Oğuz Turan: Erken Kayan Bir Yıldız

Futbol tarihimizde nice insan vardır ki, yetenekli olduğu halde ağır bir sakatlık veya bir takım talihsizlikler sonucu hak ettiği yerlere gelememiştir. Geçmişte bir yerlerde, kısa bir süre parlayıp umut vaat eden bu futbolcular, olayların aksi yönde seyretmesiyle birlikte, gazete ve dergilerin sararmış sayfalarında birileri tarafından hatırlanana kadar unutulup giderler. Bu yazımızın konusu olan Oğuz Turan da, bu unutulmuş yıldızlardan birisi. 1959’dan itibaren dört sezon Altınordu’da top koşturan Oğuz Turan, askere gidip döndükten sonra bir daha futbol oynama şansı bulamamış.

1939’da, astsubay olan babasının görev yaptığı Tunceli’de dünyaya gelmiş Oğuz Turan.  Dört erkek çocuğun en küçüğü olarak aileye katılmış. “İsmi Tunceli değildi, Kalan’dı o zaman. Benim nüfusumda Kalan yazar. Ben dört yaşındayken İzmir’e gelmişiz ve Kahramanlar’a yerleşmişiz. Benim hayatım hep bu muhitte geçmiş.” Kahramanlar semtindeki pek çok çocuk gibi mahalle arasındaki sokaklar ilk top sahaları olmuş Oğuz Turan’ın. İlkokulu bitirdikten sonra, semtin yakınında bulunan Namık Kemal Ortaokulu’na gitmiş. Birçok İzmirli futbolcunun yetiştiği bu okulda okurken, Alsancak Stadı’nda top toplayıcılık yapmaya başlamış. O günleri şöyle anlatıyor: “1 lira harçlık alırdık, o zaman iyi para. İki gün üst üste maç olduğundan, 2 lira olurdu, sinemaya giderdik. Ama Cumartesi imanım gevriyordu. Maçlar saat 1’de oynanıyor.  O zaman yarım gün okul var Cumartesi günleri. Bayrak merasimi de yapılıyor. Saat yarım gibi çıkıyorduk. 100 metreyi belki 12-13 saniyede koşuyorum. Köşeden atlıyordum, doğru Alsancak Stadı’na. Allahtan yakındı. Nefes nefese geliyordum.”

Şubat 1956’da Türkiye’ye gelen efsanevi Macaristan takımını da bu sayede seyretmiş Oğuz Turan. Peşte Karması adıyla, İzmir Karması’na iki maçta 19 gol atan o müthiş takımı net biçimde hatırlıyor: “Macarların geldiği zaman top toplayıcıydım. Millet giremiyordu içeri kalabalıktan, ben görevli olduğum için rahatça girdim. Puşkaş’ı, Czibor’u filan hep seyrettim. Bir tek Kocsis gelmemişti, onu göremedim. Çok güzel top oynuyorlardı. Czibor sol açık, Puşkaş sol iç. Santrayı geçtikten sonra Czibor Puşkaş’a yanaşıyor. Puşkaş topu ona atıyor, o hiç tutmadan tekrar ona atıyor. Dönüyor gidiyor. O da bir vuruyor, tam 18’in köşesine topu düşürüyor. O da orada yakalıyor topu, golü atıyor. Onlarla baş etmek imkânsızdı.” Top toplayıcılık yaparken seyredip hayran kaldığı İzmirli futbolcuları sorduğumda hiç düşünmeden cevap veriyor: “Kaleci Seyfi (Talay), Bayram (Dinsel) abi, Tarık (Gençay) abi. İstanbul takımlarını da seyrettim tabii. Fener geliyordu, Galatasaray geliyordu.”

Lisanslı olarak formasını giydiği ilk takım, semtin kulübü Çayırlıbahçe olmuş. “İkinci kümedeydi, birinci kümeye çıkardık,” dediği Çayırlıbahçe’de üç yıl oynamış. Ardından İzmir Ligi’nde orta sıralarda yer almakla birlikte büyüklere kafa tutan Kültürspor’a transfer olmuş. Nasıl Kültürsporlu olduğunu şöyle anlatıyor: “Çayırlıbahçe’de idarecilik yapan eski bir futbolcu vardı. Çankaya’da bir yerde terziydi. Orada Karşıyaka idarecilerinin de dükkânları varmış. Ben de sık sık oraya giderdim. Karşıyakalılara benden bahsetmiş o idareci. ‘Pazar günü getir konuşalım,’ demişler. Biz Fuar’a girdik. Orada, havuzun yakınında Kültürspor’un lokali vardı. Lokalde Kültürsporlu idareciler vardı, menajer Sami (Özok) abi de oradaydı. Bizim kaptanı tanıyorlardı, ‘Ne yapıyorsun?’ diye sordular. Bizim kaptan durumu anlatınca, ‘Gitme oraya, bize ver Oğuz’u,’ demişler. İş oraya döndü. ‘Yarın gel mukavele imzala,’ dediler. O zaman 19 yaşındayım. Ertesi gün buluştuk. Üç senelik mukavele yapalım dediler, ben iki senelik yaparım dedim. 3.000 liraya anlaştık, büyük para. 1.000 lira peşin verdiler, 140 lira maaş.”

Böylece Oğuz Turan 1958-59 sezonunda, İzmir ticaret hayatının tanınmış ailelerinden Tanıkların kurduğu, sarı-lacivert renklere sahip Kültürspor’un formasını giymiş. Takımdan 140 lira maaş almanın yanında, Tepecik’teki tütün mağazasında, geçici statüde puantör olarak çalışmış. “Benim sınıf arkadaşım Sebahattin, Tanıkların oğluydu. İdman olduğu zaman izin veriyorlardı, gidiyordum. Antrenmanları Göztepe sahasında yapıyorduk.” Yıllarca Beşiktaş, Adalet, Vefa ve İtalya’nın Spal takımlarında forma giyen tecrübeli forvet Bülent Esel de o sezon Kültürspor’a katılmış. “Bülent abi geldiğinde 35 yaşındaydı. Türkiye’nin en hızlı adamlarından bir tanesiydi. İki ayağıyla tabanca gibi topa vururdu. Yanına sokulamazsın, dirseklerini iyi kullanırdı. Bülent abi antrenör oyuncuydu ama o zaman doğru dürüst antrenörlük yoktu zaten. Çık koş, ne taktik var ne bir şey. Fuarda koşuyorduk, maça çıkıyorduk. Ne masör var, ne doktor. Ne yiyorsunuz ne içiyorsunuz diye soran kimse yok. Şimdikiler refah içinde, çifter çifter masörler.”  Takımın menajerliğini de yine ünlü bir isim, gençliğinde İzmirspor’da kaleci olarak oynamış Sami Özok üstlenmiş. Oğuz Turan onun için, “Bir numaralı adamdı. Bütün futbol kanunlarını ezbere bilirdi,” diyor.

Kültürspor’un Bülent Esel (üst sıra, soldan ikinci) ve Oğuz Turan’lı (alt sıra, sağdan ikinci) kadrosu. Altay ve Altınordu’da oynayan Nail Elmastaşoğlu da (üst sıra soldan beşinci) kadroda.

Tecrübeli isimlerin yer aldığı Kültürspor’da, daha ilk maçlardan itibaren forma şansı bulmasını şöyle anlatıyor Oğuz Turan: “Sami abi, bir hafta Beşiktaş gelecek dedi. Hususi maçlar yapmaya geliyorlardı. Cumartesi bizle, Pazar günü Altay’la oynayacaklar. Bir hafta evvel Denizli’ye gittik. Beni orada takıma koydu Hayati’yle beraber, iki haf yani. Ben nasıl top oynadığımı bilmiyorum. Denizli karma olarak çıkmıştı, bizi yendiler. Ben en ufak olduğum için otobüsün arkasında oturuyorum. Sami abi çok iyi bir adamdı. ‘Bu hafta Beşiktaş gelecek. İlk maçı size vermiştim ama İzmirspor’a vereceğim,’ dedi. O günü hatırlarken duygulanıyor ve gözleri dolarak anlatmaya devam ediyor: “ Sami abi, ‘Sizi oynatmayacağım Beşiktaş’la, hepiniz döküldünüz. Yalnız iki kişi vardı iyi oynayan; bir Hayati, bir Oğuz,’ dedi. Beşiktaş maçına çıktık neyse. Birinci devre beni koymadı takıma tabii. Devre arası oldu. Ben telin kenarında iki takımın çıkmasını bekliyorum sahaya. Sami abi çıktı kapıdan. ‘Oğuz, ayakkabılarını bağla,’ dedi. Heyecandan bağlayamıyorum. Sonradan arkadaşlarım söylüyor, ben döktürmüşüm. Karşımda Baba Recep oynuyor. Kültürspor’da benim yerimde oynayan yaşlı bir futbolcu vardı, o maçtan sonra onu kestim.”

Oğuz Turan’ın anlattığı bu maçın tarihini daha sonra, gazete arşivini incelediğimiz zaman buluyoruz. 23 Ağustos 1958’de, İzmir’de oynanan bu özel müsabakayı Milliyet gazetesi adına dönemin genç muhabiri Halit Kıvanç izlemiş. Beşiktaş’ın 5-0 kazandığı bu maçta, Halit Kıvanç Kültürspor takımı oyuncularına çoğunlukla bir yıldızı uygun görürken, sadece Oğuz’a üç yıldız vermiş.

İzmirspor ile Kültürspor arasında oynanan lig maçında, önde İzmirsporlu Aykut Akkor, arkada Oğuz Turan görülüyor.

1958-59 sezonu bilindiği üzere, mahalli liglerin son sezonudur. İstanbul, Ankara ve İzmir ligleri, 21 Şubat 1959’da başlayan Milli Lig’e (bugünkü Süper Lig) yetiştirilmesi amacıyla Şubat başlarında tamamlandı. Milli Lig’in ilk sezonunda, İstanbul’un ilk sekiz takımı yer alırken, Ankara ve İzmir’den dörder takımın katılması kararlaştırıldı. Oğuz Turan’ın formasını giydiği Kültürspor da, İzmir Ligi’nin son sezonunun iddialı takımları arasındaydı. Ancak son maçlarda puan kaybeden Kültürspor, ligi beşinci sırada tamamlayınca Milli Lig’e katılma fırsatını kaçırdı. Oğuz Turan o günleri, “Biz Milli Lig’e giremedik. 1959 yazında beş kişi Altınordu’ya geçtik. Geçenler arasında Bülent Esel ve kaleci Osman da vardı,” diyerek hatırlıyor.

Oğuz Turan ve Muhterem Ar

1959-60 sezonu için Milli Lig’e katılma hakkını kazanan Altınordu, böylece kadroyu neredeyse tamamen Kültürsporlu oyuncularla takviye etmiş. Kültürspor’da sağ haf mevkiini ilk maçlardan itibaren ele geçiren Oğuz Turan, yeni takımında da bu bölgenin değişmez oyuncusu olmasını şu sözlerle ifade ediyor: “Altınordu’da benim yerimde bir çocuk vardı, iyiydi ama benden iyi futbolcu değildi. Onu da kestim ben, sonra o çocuk Almanya’ya gitti.” Takımda kimlerin oynadığını sorduğumuzda şu isimleri sayıyor: “Ömer iyi kaleciydi ama artık son zamanlarıydı. Sağ bek Cavit, sol bek Nevzat, sağ haf ben, santrhaf Muhterem, sol haf Hayati, sonra Melih geldi. Sağ açıkta çok adam vardı. santrfor Yılmaz oynardı.”

Altınordu 1960-61. Soldan sağa ayaktakiler: Ömer Kandemir, Beytullah Baliç, Cengiz Kayalar, Namık Akgün, Oğuz Turan, Melih Garipler, Bülent Esel. Oturanlar: Aydemir Çipiloğlu, Cavit Gökalp, Muhterem Ar, Nevzat Taşhan.

Altınordu takımı Milli Lig’deki ilk iki sezonunda düşme hattında yer almasına rağmen, o yıllarda uygulanan baraj maçları sonucu, mahalli liglerden gelen takımlarla üstünlük sağlayarak yoluna devam etmiş. 1961-62 sezonuysa, İzmir ekibi için başarılı geçmiş. Hatta ligin ilk devresini üst sıralarda tamamlayınca, kulüp yöneticileri takımı ödüllendirmek için yurtdışı seyahatine götürmüşler. Oğuz Turan o seyahatle ilgili hatıralarını şöyle anlatıyor: “1962’de devreyi ikinci bitirmiştik. Bizi Ocak’ta Almanya’ya götürdüler iyi bir netice aldığımız için. O zaman Almanya’da daha Bundesliga kurulmamıştı. Dört gruba ayrılmış ülke. Bizi kuzey takımlarıyla maç yaptırdılar. Hamburg’a çıktık. Lübeck diye bir şehir vardı. Bir de Kiel diye bir şehre gittik. Almanya’nın en kuzeyiydi. Bir maçta 8-0 yenildik. Ama tabii biz antrenmanları bıraktık. Her akşam rakı içiyoruz, gidiyoruz St. Pauli’ye. Sabah taksiyle dönüyoruz. Bazı arkadaşlar satmak için rakı götürmüş. Almanlar rakı içer mi? Sonra o rakıları biz içtik.  O zaman Türk işçiler çok azdı. Ben bir Türk işçi gördüm. Bizim otobüsü görmüş. O zaman plakalarda 34, 35 yazmıyor, İstanbul yazıyor. Otobüsün arkasında plakayı okşuyordu.”

Altınordu 1961-62. Soldan sağa ayaktakiler: Muhterem Ar, Nevzat Taşhan, Sefer Türker, Altan Sayın, Sedat Oygüç, Yılmaz Dinçer, Bülent Esel. Oturanlar: Mustafa Bozkurt, Cavit Gökalp, Oğuz Turan, Melih Garipler.

Altınordu’nun o sezon ilginç sonuçlara imza attığını şu sözlerle ifade ediyor Oğuz Turan: “Beşiktaş’ı 1-0, Fener’i 2-1 yendik. Galatasaray’la oynayacağız, onu da yeneriz, çok hırslıyız. Fakat maçtan önce kaleci Sefer ortadan kayboldu. Diğer kalecimiz Ömer de çok ağır olmamakla birlikte sakattı. Maça onunla çıktık fakat yine sakatlanınca çıkmak zorunda kaldı. O tarihlerde oyuncu değiştirme de yok. Bana sen geç kaleye dediler. Ben olmaz dedim, boyum 1.72’ydi. Keşke ben geçseymişim. Nevzat kaleye geçti ve kötü kalecilik yaptı, 5-1 yenildik.” Fenerbahçe’yi 2-1 yendikleri maçla ilgili de ilginç bir anısı var: “Fenerbahçe’yle oynuyoruz. 1-0 galibiz. Devreye yakın Fener bir gol attı. Çok sinirlendik, bedava bir gol yedik. Santranın üzerinde geçtim sahayı. Top kalkmıştı. O sinirle topa bir vurdum ben. O top gitti, tabelada Fener’in tarafındaki sayının tam göbeğine çarpıp düşürdü. Tamam, bugün Fener’i yeneceğiz dedim ben. Nitekim 2-1 yendik.”

Altınordulu Golyap Arif, Oğuz Turan, Beytullah Baliç ve Feyzi Akbulut, bir idmandan sonra Halk Sahası’ndan çıkıyorlar. Şimdi bu sahanın yerinde, voleybol maçlarının yapıldığı Atatürk Spor Salonu var.

Oğuz Turan’ın unutamadığı olaylardan biri de, Altınordu’nun 18 Eylül 1960’ta, İstanbul’da Galatasaray’la 3-3 berabere kaldığı maç: “Beytullah Baliç santrfor oynardı. Her yerden topa vururdu, kafa vuruşları iyiydi. İstanbul’da Galatasaray’la oynadığımız lig maçında 3-1 mağluptuk. Turgay’a gol attı, 3-3 berabere bitti maç.” O sezon takımın antrenörlüğünü yapan Sait Altınordu için de şunları söylüyor: “Alsancak Stadı’nda, kapalı tribünün altında büfesi vardı. Tele çıkıp ayakta maç seyrederdi. Yol tarafındaki kalede oynadığımız zaman telin kenarından bize bağırıyordu. Bana “maymun” diye lakap takmıştı. “Maymun!” diye bana bağırırdı. Ben bakınca, topu yere indir anlamında işaret yapardı. Başka indiren yoktu zaten. Kimisi dan vurur, kimisi çalım atmayı severdi. Ben basarım, pas veririm. Cavit gelirdi yanıma, yuvarlayıverirdim önüne, giderdi. Sait abi bizi çalıştırdığı için bilirdi, yerden oyna diye işaret ederdi.”

Altınordu, 3-3 berabere biten Galatasaray maçı için sahaya çıkıyor. Önde kaptan Bülent Esel. Arkada sırasıyla Beytullah Baliç, Oğuz Turan, Cavit Gökalp, Muhterem Ar.

Oğuz Turan 1962-63 sezonunda Altınordu’da forma giydikten sonra askere gitmiş. Sivas’ta yaptığı askerlik hizmeti sırasında iki sene boyunca fazla top oynama imkânı bulamamış. Sivas Karagücü takımında maçlara çıkmış. Zorunlu olarak verilen bu uzun ara, futbol hayatının da sonu olmuş. İzmir’e döndüğü zaman, takımın eski futbolcularından biri kulüp başkanına, “Oğuz uzun süre futboldan uzak kaldı, artık iyi top oynayamaz,” diye telkinde bulununca, yeni sezon için onunla sözleşme yapılmamış. Böylece çok genç yaşta futbolu bırakmak zorunda kalmış. Kendi ifadesiyle, “rakamlarla arası çok iyi olduğu” için muhasebeci olarak çalışmaya başlamış. Dürüstlüğü ve çalışkanlığı sayesinde kısa sürede müdürlük seviyesine yükselmiş. Çeşitli şirketlerde muhasebe müdürlüğü yaptıktan sonra 1980’de emekli olmuş, fakat çalışmayı bırakmamış. Çıktığı iş gezileri sayesinde dünyanın birçok ülkesini tanıma fırsatı olmuş. Rusya hariç bütün Avrupa’ya, Kuzey Afrika ve Uzak Doğu ülkelerine gitmiş.

Oğuz Turan çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği semtten kopmamış. Halen çocukluğunun geçtiği mahalleye yakın bir yerde oturuyor ve hemen her gün Çayırlıbahçe kulübünün lokalinde eski arkadaşlarıyla bir araya geliyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.