ortaya koyması açısından ilginç bir belge niteliğinde. Bu yazıyı, “Fiziksel Grafiti” başlığıyla yayınlayan Roll dergisinden aktarıyoruz.

Soğuk odada küçük gelen yatağımdan güçlükle kalktım. Bugün 2 Mart 1975. Galatasaray’la şampiyonluk maçımız var. Banyoda yüzümü yıkarken aynada yüzümün şişmiş olduğunu görüyorum. Bütün gece uyuyamamış, rüyamda maçı oynamıştım. Banyodan çıkarken ilerde büyük odaları, büyük yatağı olan sıcak bir ev düşledim. Mutfaktan çay kokusu geliyordu.

Babamın karşısına oturdum. “Şampiyonlukta prim var mı?” dedi. “Ne primi baba, yenelim yeter” diye cevapladım. “Eczacıbaşı, Efes’te oynayanlar iyi paralar alıyorlar, size bir şey yok mu?” dedi. “Sen değil misin bizi Beşiktaşlı yapan” dedim, kahvaltıdan kalktım. Salona geçtim. Dual pikaba Zeppelin I’i koydum. Underground müzik kulaklarımda yankılanırken şarj eden bir pil gibi dolduğumu hissediyordum. Black Sabbath, Cream, Pink Floyd derken kendime geldim. Malzeme çantamı doldurdum. Best Converse ayakkabılarım iyice eskimiş, altları silinmişti. Evden çıktım ve Ziverbey’den Kalamış’a yürüdüm. Kalamış’ta, Kozluca’nın büfesinde Erol, Şansal, Hüseyin oturuyorlardı. “Ne oluyor bugün?” diye sordular, “yeneceğiz” dedim. Öğlen olmuştu. Todori’de hafif bir yemek yedim. Garson Aleko elinde şekerli bir kahveyle geldi. “Hadi paşam, bu sana doping olur, buraya galibiyetle dönün,” dedi. Taksi tutacak param yoktu. Dolmuşla Kadıköy’e inerken ileride güzel bir arabam ve çok param olmasını arzuladım. Kadıköy vapuruna bindiğimde maça giden birçok tanıdık yüz vardı. Beşiktaş’tan üç-dört kişi beraber Harbiye dolmuşuna bindik. Maç havasını bulmuş, insanlar Spor Sergi’ye giden yolda, Radyoevi önünden kuyruğa girmişti. Bir gün herhalde yetkililer buraya büyük bir salon yapacaklardı! Spor Sergi’nin kapısında amigo Şeref “hadi koçum” dedi, sırtımı sıvazladı. Kaya ve Gökhan hakem ikilisi maçı başlattığında her şeye hazır olduğumu ve yeneceğimizi biliyordum. Maçın sonunda hatırladığım, seyircinin korkunç uğultusu, bizim takımın iyi oyunu, Galatasaray’ın direnişi ve ABD’li Williams’tan yediğim darbelerdi. Ancak sonunda Beşiktaş, ilk Türkiye Ligi şampiyonluğunu kazanmıştı.

Maçtan sonra Karaköy dolmuşuna binmek için Harbiye’ye doğru yürürken ağrıyan kaburgalarıma ve soğuğa rağmen mutlu ve gururluydum. Bugün geçilmesi gereken yollardan geçiyorduk. Umutluydum. İleride basketbol çok büyüyecek ve basketbolcular çok büyük imkânlara kavuşacaktı. Dolmuş Karaköy’e gelmişti. Cebimde kalan son 50 liralığı şoföre uzattım. Karaköy rıhtımında hava karanlık ve soğuktu. Bense mutlu ve umutlu.

Durusel, Gülsel, Bilsel, Yüksel ve Ersel Battal kardeşler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.