Uğur Köken: Galatasaray’dan Başka Yerde Oynayamazdım

Her kulübün tarihinde, genç takımdaki ilk gününden futbolu bıraktığı güne kadar aynı formayı giymiş az sayıda sporcu vardır. “Efsane” sözünün artık neredeyse bütün eski futbolcular için kullanılıp sıradan hale getirildiği bugünlerde, gerçek bir efsanenin spor hayatından bahsedeceğiz. Galatasaray genç takımı ve A takımında 20 yıla yakın bir süre sol açık olarak forma giyen Uğur Köken, sarı-kırmızılı kulübün tarihinde önemli bir yere sahip. Milli Lig’in ikinci sezonunda başlayan A takım kariyerinde altı lig, beş kupa şampiyonluğu gibi bir futbolcuya çok az nasip olan bir başarıya ulaşmış. Lakin onca başarıya rağmen mütevazı yaşam tarzını değiştirmemiş. Bütün hayatı, deplasmanlar ve askerlik dönemi hariç, doğup büyüdüğü Heybeliada’da geçmiş. Aşağıda okuyacağınız röportajı da her gün çocukluğundan beri tanıdığı insanlarla bir araya geldiği mekânda yaptık. Futbolculuk hayatına geçmeden önce sorduğumuz çocukluk yıllarını ve o günlerin ada yaşamını şöyle anlattı:

(Koray Gürtaş arşivi)

“28 Kasım 1937 doğum tarihim. Ailem bir sene önce yazdırmış. O zamanlar nüfus kâğıdı yazdırmak sorun olduğu için bir sene büyük yazılmışım.  Aslında 1938 doğumluyum. Babam Kütahyalı, annem adalıydı. Babam deniz yollarında çalışıyordu. Tabii o zamanlar verem hastalığı üst düzeydeydi. Babam genç yaşta vefat edince iki kız kardeşim ve ben öksüz kaldık.  O zaman beş yaşındaydım. Sigorta falan yoktu, babamdan herhangi bir maaş kalmadı. Zor günlerdi. Harp zamanlarıydı, yokluk vardı. Karneyle ekmek alındığını bilirim. Babam öldükten sonra adada sağda solda çalışarak geçindik. Küçük yaşta her türlü işte çalıştık. Annemiz çamaşırcılık yaptı. Adada balıkçılar üst düzeydi. Çok balık vardı. Bir araştırmada kulübe doktor gelmişti. Nasıl beslendiniz diye sordu. Ben de o aralar çok hızlı, güçlü olduğum zamanlardı. Bana sordu et yiyor musunuz diye, ben 15 yaşına kadar et görmedim dedim çok şaşırmıştı. Nasıl böylesin diye sordu. Balık yedim dedim. O zamanlar balık çok, satacak yer yoktu. Öbek öbek torik, çok olduğu zamanlardı. Dolayısıyla buralardan alıp yiyorduk. Ada halkını düşünün, o zamanlar güzel torikler vardı. Torikler ortadan bölünüyordu, arasına soğan, domates konuluyordu. O zamanlar odun fırınları vardı. Her gün 100-200 tane torik pişiyordu. En güzel zamanlardı ama maalesef yaşam tarzı hemen hemen sıfırdı. Heybeliada’da yüzde 80 Rumlar yaşardı. 1960’lı senelerde yerleri yurtları değişti. Bizim Harp Okulumuz, herkesi yetiştiren Harp Okulu vardı o zamanlar. İlkokuldan sonra çalışmak zorunda olduğum için okuyamadım. Zaten o zamanlar beşinci sınıfı bitirdiğinde parmakla gösterirlerdi.” 

Futbola başlamasını ve Galatasaray’a girmesini de şöyle anlatıyor Uğur Köken: “Futbola adada, mahalle arasında başladım. Arka tarafta Çam Limanı diye bir sahamız vardı, sanatoryuma yakın. Tabii o zamanlar teknik bu kadar gelişmiş değil. Tek zevkimiz bütün ada gençleri ve yaşlıları Cumartesi Pazar oraya gidip top oynamaktı. İki günümüzü orada geçirirdik. Bazı şeyler, yaşam tarzı benim için tesadüf olmuştu. Galatasaray kulübüne gitmem de büyük bir tesadüf oldu. Çok sevdiğim bir abim vardı, Galatasaraylıydı. Bir gün eve geldi, ‘Yarın sabah benle beraber geleceksin,’ dedi. Aldı beni Gündüz abiye teslim etti. Bana, ‘Bundan sonra burada oynayacaksın,’ dedi. Herkese orada oynamak kısmet değil. 1957’de Galatasaray kulübüne girdim. Gündüz Kılıç 75 lira maaş verince benim için büyük paraydı. Gündüz Kılıç’ın o zamanlar çok yardımı olmuştu.  Gündüz abi ile ilk tanıştığımda ben pısırık, utangaç, eğitim görmemişim. Tabii insanları, futbolcuları çok iyi tanıyor. Beni görünce nasıl biri olduğumu gördü, anladı. ‘Artık her gün gelip bana rapor vereceksin, ben de sana ne durumda olduğunu  (bugün yüzde 40 a çıktın gibi) söyleyeceğim,’ dedi. Onun bir odası vardı, ben çekinerek gidiyorum. Bir gün rahmetli Cin Ali diye kapıcı vardı, sonra malzemeci oldu. Bir gün, onu döveceksin dedi. Cin Ali zaten ufak tefek bir adamdı. Ben nasıl döveyim. Ben çekingenliğimi atayım diye istiyordu bunu. Futbolculardan Kamil abi, Ergün vardı. Onları üzerime salardı ki onlarla mücadele etmeyi öğreneyim. Bütün bunları unutamam.”

Uğur Köken (ayakta, soldan üçüncü) 1957-58’de Galatasaray genç takımında. Kaleci, birkaç yıl içinde Beşiktaş’ta parlayacak olan Sabri Dino.

Galatasaray kulübüne gelene kadar neredeyse adanın dışına adım atmamış olan Uğur Köken, Beyoğlu’nun o günlerdeki halini şöyle hatırlıyor: “Hasnun Galip sokağı çok kaliteli insanların oturduğu yerdi. Ben futbolu bırakana kadar gayet iyiydi. Ben futbolu bıraktıktan sonraki yıllarda,  saat 4’ten sonra o sokağa zor giriyorlardı. Sonrasında kötü bir ortam yaratıldı. Aslına bakılırsa Beyoğlu da anormal değişti. Bizim gördüğümüz anladığımızdan farklı. Ben kongrelere giderken Beyoğlu’nun arka sokaklarından giderim çünkü çok iyi biliyorum. Bakıyorum sokaklara insanlar değişmiş. Halbuki eskiden Beyoğlu en kaliteli insanların gezip tozduğu yerdi. Takım elbisen olmadan çıkamazdın.” İstanbul’un nüfusunun henüz bir milyon civarında olduğu o günlerde, Heybeliada’da yaşayan Uğur Köken’in Mecidiyeköy’deki idmanlara gitmesi bir hayli zahmetli oluyormuş: “Şişli’de elektrik idaresi vardı, şimdi alışveriş merkezi oldu. Otobüs oraya kadardı. Mecidiyeköy dutluktu, hiç bir şey yoktu. Yıldız yokuşuna kadar boştu. Sonra subay evleri yapıldı, Gayrettepe’de. 20 sene gittiğimiz yeri şimdi bulamıyoruz. Ben Ali Sami Yen’e gitmek için vapurdan inince – Karaköy meydanında dolmuşlar vardı, Şişli’ye gider – onlara binerdim. Oradan Mecidiyeköy dolmuşlarına binip giderdim. Malzemeci Ahmet abi vardı. Forma elinde beklerdi. Ben de yolda soyunurum ki giyinip idmana yetişeyim. İdman başladıysa kalkıp ta birden bire o idmanın içine giremezsin. O zaman Coşkun abi ile Gündüz abi vardı. Geç kalırsan bir mazeret anlatacaksın. Bu böyle senelerce devam etti. Mazeret olarak ya lodos ya da sis vardı derdim. Tamam tamam geç derlerdi. Yine bir gün böyle geç kaldım. Takım çalışmadaydı. Coşkun abi oradan, ‘Anlaşıldı, ya sis ya da lodos vardı,’ dedi. Güzel günlerdi. Galatasaray gibi bir takımda oynamak, arkadaş çevresi, insanlar bulunmaz bir şeydi.”

Galatasaray genç takımı. Sol baştaki Metin Oktay takımın antrenörü. Yanında sırasıyla Karagümrük ve Vefa’da oynayan Abdülmetin Kocaoğlu, Uğur Köken ve Sabri Dino var. Soldan altıncı Karagümrük’te oynayan Özkan Dallı. Sağ başta takımın menajeri Kamil Altan. Alt sırada soldan ikinci Bursasporlu Mesut Şen, dördüncü İzmirsporlu Erdinç Kırşan.

Şiddetli lodos yüzünden evine dönemediği zamanlar da olmuş Uğur Köken’in. “Vapurlar çalışmadığı zaman gidemiyorduk. Yaşımız 20-25, bu durum hoşumuza gidiyordu. Mazeret vardı. Eve dönemeyince otelde kalıyorduk. Şöyle bir anımı anlatayım. Sene 1962, kuvvetli bir lodos var. Ankara’dan son uçakla dönüyoruz. Benim otelde kalmam icap etti. Fakat İsmail Kurt’un Gayrettepe’de evi vardı. ‘Kimse yok, bize gidelim,’ dedi. Meğerse evde dört kardeş birlikte kalıyormuş. Şaka yapmayı severdi. O Metin’le bir divanda yatıyor, bir divanda ben yatıyorum. Metin Kurt daha top falan oynamıyor, küçük. Dört-beş sene sonra beraber futbol oynama imkânını bulduk. Yıllar sonra Metin’e ödülünü ben vermiştim.”

Uğur Köken (sol başta), Galatasaray’daki ilk yıllarında bir kampta, Candemir Berkman, Gündüz Kılıç, Erol Kaynak ve Bahri Altıntabak ile.

Uğur Köken 1957’de girdiği Galatasaray genç takımını şöyle hatırlıyor: “Metin Oktay’la Kamil Altan bir ara bizi çalıştırıyordu. Sabri Dino bizim takımdaydı. Mesut Şen vardı, Ergün Acuner vardı, Selim Soydan vardı. Selim önce bizde başladı, sonra Beşiktaş’a geçti. 1960’lı senelerde Amerika’ya gidecekti. O zamanlar Amerika’ya gitmek olay oluyordu. Selim hemen bırakıp genç takımdan Beşiktaş’a gitti. Ben Büyük Uğur’dum, bir de Küçük Uğur vardı. Bir iki sene genç takımda kaldım. 1958’de Galatasaray’a bir İngiliz antrenör geldi, George Dick. Beni çok sevdi, tutuyordu. Devamlı olarak kamplarda, hazırlık maçlarında A takıma alıyordu. Genç takımda fazla kalmadım ama çok antrenör gördüm. Beş altı tane antrenör gördüm, ilk gördüğüm antrenör Galatasaray Lisesi’nin jimnastik hocası. Çok mükemmel bir insandı fakat jimnastik hocasının bir futbolcuya vereceği şey ne olabilir? Ama sonradan Doğan Koloğlu, Bülent Giz gibi hocalar geldi.” Söz George Dick’ten açılmışken, Galatasaray’ı 1958-59 sezonunda çalıştıran bu İskoçyalı hocanın, ertesi sene antrenörlük yaptığı Danimarka’da, henüz 39 yaşında trafik kazasında hayatını kaybettiğini belirtelim.

1959’dan bir fotoğraf. Önde (soldan sağa) Uğur Köken, Dursun Baran, Zühtü Merter, Ahmet Karlıklı, Salim Cavunt. Arkada Ertan Adatepe, George Dick, Nuri Asan, Cengiz Özyalçın. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Uğur Köken 1959-60 sezonunda Galatasaray A takımının kadrosuna alınmış, ancak İtalyan antrenör Leandro Remondini ona fazla şans vermemiş. Genç oyuncu ligin ilk yarısında sadece birkaç maçta forma giyebilmiş. İlk devre bittiğinde Remondini’nin görevine son verilmiş ve yerine Gündüz Kılıç – Coşkun Özarı ikilisi gelmiş. Aralarındaki görev bölümünü Uğur Köken şöyle açıklıyor: “Gündüz abi takımda demirbaştı. Coşkun futbolu bırakınca onunla beraber geldi. Gündüz abi menajerlik, Coşkun antrenörlük yapıyordu. Senelerce birlikte güzel çalıştılar. Çok güzel yıllarımız,  arka arkaya şampiyonluklarımız oldu.”  Bu arada Ankara’da, devrin maliye bakanı Hasan Polatkan adına yapılan bir kupa maçı, genç futbolcunun bir anda ön plana çıkmasını sağlamış. “Amatör milli takımla olimpiyatlara gideceğiz, Ankara’da kamptayız; 1960 Roma Olimpiyatları hazırlık kampı. Rahmetli Şeref Görkey antrenörümüz. Galatasaray ile Fenerbahçe Ankara’da kupa maçı oynuyor. Biz de seyretmeye gittik. Bizim takımda da (Galatasaray) eksikler var. Gündüz abi bana, ‘Uğur sen de soyun,’ dedi. Takımda ilk on birde değilim, sahanın kenarındayım. O sırada 1-0 mağlubuz, Metin sakatlandı. Bana takıma gir dediler. İlk defa bir Fener-Galatasaray maçına gireceğim düşünün yani, benden nasıl bir randıman bekliyorsunuz? O zaman rahmetli Samsunlu Nuri Asan vardı bizde. Bana çok iyi iki pas verdi. İki golü de ben attım, 2-1 galip geldik. Ondan sonraki bütün maçlarda öyle kötü oynuyorum ki, ama o iki gollük maçın havasıyla epey öyle gitti.”

(Hürriyet)
Uğur Köken’in Fenerbahçe’ye attığı iki golden biri. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Olimpiyat takımından bahsetmişken Uğur Köken’in milli takım kariyerinin başlangıcına değinelim. Ay-yıldızlı formayı ilk kez 6 Aralık 1959’da, Amatör Milli Takımın olimpiyat elemeleri için Adana’da Irak’la yaptığı karşılaşmada giymiş ve 7-1 kazandığımız maçta bir gol atmış. 1960 yazında Roma’da yapılan Olimpiyat Oyunları’nda, Bulgaristan ve Birleşik Arap Cumhuriyeti maçlarında mücadele etmiş. A Milli Takım formasını da ilk kez 10 Ekim 1962’de Ankara’da, o zamanki adıyla Habeşistan (Etiyopya) karşısında giymiş.

1960 Roma Olimpiyatlarına katılan Amatör Milli Takım, Moda’da kampta. Alt sırada sağdan ikinci futbolcu Uğur Köken.

Uğur Köken 1961-62 sezonunda ilk kez tüm maçlarda oynama şansı bulmuş ve o sezon Galatasaray, Milli Lig’deki ilk şampiyonluğunu kazanmış. Lakin onu solaçık olarak bilmemize karşın, o yılın büyük bir kısmını sağ kanatta geçirmiş. Bunun sebebini şöyle anlatıyor: “Ben 11 numara oynuyordum. Fakat bir sezon sağhaf oynadım. Bizim Suat Mamat altı ay ceza almıştı. Onun yerinde oynadım. Amatör milli takımda da 10 numara oynamıştım. Sonrasında solaçık oynadım. Solaçık oynamamın sebebi, benim sol bacağım yok, sağ bacağım var. Bugün sol bacakla oynayanlar sağaçık, sağ bacaklılar solaçık oynuyor. Neden? Yeni keşfettiler. Solaçık kaleyi karşısına alıyor. Şimdi kenardan geliyor 18 üzerine, eğer sağ bacağı varsa kaleye şut atabiliyor. O zaman kimsenin aklına gelmiyordu ki. Şimdi dikkat ederseniz Robben sağ tarafta oynuyor. Bunların hepsinin futbolculara anlatılması gerekiyor. Kimse bize anlatmadı ki. Sol bacakla atmak bende yüzde 20 idi. Sol bacağımı ara sıra kullanıyordum.” Bir forvet oyuncusunun özelliklerini en iyi herhalde bir savunma oyuncusu gözlemler. Nitekim Feriköy ve Altınordu’da bek olarak oynayan Müjdat Özgür, onun üstün tarafını şöyle açıklıyor: “Uğur iki tarafa da çalım atar, yani seni hem taç çizgisi tarafından geçer hem içerden geçer. Çoğu solaçık tek taraflıdır; bir kenara koy, yanaştır taç çizgisine rahat edersin, bu tarafa kaçamaz ama Uğur öyle değildi.”

Bir Galatasaray-PTT maçında Uğur Köken, Tamer Güney’le mücadelede. (Fotospor/Koray Gürtaş arşivi)
1961-62 sezonunda Beykoz maçında kaleci Sıtkı Taşer’le karşı karşıya. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Galatasaray o yıl lig şampiyonu olunca 1962-63 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda mücadele ediyor. O yıllarda Türk takımlarının ilk turdan sonra yoluna devam edebilmesi pek sık görülen bir olay değil. Ancak Galatasaray o sezon çok başarılı bir performans sergiliyor. Sarı-kırmızılılar ilk turda Dinamo Bükreş’i elerken, İstanbul’da 3-0 kazanılan maçta Uğur Köken de bir gol atıyor. İkinci turda Polonia Bytom takımını da eleyen Galatasaray çeyrek finale yükseliyor ve Milan’a rakip oluyor. Soğuk ve karlı bir Ocak günü İstanbul’da oynanan ve Galatasaray’ın 3-1 yenildiği ilk karşılaşma, o yıllardaki genç sporseverlerin bugün hâlâ unutamadığı bir maçtır.  “Meşhur bir Milan maçımız var. Herkes beni o maçla hatırlar. 3-1’lik maçta golü ben atmıştım. Fakat anormal bir soğuk vardı. Sıfırın altında 15 derece ve biz sahaya bir atlet, forma ve konçlar ile çıktık. Milan takımı ise sahaya gladyatör gibi çıktı. Çift forma, uzun kollu atlet, iç çamaşırlar, donlar. Biz bir hafta önce bir galibiyet aldık. Formalar uğurlu geldi diye onları giydik ama soğuktan belden aşağısını hissetmiyoruz ve adamların soyunma odasında kanyak şişeleri var. Maçtan önce ya da arada ısınmak için bir yudum içtiklerini düşünün, bizde böyle bir şey yapılsa tantanayı düşünebiliyor musunuz?”

23 Ocak 1963. Galatasaray’ın Milan’a 3-1 yenildiği maçta, orta sahadan aldığı topla birkaç oyuncuyu çalımlayarak ilerleyen Uğur Köken, takımının tek golünü atıyor. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Uğur Köken’in Avrupa Kupalarında unutamadığı bir diğer maç 1963-64 sezonuna ait. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nın ilk turunda Macaristan’ın Ferençvaroş takımını eleyen Galatasaray, ikinci turda İsviçre’nin Zürich takımıyla eşleşmişti. Deplasmandaki ilk maçı 2-0 kaybeden sarı-kırmızılılar, İstanbul’daki rövanşı aynı sonuçla kazandılar. Bugünkü kuşaklara garip gelecek bir uygulamayla, o zamanlar galibiyet ve goller eşit olduğunda tarafsız sahada üçüncü bir maç oynandığından, iki takım 11 Aralık 1963’te Roma’da karşılaştılar. Futbol tarihimizin talihsiz maçları arasına giren karşılaşmanın normal süresi 1-1 berabere bitti. Uzatma devresinin başında Galatasaray 2-1 öne geçti. Bu golü, Milliyet adına maçı Roma’da izleyen Şükrü Gülesin’in satırlarından okuyalım: “Henüz iki dakika geçmeden Uğur öylesine daldı ki, durduramadılar. Sahanın yıldızı Uğur yıldırım gibi indi, sağhafı, sağbeki ve santrhafı peş peşe ekarte etti ve müthiş bir şut patlattı. Top bir kere daha Zürich filelerindeydi.” Ne var ki, uzatmanın bitimine iki dakika kala Zürich bir gol atınca maç 2-2 bitti. O zamanlar penaltı atışları olmadığından yazı-tura atışını kaybeden Galatasaray, ikinci turda elenmişti. Uğur Köken o maçı şöyle hatırlıyor: “Orada acınacak bir durum vardı. Olacak şey değildi. Çeyrek finale kadar çıkmıştık. Kurada elendik. Orada güzel bir gol atmıştım, 2-1 galiptik. Turgay’ın hatası yüzünden 120’inci dakikada bir gol yedik. Yan taraftan lüzumsuz bir faul oluyor. Kaleciyi uyarıyoruz top senin diye. Turgay topa çıktığı zaman çok güçlüydü, futbolcular yanına yaklaşamazdı. Adam topu bir attı, Turgay çıkmayınca arkada duran futbolcu kafayla boş kaleye golü attı, 2-2 maç bitti.  O zaman yazı tura atıldı, biz kaybettik.”

1964-65 Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nın ilk turunda Doğu Almanya’nın Magdeburg takımıyla eşleşen Galatasaray, iki maçın da 1-1 bitmesi üzerine, Avusturya’da üçüncü maça çıktı. Bu maç da aynı sonuçla bitince kura atışı yapıldı. Soldan sağa Turan Doğangün, Gündüz Kılıç, Metin Oktay, Doğan Sel ve Uğur Köken heyecanla paraya bakıyorlar. Sonuçta Galatasaray ikinci tura çıkıyor. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)
A Milli Takım, 1963 yılında bir antrenman maçı öncesinde. Soldan sağa Ayaktakiler: Candemir Berkman (Galatasaray), Metin Oktay (Galatasaray), Birol Pekel (Beşiktaş), Sabahattin Kuruoğlu (Beşiktaş), Şeref Has (Fenerbahçe), Suat Mamat (Galatasaray). Oturanlar: Süreyya Özkefe (Beşiktaş), Ali Artuner (Göztepe), Mustafa Yürür (Galatasaray), Ogün Altıparmak (Karşıyaka), Uğur Köken (Galatasaray). (ayaktakileroturanlar.com)

Galatasaray 1963-64 sezonunda üst üste ikinci şampiyonluğunu kazanırken Uğur Köken de başarı grafiğini istikrarlı biçimde yükseltmiş. Bunun sonucu o yıl yurtdışındaki kulüplerden transfer teklifleri almaya başlamış ama bir anda kendini askerde bulmuş. “Bir gazetenin yaptığı anketlerde, rahmetli Suat Mamat’la beraber Avrupa Karmasına seçilmiştik. Ondan sonra teklifler gelmeye başladı ama asker kaçağıydık. Biz kaçak değildik aslında, yapmak istiyorduk fakat kulüp sürekli ertelediği için asker kaçağı gözüküyorduk. Bir gün Dolmabahçe’de maç oynadıktan sonra Beşiktaş askerlik şubesinden bir ekip geldi bizi aldı. Doğru Sivas’a gittik. Avrupa derken Sivas’ta bulduk kendimizi! Maçtan sonra apar topar bizi Kasımpaşa askeri hastaneye getirdiler.  Üst düzey subaylar vardı doktor, paşalar da var aralarında. Ergin, ben, Talat – üç kişiyiz. Ben biraz zayıfım ama onlar babayiğit. Elimizde hastaneden alınmış verem raporu var.  Nereden almışlar bilmiyorum. Adamlar bizi görünce epey dalga geçtiler. Hemen kıtalara sevk ettiler. Ertesi gün trenle Sivas’a gittim. Diğerleri nereye gitti hatırlamıyorum.”

Ordu takımının oyuncuları kampta. Üst sırada soldan ikinci Ayhan Elmastaşoğlu, dördüncü Birol Pekel, altıncı Şenol Birol. Uğur Köken sağdan ikinci. Alt sırada soldan ikinci Yıldırım İper, dördüncü Talat Özkarslı ve beşinci Necmi Mutlu. Üst sıradaki subaylardan İsmail Hakkı Güngör (soldan üçüncü) ve Yücel Seçkiner (soldan yedinci), daha sonra Beden Terbiyesi Genel Müdürü olarak görev yaptılar.

O sezonun ikinci yarısındaki maçlarda oynamayan Uğur, Talat ve Ayhan ordu milli takımında yer almışlar. Hatta ordu takımının maçı için İstanbul’da geldikleri zaman, Altay’la oynanacak Türkiye Kupası final maçı için Galatasaray’da oynamalarına izin verilmiş. Ancak 28 Haziran Pazar günü oynanması gereken kupa finali, ordu takımının maçı nedeniyle Pazartesi gününe ertelenmiş. Altay kulübü yetkilileri, Galatasaray’ın asker futbolcuları oynatmak için kupa finalini ertelettiğini ileri sürmüş ve bu durumu protesto etmek için sahaya çıkmamış. Hükmen galip ilan edilen Galatasaray Türkiye Kupasını kazanmış. “Altay şu açıdan sahaya çıkmadı. Biz askerdik. Galatasaray’ın durumu da kötüydü, asker futbolcuları oynatmak istiyor. O zaman Rüçhan abi illaki oynatacağım diyor. Biz de o arada İstanbul’dayız. Bizi oynattılar. Sahaya çıktık biz. Altaylılar bizi oynattılar diye itiraz etmişler. Oynasaydık büyük ihtimal kazanabilirdik. İzmir’de ilk maç 0-0’dı.”

29 Haziran 1964’te Altay’ın sahaya çıkmaması üzerine 3-0 hükmen galip gelerek Türkiye Kupası’nı kazanan Galatasaray on biri WM düzenine göre poz vermiş. Soldan sağa üst sıra: Yılmaz Gökdel, Ayhan Elmastaşoğlu, Talat Özkarslı, Metin Oktay, Uğur Köken. Orta sıra: Mustafa Yürür, Ergun Ercins, Erol Boralı. Alt sıra: Candemir Berkman, Turgay Şeren, Ahmet Berman. (ayaktakileroturanlar.com)

Nitekim asker futbolcuların o yıllarda kulübünde oynamasına izin verilmediği için Uğur Köken 1964-65 sezonunda hiçbir lig maçında yer alamamış. Uğur Köken bunu şöyle açıklıyor: “Askerlerin kulüplerinde maç oynama yasağına sebep Metin ile Can’ın hapse girme olayıdır. Bundan sonra askerdeyken maç oynamaya izin verilmedi.” Ligde forma giyemese de o sezon Galatasaray’ın Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda yaptığı altı maçta oynamasına Genelkurmay tarafından izin verilmiş. Ordu takımında oynarken ilginç olaylar da yaşamış. “İspanya’daki dünya şampiyonasında ikinci olmuştuk. Oradan dönüşte 15 gün izinlisiniz dediler. Hep izinliydik ya. Fakat Ankara’da havaalanına indiğimiz zaman, bize milli takım düzeyinde İran’a gidiyorsunuz dediler. RCD Kupası vardı. Uçaktan indik kampa, ertesi gün doğru İran’a. Böyle güzel günlerimiz geçti. Askerler de bize yakınlık gösteriyordu.” 

Askerlik dönüşü kulüpte Baba Gündüz tarafından karşılanıyor. (Tercüman)

Futbol hayatının ilk yıllarında başından geçen ilginç bir oyundan atılma olayını şöyle anlatıyor Uğur Köken: “Futbol oynadığınız sürede bir sürü insan tanıyorsunuz. Tabii futbolcularla içli dışlı oluyorsun. Lefter, Galatasaray’da top oynadığımı öğrendiği zaman bana sahip çıkmak istedi. Bana tavsiyelerde bulundu. O zaman Tercüman’da yazıyordu. Bir gün gazeteyi açtım. ‘Uğurcuğum çok memnun oldum. Sakın ha büyüklerine saygılı ol. Sakın ha kendilerine herhangi bir karşılık verme. Ne söylerlerse uygula. Dürüst ol falan,’ diyor. Ertesi hafta da Fenerbahçe’yle maçımız var. Ben sağhaf oynuyorum, Suat’ın ceza aldığı zamandı. Can santrfor oynuyor. Lefter de sağ tarafta oynuyor. Bir ara Can’a, ‘Ben sol tarafa geleceğim,’ dedi. Ben de 20 yaşındayım daha, bunları dinliyorum. Bizim tarafa gelmek istedi fakat Candemir Berkman arkada gördü bunu. Bu tarafa gelmesini istemedi. Bu Candemir’e okumaya başladı, bu tarafa gelme diye. Candemir de ona okuyor. Ben de ortadayım. Garibime gitti üst düzeyde futbolcuların birbirlerine böyle söylenmesi. Arada bir pozisyon oldu. Candemir ile Lefter birlikte piste savruldular. Hakem Ankara bölgesinden kısa boylu biriydi, şimdi ismini unuttum.  O zaman sarı-kırmızı kart yok, geldi Lefter’e, ‘Sen dışarı çık,’ dedi. Şimdi Lefter’i atınca Candemir’i de atması lazım. Ben de onların yakınında olanları seyrediyorum. Hakem Candemir’e bir döndü,  onun ağzından köpükler geliyor. Ona çık dese üstüne saldıracak. Sonra bana döndü, ‘Hadi sen de çık,’ dedi! ‘Sen ne diyorsun abi, 20 metre mesafe var,’ dedim. Lefter, ‘Adalı gel,’ dedi, elini omzuma attı. ‘Ya abi, dün bana tavsiyelerde bulunuyordun, senin yüzünden oyundan atıldım.’ dedim. Sonradan yüzüne karşı kaç defa söyledim bunu. Öyle güzel günlerimiz geçti.”

Bir milli takım kampında Candemir Berkman, Özcan Arkoç, Aydın Yelken ve Uğur Köken.

Eski futbolculardan konuşmaya devam ediyoruz. Uğur Köken özellikle takıma ilk girdiği günlerdeki futbolcularla ilgili güzel hatıralara sahip. ‘Niyazi Tamakan da solaçık oynuyordu. Bana çok yardımcı oldu. Bülent Gürbüz vardı kaleci. Ondan çok şey öğrendim. Antrenmanlarda solaçık oynardı. Enteresan şeyler yapardı. Onun yaptığı taktiklerden pozisyonlardan çok şey kaptım. Beşiktaş’ta da bizde de oynadı, çok iyi kaleciydi. Gazeteci Ertuğrul Akbay bizde kaleciydi, Turgay’ın yedeğiydi. 1960’lı senelerdi. Zaten takıma gelen bütün santrfor ve kaleciler hep yedek kalmaya mahkumdu. İsfendiyar abimiz vardı. Onlarla oynadım. İlk göz ağrımızdı onlar, bize yardımcı oldular. Çok mükemmel insanlardı. Suat abi, Kadri abi mükemmel topçulardı. Futbolculukta o günkü anlayışla bugünkü arasında çok farklılıklar var. Mesela şimdi düşünüyorum bizim Metin Oktay’ımız vardı. Metin’in olması bizim vereceğimiz yüzde 60 randımanı yüzde 40’a düşürüyordu. Nasıl olsa Metin var, topu ona verdin mi gol atıyordu. Fazla kendimizi zorlamamıza gerek kalmıyordu. Çünkü Metin o sorumluluğu almıştı. Seyirci Metin’den gol bekliyordu, benden değil. Ben atsam da olur atmasam da. Ama ertesi gün gazeteye bakıyorsun, Uğur şöyle oynadı böyle oynadı yazıyor. Halbuki sıradan bir oyun oynuyorduk. Forvetin yükü Metin deydi.”

60’ların ortasında Galatasaray’ın forvet hattı. Soldan sağa: Yılmaz Gökdel, Tarık Kutver, Metin Oktay, Mustafa Yürür, Uğur Köken. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)
Galatasaray 1967-68. Soldan sağa ayaktakiler: Mustafa Yürür, Ergün Acuner, Ayhan Elmastaşoğlu, Turan Doğangün, Uğur Köken, Yasin Özdenak, Metin Oktay. Oturanlar: Doğan Sel, Talat Özkarslı, Yılmaz Gökdel, Bekir Türkgeldi. (Fotospor/Koray Gürtaş arşivi)

Metin Oktay’ın İtalya’ya transfer olarak büyük bir fedakârlık yaptığını belirten Uğur Köken, bunu şöyle açıklıyor: “Çok güzel senelerde oynadık ama çok zor şartlarda oynadık. Düşünün, tasarruf bonosuna transfer yapıyorduk. O zaman tasarruf bonoları vardı, piyasada bunları kıran bir sürü adamlar vardı. Ayıp olmasın diye kırdıramıyorum. Bir sürü fedakârlıklar biz de  yaptık. Ama en büyük fedakârlığı Metin Oktay yaptı. Yurt dışına, transfer zamanı Palermo’ya gitmek istemiyordu. Sırf Galatasaray’a para gelsin diye transfer oldu. Oradan alınan paralarla bizim ödemelerimiz kulüp tarafından yapıldı. Zoraki gitti. Metin duygusal, yardımsever, yurdunu seven bir insandı.” Onun üstün golcülük vasıfları konusunda Uğur Köken’in anlattıkları, sadece yeteneğin yıldız bir futbolcu olmaya yetmediğini ortaya koyuyor: “Metin Oktay gözü kapalı top hangi yönden gelirse gelsin en iyi şekilde değerlendiren bir futbolcuydu. Onun golcülüğü ve oyunculuğu bugün hakikaten tartışılmaz. İki ayağıyla topa vururdu. Kafa şutları mükemmeldi. Tarif edilmez mükemmellikteydi. Sadece Tanrı vergisi değil, İzmir’de antrenmanlarda çok çalışırmış. Tabii o sorumluluğu alınca çalışmak mecburiyetindesiniz. Biz antrenmanlar bitsin de kaçalım derdik. Eve de gitmezdik, İstanbul’u alt üst ediyorduk.” Bazı futbolcuların Galatasaray’dan ayrılmasında, Metin Oktay’ın mükemmel bir futbolcu olmasının payı bulunduğunu da bu sohbette öğreniyoruz: “Bizde üst düzeyde futbolcular, mesela Suatlar, Büyük Aliler, Kadriler vardı. Fakat kaldığımız otelde Metin varsa basın mensupları ona yönelirlerdi. Onlarla kimse ilgilenmezdi. Hatta İsmail Kurt’un Fener’e gitmesi bundan dolayı oldu. ‘Herkes Metin’le ilgileniyor, Galatasaray’da biz de oynuyoruz,’ gibilerinden söylenince, yönetim kurulu onu ekarte etti. Büyük Ali, Suat, Kadri – hepsi bu yüzden gitti.” 

(Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)
9 Ekim 1965’te Çekoslovakya’yla karşılaşan Milli Takım. Soldan sağa ayaktakiler: Yılmaz Gökdel (Galatasaray), Nevzat Güzelırmak (Göztepe), Fehmi Sağınoğlu (Beşiktaş), Yılmaz Şen (İstanbulspor), Varol Ürkmez (Altay), Naci Erdem (Galatasaray). Oturanlar: İsmail Kurt (Fenerbahçe), Uğur Köken (Galatasaray), Ogün Altıparmak (Fenerbahçe), Süreyya Özkefe (Beşiktaş), Fevzi Zemzem (Göztepe).

Eski takım arkadaşlarıyla ilgili anılarının ardından tekrar Uğur Köken’in futbol hayatına dönecek olursak, iki yıl süren askerliği bitince, 1965-66 sezonunun ikinci yarısında Galatasaray formasına kavuşmuş. Ancak sarı-kırmızılı takım 1964’teki şampiyonluğun ardından ligde beş yıl sürecek bir suskunluk dönemine girmiş. 1968-69 sezonunda üçüncü kez lig şampiyonluğunu kazanırken, Uğur Köken kritik anlarda attığı gollerle bu başarıya büyük katkı yapmış. “Bir gün Çınar Otelde kamp yapıyoruz. Bir telefon geldi. Bizim küçük kız iki-üç yaşlarında, ilaçlarla oynarken yutmuş. Apar topar adadan motorla Zeynep Kamil Hastanesi’ne kaldırdılar. Biz de kamptan gittik. Beşiktaş’la da şampiyonluk maçımız var. Bu olay Cuma günü oluyor, maç Pazar günü. Cuma-Cumartesi hastanede ben iki gün ayakta kalıyorum. Pazar günü kendisine geliyor. Hastaneden annesiyle kızımı alıyorum, vapura bindiriyorum. Oradan ben de stada geliyorum. Maç oynanacak. Antrenör Kaloperoviç vardı. Bana sordu oynayacak mısın diye. Oynayacağım dedim. Halbuki iki gün uyumamışım. Ama insanın içinde hırsı oluyor. Kaleci Sabri Dino, maç 0-0 devam ediyor. Oyun biterken Beşiktaşlı Erkan solbek, o beni marke ediyordu. Bir ara 18 dışında sağa doğru kaçtım. Bir top geldi. Kontrol edemedim, sol bacağımı uzatmıştım. Top sekti bu tarafıma gelir gelmez sağ bacağımla 18 üzerinden bir çaktım, tam köşeye. Maç 1-0 maç bitti. Hayatta böyle tesadüfler oluyor.”

1968-69 sezonunda Galatasaray’ın Beşiktaş’ı 1-0 yendiği maçtan sonra, golün sahibi Uğur arkadaşlarının omuzlarında sahayı terk ediyor. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

O sezon şampiyonluğun ardından Metin Oktay futbolu bırakınca kaptanlık görevini Uğur Köken devralmış. Daha önce de zaman zaman kaptanlık yapmasına karşın, bu görevi sürekli olarak üstlenmeyi istememiş önce. Bu süreci şöyle hatırlıyor: “Burada sorun olarak şu oldu; Turgay’ın, Metin’in arkasından takım kaptanlığı yapmak çok zordu. Ve yaşamım hep diğer futbolcularla beraber geçiyordu. Sağa sola nereye gidersen onlarla birliktesin. Metin futbolu bıraktığı zaman söyledim, ‘Turan, Ayhan, Talat ya da Ergün’e sözümü geçiremem. Hepsi benim arkadaşım,’ diye. Beni hakikaten çok seviyorlardı, ben de onları çok seviyordum. Yönetime girdik. Bunu aynen anlattım. “Bunlar benim arkadaşlarımdır. Bunlara ben otorite kuramam. Size de hesap veremem.” Çünkü o zaman takım kaptanlığının özelliği vardı. Şimdi ne durumda bilmiyorum. O zaman ne şekilde gittiği hakkında rapor vermek zorundasın. Yönetim toplantısında aynen söyledim. Metin de sağımda duruyor. Yönetim bana biraz düşün dedi. Toplantıdan çıktıktan sonra Metin, ‘Gel seninle Boğaz’a gidelim,’ dedi. Boğaz’da yemek yedik ve beni ikna etti. ‘Kulüpte herkesin dosyası var. Burada en beyaz sayfalı dosya senin. Herhangi bir anormalliğin yok. Diğerlerinin bir sürü şeyleri var,’ dedi. Bu konuşma bana güven verdi.”

Futbolu bırakan Metin Oktay, 1969-70 sezon açılışında takımın yeni kaptanına çiçek veriyor. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Takım kaptanı olduğu 1969-70 sezonunda da ilginç bir kura olayı yaşamış Uğur Köken. Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ikinci turunda Çekoslovakya’nın Spartak Trnava takımıyla eşleşen Galatasaray ilk maçı 1-0 kaybedip İstanbul’daki rövanşı 1-0 kazanmış. Uzatmada da sonuç değişmemiş. Ancak artık değişen statü sonucu, tarafsız bir ülkede üçüncü maç uygulaması kalkmış ama penaltı atışları hâlâ yok, kuraya başvuruluyor. Gerisini ondan öğrenelim: “Yazı turaya geldik. Millet saha içinde toplandı. Kural olarak yetkililerden başka kimsenin olmaması gerek. Ama bizim Türkiye tabii. Hakem kalabalığa yüklendi, ayırıyor. İki blok olmuş vaziyette. Bir bloğun içinde hakemler, ben ve karşı takımın kaptanı var. Baktı ki olacak gibi değil koyuverdi! Geçen gün televizyonda gösterdi, sahada 500 kişi vardı. O zaman zannediyoruz ki, yalnızca biz olacağız! Sahadaki o kişilerin hepsi paraya bakıyor. Nasıl düşecek diye eğilmiş vaziyette bakıyorlar. Ben de paranın başındayım ama para meyil etti biraz. Meyil edince bizim kazanacağımızı anladım ben. Ben havaya zıplıyorum, 500 kişinin hepsi yerlerde!”

15 Eylül 1965’te İsviçre’nin Sion takımıyla oynanan Avrupa Kupa Galipleri Kupası maçı öncesi.

Uğur Köken’in takım kaptanlığını üstlenmesi ardından Galatasaray’da bir kuşak değişikliği de yaşanmaya başlamış. Bu değişikliği şöyle anlatıyor kaptan: “Bu sırada bazı üst düzeyde sivrilmiş isimler takımdan ayrılmaya başladı. O arada okumuş üniversite talebeleri gelmeye başladı. Mesela Muzaffer’i ben getirdim kulübe. Türkiye’ye gelmiş en büyük profesyonel futbolculardan birisidir. Ordu takımında galiba, birlikte oynamıştık. Gündüz abi bana sormuştu. O aldırdı. Sonra Metin Kurt geldi. Ekremler, Tuncaylar geldi. Solbek Aydın geldi. Bunlar belirli yerlerde okumuş insanlardı. Gökmen ve Yasin geldi. Fakat bu gelen çocuklar o kadar güzel uyum sağladılar ki. Zamanında yatar kalkarlar, söylediğim şeylere herhangi bir itirazları olmazdı. Ve o arada da Birch zamanı, üç sene arka arkaya şampiyon olduk.”

Galatasaray 1970-71. Soldan sağa ayaktakiler: Ergün Acuner, Ayhan Elmastaşoğlu, Ekrem Günalp, Muzaffer Sipahi, Uğur Köken, Nihat Akbay. Oturanlar: Gökmen Özdenak, Aydın Güleş, Ahmet Akkuş, Tuncay Temeller, Cengiz Erkazan. (ayaktakileroturanlar.com)

Söz, Galatasaray tarihinde özel bir yeri olan Brian Birch’e gelince, çalıştığı hocaları değerlendirmesini istiyoruz Uğur Köken’den. “Galatasaray’da beş-altı hocayla çalıştım. George Dick, Gündüz abi, Coşkun abi, Bülent Eken, Kaloperoviç, Brian Birch. Gündüz abi birkaç sene bizim başımızda kaldı. Onun insanlara sevgisi daha değişikti. Galatasaraylılığı hemen hemen o yaymış oldu. Bugünün futboluna en uygun hoca da Birch’dü çünkü o zaman İngiltere’de futbol daha değişik, üst düzeyde oynanıyordu. Birch ilk geldiğinde (1970-71 sezonu) Coşkun Özarı’yla beraber çalıştılar. Futbolcuların idari yönünü Coşkun abi yapardı. O umumi kaptan gibiydi. Ama takıma, maç taktiklerine karışmıyordu. Birch’ün o zaman yaptıklarını bugün tatbik etmeye çalışıyorlar. Çalışma sistemlerini, sürat, kondisyon, o zaman çok güzel keşfetmişti. Türk takımlarının en zayıf tarafını keşfetmişti ve bulduğu şeyleri bizde uyguluyordu. O zaman kondisyonumuz üst seviyeye çıkmıştı. Benim yaşım 32-33’e yaklaşıyordu. O zaman bizde Yıldırım – Yıldo vardı. O da güçlü kuvvetliydi. Birch bize 400 yaptırıyordu, 600 metre ilerde bu. Onu geçmeye çalışırdık. Onun da bu durum hoşuna giderdi. Tam tünelin girişine merdivenlere geliyorduk, bazen ben oradan kaytarıyordum, kaçıyordum! Hoca bu durumu en sonunda keşfetti, gelip orada duruyordu. Cin gibi bir adamdı. Üzerinde dursalardı biz beş-altı sene devamlı şampiyon olurduk.”

Brian Birch ve kaptan Uğur, üç sezonda üç lig şampiyonluğu ve bir Türkiye Kupası kazandılar.

Brian Birch yönetimindeki Galatasaray, 1970-1973 arasında üç sezon üst üste lig şampiyonluğunu kazanırken, bir Türkiye Kupası ve bir Cumhurbaşkanlığı Kupasını da müzesine götürdü. İngiliz hocanın başarısında futbolcuların fizik kondisyonunu yükseltmenin yanı sıra onlarla birebir iyi ilişki kurmasının da payı vardı. Uğur Köken anlatmaya devam ediyor:  “Birch İngiltere’de üst düzeyde bir takımı çalıştıracak antrenör değildi ama bize geldi bayağı keşfetti. Mesela ben takım kaptanıyım. Devamlı kamp yapıyoruz. Kamp yaptığımız yer de umumiyetle Yeşilyurt’taki Çınar Otel’iydi. Uzatmalı Türkiye Kupası oynayacağız; orada her türlü imkân, yüzme havuzu, genç kızlar, oranın sosyetesi var. İdareci yok, bana bırakırlardı. Ben onları idare edebilir miyim? Herkes bir tarafa yayılmış durumda. Bir gün buna, ‘Gökmenler, Tuncaylar, bunlar Yeşilyurt’ta yaşıyor. Her gün evlerine gidiyorlar. Benim de iki çocuğum var. Uzun süredir görmedim. İzin verin görmeye gideyim,’ dedim. Hoca yok dedi. Sinirlendim. Beni de çok sever, güvenirdi. Bir gün, ‘Bana güvenin yok mu? Ben takım kaptanıyım,’ diye sordum. ‘Sonsuz güvenim var,’ dedi. ‘O zaman niye izin vermiyorsun?’diye sordum. ‘Sen,’ dedi, ‘Şimdi eve gideceksin. İlk önce çocuklar karşılar seni, sarılırsın. Ah çocuklarım sizi ne kadar özledim diye.’ Adam zihniyet olarak Türk insanını gayet iyi çözmüş. Ben ne kadar uysal gözüksem de kafamda hakikaten başka bir şey yok. Birch çok ilginç bir adamdı. Mesela hava kötü olduğu zaman kulüpte idman yapardık. Üstte basket salonu vardı, orada çalışırdık. Bir gün idman yaparken bir patırdı-gürültü oldu. İki tane oğlu vardı, 15-16 yaşlarında, Levent’te oturuyorlardı. Oğlu oradan bir taksiye binmiş. Fazla para istemiş galiba. Çocuğu biraz tartaklamışlar bizim sokakta. Böyle bir olay olduğunda futbolcular bir araya gelir, hep beraber olayın üzerine giderdi. Birden millet ortaya çıktı. Birch orada, oğlan ağlamaklı. Bizim çocuklar adamı tartaklamak istiyorlar. Birch yok yapmayın, bırakın dedi. Oğluna kendi hakkını koruması için saldır dedi. Adamla çocuk biraz didişti. Sonra tamam oldu şimdi dedi.”

11 Haziran 1972. Galatasaray’ın Ankaragücü’nü 3-0 yenerek kazandığı Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kaptan Uğur, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dan alırken, Federasyon Başkanı Hasan Polat ve Galatasaray Başkanı Selahattin Beyazıt onları izliyor. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Futbol oynadığı yılların şartlarını sorduğumuzda birçok şeyi detaylı olarak anlatıyor Uğur Köken: “Metin çok önemli olduğu için her hangi bir adale yırtılmasında hemen bir koyun keserlerdi. Onu sıcak vaziyette bacağa sarıp çıkarırlardı. Buna benzeyen bazı maddeler de  dışarıdan gelirdi, onları sürüp sararlardı, sıcak tutardı. Eskiden buz uygulayan yoktu. Eskiden tedaviler hep sıcak üzerineydi, sıcak parafin tedavisi vardı. Maç esnasında su içmek yasaktı, limon yedirirlerdi. Şimdi su molası veriyorlar. Bir sürü saçmalıklar oluyordu. O zaman bu işlere bakan iki isim vardı: biri Fenerbahçeli Reşat Dermanver, diğeri Tagar. Tedavi edeceğiz diye zarar veriyorlardı. Yaptıkları tedavide oradaki sıcaklık sizi belli bir zaman için sıcak tutuyor, dışarısı buz. Dışarı çıktığınızda rahatsızlık tekrar başlıyor. Benim bileklerim bayağı rahatsızlık verdi. Sahaların bozuk olmasından dolayı bileklerimi sarıyordum. O yüzden kireçlenme oldu. Çok çektim, kolay kolay geçmiyor. Sonradan yaşlı bir kadın sana bir tavsiyede bulunacağım dedi. Şişeyi ayağının altına koy ileri geri hareket ettir dedi. Bayağı iyi geldi.”

Kaptan Uğur’un son sezonunda (1972-73) Galatasaray kadrosu. Soldan sağa ayaktakiler: Mehmet Oğuz, Gökmen Özdenak, Tarık Küpoğlu, Muzaffer Sipahi, Uğur Köken, Yasin Özdenak. Oturanlar: Ekrem Günalp, Metin Kurt, Aydın Güleş, Bülent Ünder, Savaş Yarbay. (ayaktakileroturanlar.com)

“Son senemde Bayern Münih’le oynamak için Almanya’ya gittik. Orada doğru mağazaya gidip iki tane Adidas ayakkabı aldım. O zaman terlik gibiydi ve onunla maça çıktım. Eskiden Yenişehir’de kunduracı Dinyakos vardı, orada ayakkabılarımızı yaptırırdık. Adidaslar çamur saha içinde neye yarar, öyle çamur sahalar vardı ki inanamazsınız, anlatamam.  Bir gün Bolu’ya gittik. Maça başlayacağız. Hakem orta sahaya geldi konuşacağız. ‘Abi burada maç oynanmaz buz,’ dedim. Öbek öbek buz var, kayak dahi olmaz. Onlar oynayalım diyor. Sağbek Erol diye bir futbolcuları var, ‘Oynarız hocam,’ diyor. Top geliyor, orta yaptığın zaman çizgiye paralel gidiyor, kimse dokunamıyor. Altı kişi birden topsuz kalenin içine giriyor. Böyle kötü sahalarda oynadık. Ve o maçı oynadık, 2- 1 galip döndük.”

1972-73 sezonunda, Ankaragücü maçında Erman Toroğlu’nu geçme mücadelesinde. (Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

“Şimdi statlar değişik geliyor. Locadan tenis sahası gibi gözüküyor. Eskiden çim saha bile bulmak zordu. Fakat sahanın tamamen toprak olması daha iyiydi. Kenarları çim, ortası toprak berbat bir görüntü veriyordu. Avrupa’ya gittiğimiz zaman çim sahalar bize değişik geliyordu. Orada maçlarda üç-dört gol yiyorduk. Çünkü Avrupa’da futbol öğrenecek sporcular için çok güzel imkânlar var. Türkiye’ye döndüğümüzde gazeteciler karşılıyordu, bize soruyorlardı nasıl oldu diye.  Biz de iki tane ofsayttan, iki tane de hakem yüzünden gol yedik diye palavradan atıyorduk. Ama şimdi seyirci her şeyi görüyor. Televizyondan gerçek olayları seyredebiliyor. Futbolun nasıl oynandığını görüyor. Bence çok büyük fırsat. Futbol bizim zamanımızdaki gibi değil değişti. Bizim zamanımızda Selahattin Torkal vardı. Çok mükemmel bir insandı. Bir gün bir davete gittik. Dönüşte onu da aldım, bizim Levent’teki lokalde yemek yiyeceğiz. Onu tanıyanlar görünce birlikte güzel bir sohbet oldu. Selahattin abi, ‘Bugünün futbolcuları bizim zamanımızda olsaydı oynatmazdık,’ dedi. Tabii ben onu bozmamak için bir şey demedim. Kalktıktan sonra dedim: ‘Selahattin abi senin zamanında top gelir sana, topu kontrol edersin, iki metre önüne atarsın, kafanı kaldırırsın nereye atacağım diye.’ Şimdi top geldiği zaman dört kişi birden geliyor, kaos yaşanıyor.”

(Jübile kitabı/Cem Pekin arşivi)

Uğur Köken futbol kariyerini 1972-73 sezonu sonunda, parlak başarılarla noktaladı. Son sezonunda üst üste üçüncü lig şampiyonluğuyla birlikte Türkiye Kupası’nı da kaldırdı. 30 Ağustos 1973’te, Galatasaray ile Beşiktaş arasında oynanan görkemli bir jübile maçıyla futbolseverlere veda etti. Tamamı Galatasaray’da geçen futbol yaşamını şöyle özetliyor: “10 tane başkan gördüm, çok da antrenör. Hep Galatasaray da oynadım 57’den 73’e kadar. Galatasaray’dan başka yerde oynayamazdım. Öyle tahmin ediyorum.”  Futbolu bıraktıktan sonra, maçları sadece seyirci olarak takip etmiş Uğur Köken. “Ben futbolu bıraktığım zaman adaya geleceğim, oturacağım emekliliğimi yaşayacağım dedim çünkü karakter olarak antrenörlük yapacak durumda değilim. Şimdi kulüpte hemen hemen tanıdığım hiç kimse kalmadı. Hiç idarecilik yapmadım. Bir kaç defa futbolculara ödül verildiğinde gitmiştim. Bir kaç defa maça gitmiştim. Ali Sami Yen’deyken giderdim ama buradan gidip gelmek çok zor oluyor. Futbolu bıraktıktan sonra da hep burada yaşadım.” Sohbetimizin sonunda tekrar adanın eski güzel günlerinden konuşuyoruz. En keyif aldığı günlerin, Çamlimanı’nda hafta sonları arkadaşlarıyla yaptığı maçlar olduğunu, meşhur bir futbolcu olduktan sonra da bu durumun değişmediğini söylüyor. Oynayanlar arasında bir hiyerarşi olmadığını şu sözlerle vurguluyor: “Düşünün ben Galatasaray’da ve Milli Takımda oynuyorum. Mesela Cumartesi bir maçta oynamışım. Pazar günü Çam Limanı sahasında top oynamaya gidiyorum. Eğer geç kalmışsam, oynamak için beklerdim. Kimseye iltimas geçilmezdi.”  

30 Ağustos 1973. Kaptan sahalara veda ediyor. (Milliyet)
Heybeliada, Kasım 2017.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.