Özden Ezinler: Eskrim Bir Karakter Sporudur

İlki 1951’de Mısır’da yapılan Akdeniz Oyunları’nın altıncısı, Ekim 1971’de İzmir’de düzenlendi. Türkiye ilk kez bu denli büyük bir spor organizasyonuna ev sahipliği yapıyordu. Bir tür “Mini Olimpiyat” olarak görülen oyunlara, 15 ülkeden 2.500’e yakın sporcu katıldı. Bunun için Türkiye’nin en büyük stadyumuyla birlikte bir olimpiyat köyü inşa edildi. TRT oyunlar boyunca hayatımıza yeni girmiş olan televizyondan canlı yayın yaptı. Bu hususların yanı sıra İzmir’deki oyunların Türk spor tarihi açısından önemli bir yanı da, ilk kez bir kadın sporcumuzun madalya kazanmasıydı. Bu başarıyı gerçekleştiren sporcumuz, o tarihte henüz 21 yaşında olan Özden Ezinler’di. Eskrim gibi çok zor ve teknik bir branşta kazandığı gümüş madalyayla, 50 yaş üstü kuşakların spora meraklı fertlerinin hafızasında yer eden Özden Ezinler’le, yıllar sonra görüşüp spor hayatı ve eskrim üzerine konuştuk. Öncelikle okul yıllarını ve spora nasıl başladığını anlatıyor:

“1950’de Eskişehir’de doğdum. Babam Eskişehirli, annem İstanbulluydu.  İkisi de öğretmendi.  Babam hasta olunca, tayin oldular. 1958’de, ben sekiz yaşındayken İstanbul’a geldik. Eskişehir’i çok hatırlamıyorum. Birinci, ikinci sınıfı orada okudum. Üçten itibaren İstanbul’da okudum. Buraya geldiğimizde Çubuklu’da oturduk. İlkokulu bitirince İstanbul Kız Lisesi sınavını kazanıp parasız yatılı okudum. Şimdi de sanırım sınavla alınıyor. Ortaokul ve lise boyunca altı sene yatılı okudum. Çubuklu’dan okula gidip gelmek zor oluyordu. Sonra Beşiktaş’a taşındık. Eve haftada bir gidip geliyorduk . 11 yaşında orta birinci sınıftaydım. Babam iki sefer bana yolu nasıl gidip geleceğimi, hangi vapura bineceğim, hangi numaralı otobüse bineceğimi gösterdi. Sonra kendimiz gidip geldik. O zaman ortam daha güvenliydi. Yüzmeyi Boğaz’da kendimiz öğrendik.”

Okul yıllarından konuşurken, Özden Ezinler’in spora eskrimle değil, yine ferdi bir dal olan atletizmle başladığını öğreniyoruz: “Orta birinci sınıftan lise ikinci sınıfa kadar atletizm yaptım.  Atletizmdeki branşların hepsini yaptım. Eskiden salonlarda atlamalar vardı. Ben durarak uzun atlama yapıyordum. Yüksek de atladım. O zaman yüksek atlama çıkıp makasla atlanırdı.  Sonra bir ara yüzükoyun dönerek atlama başladı. Ben onu beceremedim, bıraktım. Onun tekniği pek öğrenemedim. Okulda mesafe olarak 100 metre, 800metre, bazen kır koşusu koşardım. Lisedeyken Galatasaray’dan Mehmet Gençtaş abi vardı. O gelip bizi çalıştırırdı.  Ben hep koşardım. Küçükken çok yaramazdım. Babam oğlan çocuğu gibisin derdi. Ortaokulda hep koşuyorum diye hoca beni seçti. Atletizm çalışmaları için Beşiktaş’a stadyuma giderdik. Koşuya da çalışmaya da gittiğimiz olurdu. 800 metrede, 1500 metrede koştum. Ne zaman eskrimi buldum atletizmi bıraktım, 1966 senesi. Okuldaki spor imkânları iyiydi. Çok iyi iki tane beden eğitimi hocamız vardı. İstanbul Kız Lisesi de, İstanbul’daki diğer okullar da çok iyi eğitim verirdi, şimdiki gibi değildi. Lise sayısı azdı. O zaman karma eğitim yoktu, erkek okullarıyla kız okulları ayrıydı. Okulumuzda çok iyi eğitimimiz vardı. Çok iptidai de olsa spor salonumuz vardı. Duşlarımız vardı ama duşlar hep tıkalı olurdu. Hep taburelerin üstünde duş yapardık ama salonumuz vardı. İstanbul Kız Lisesi hep şampiyon olurdu. Basketbolda, voleybolda Çamlıca ile İstanbul Kız Lisesi çekişirdi. Ben takım sporlarını yapamadım.  Sınıf takımında oynuyordum ama onu bile sevmiyordum.”

Özden Ezinler (sağdan ikinci), İstanbul Kız Lisesi’nde arkadaşlarıyla.

Özden Ezinler’in eskrime başlaması, çoğu yatılı okul öğrencisi gibi, monoton seyreden okul hayatına eğlence katma amacıyla olmuş. “Sümer Hetman abimiz vardı. O zaman her spor branşının il temsilcilerine ajan denirdi. Sümer abi İstanbul eskrim ajanıydı. Bütün okullarda çalışma başlatmışlar. Bizim okuldaki çalışmayı duyunca 60-70 kişi birden gittik. Zaten yatılı okuyoruz, bize eğlence gerekiyordu. Okulda dersler bitince etüde kadar iki buçuk saat var. Eskrime öyle başladık. Lise sona yeni başlamıştık, 16 yaşındaydım o zaman. Zaten geç başladım sayılır. İlk hocamız Sümer abiydi. Bir kaç ay sonra bizi kulüpteki (TED – Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü) çalışmalara çağırdı. Liseyi bitirdikten sonra kulüpte çalışmalara devam ettik. 60-70 kişiden geriye 10 kişi kaldı, sonra giderek azaldı. 1967’de liseyi bitirince Gazetecilik Enstitüsü’nde okudum. Ben girmeden önce iki seneydi. Ben girdikten sonra üç yıl oldu. O zaman İktisat Fakültesi’ne bağlıydı. Şimdi İletişim Fakültesi oldu. En büyük hayalim gazeteci olmaktı ama eskrim yüzünden derslere pek gidemezdim. Hep pişman olmuşumdur. Üç senelik okulu dört senede bitirdim çünkü sınavlara giremezdim. O zaman annem spora hep destek oldu. Mesela sınavla maç çakışıyorsa, ‘Boş ver sınavı, maça git,’ derdi. Şimdi hangi anne der bunu? Babamsa hep, ‘Ders çalış, maça gidiyorsun geç geliyorsun,’ derdi. Ne zaman başarılı olmaya başladım, o zaman gurur duydu. Bir ara benim eskrime gitmemi yasaklamıştı. Üç ay ağlamıştım. Sonra babam beni eskrime göndersin diye ablam da eskrime başladı. Hatta Günaydın gazetesinde iki kardeş diye fotoğrafımız çıkmıştı. Ablam fedakârlık yaptı, çok başarılı olamasa da benim tekrar eskrime başlamama yardımcı oldu. O önemli bir şeydi.”

Rıza Arseven ve Özden Ezinler bir çalışmada.

“Üniversitede antrenmanları daha sıkı yapıyordum. Haftada üç gün TED ‘de antrenmanlara giderdik. Eskrimci olma yolunda gidiyordum. Kulüpler arası müsabakalara ilk defa 1967 senesinde katıldım. İstanbul’da başka bir kulüp oyuncusuyla karşılaştım. 1967 senesinden kupam var. Demek ki maç yapıp kazanmışım. O zaman kupaları gümüş yaparlardı. Gümüş kupanın üstüne kalemle yazarlardı. Onlar silinmemiş, atletizmdeki kupalar yağlı boyayla yazıldığı için hep silinmiş. Kupalarım çoğu zaman kolilerde kaldı. Çok önemsemezdim. Ben eskrimi sevdiğim için yaptım. Şimdi kupalar kıymetli oldu. Şimdi insanlar başarılı olunca paralar kazanıyor. Biz bu sporu yaparken ne kulüpten ne de başka yerden beş kuruş bir şey görmedik. Yazın da genelde milli takım kampları olurdu. Üç-dört yaz denize giremediğimi hatırlarım. Hem kamplar uzun sürerdi, hem müsabakaların yoğunluğu yazın olurdu. Arka arkaya milli takım seçmeleri ve müsabaka olurdu. Sürekli eskrim yapardık. Keyifle, zevkle çalışırdık. Üniversitede eskrim yoktu ama üniversiteler arası müsabakaya bir kere gittim. Balıkesir’deki ferdi müsabakaya katıldım. Eskiden bu kadar şehir dışı müsabaka olmazdı. Gidileceği zaman da önce İstanbul içinde il birinciliği diye seçme müsabakası yapılırdı. İlde ilk üçe girenin parasını devlet öderdi. Katılım harcırahı verilirdi. Bir müsabakaya örneğin 20 kişi katılmışsa ilk 10 kişi Türkiye şampiyonasına katılabilirdi, diğer 10 kişi katılmazdı. Dolayısıyla kalite yüksek olurdu. Şimdi elinde silah tutan maça gidiyor.”

Özden Ezinler (sağda), 1968’de ilk maçlarından birinde, Altınyurt kulübünden Vahide Bulgulu ile.

Özden Ezinler’in spor hayatına biraz ara verip Türk eskrim tarihi üzerine kısaca konuşuyoruz. Beşiktaş kulübünün kurucularından Fuat Balkan’ın aynı zamandaTürkiye’de eskrimin kurucusu ve ilk federasyon başkanı olduğunu belirterek devam ediyor Özden hanım: “Kardeşi Enver bey Balkan şampiyonluğu kazanmış. Fuat beyin oğlu Nihat Balkan çok önemli bir kişilik. O zamanlar çok başarılıymış onlar. Otuzlu yıllarda Nadovsky hoca Türkiye’ye geliyor. Rıza Arseven ve Sait Tayla Türk devletinin 1940’lı yıllarda Fransız Akademisine gönderdiği iki hoca. Orada dört sene akademide eskrim öğrenip gelip Türkiye’de öğretiyorlar. Hocamız çok iyiydi. Ankara’ da Sait bey, İstanbul’ da Rıza bey – bence Türkiye’de eskrimi onlar öğretti, eskrim tarihimizde çok önemli iki insan. Seyyit Mısırlı, Kemal Mısırlı, Deniz Öçgüder, Sümer Hetman, Merih Sezen, İfakat Mergen, çok ünlü eskrimcilerimiz. Arkeolog Afet Çambel ve Beşiktaş kulübünün kurucularından Ahmet Fetgeri’nin kızı Suat Fetgeri 1936 Berlin Olimpiyatlarına katılmıştı.”

Türk eskrim tarihinin en önemli isimlerinden birkaçı bir arada. Soldan sağa üstte: Rıza Arseven, Sümer Hetman, Sait Tayla. Altta: Deniz Öçgüder, Seyyit Mısırlı.

Özden Ezinler eskrimi sevdiği için zorluklara rağmen yoluna devam etmiş ve başarılı olmuş. Eskrime başladıktan çok kısa bir süre sonra Genç Milli Takıma seçilmiş ve 1968’de, yani 18 yaşındayken Londra’da düzenlenen Dünya Gençler Şampiyonası’nda ülkemizi temsil etmiş. 1970’te Minsk’te yapılan Dünya Gençler Şampiyonası’na ve aynı yıl Ankara’da yapılan büyükler Dünya Şampiyonası’na katılmış. 1971’de Viyana’da yapılan Dünya Şamiyonası’nda da mücadele etmiş. Bu organizasyonlarda hiçbir sporcumuz dereceye girememiş. Bunun sebebini şöyle açıklıyor Özden Ezinler: “Orada çok büyük bir yanlış vardı. O zamana kadar hiç yabancı sporcularla temasımız yok. Sadece kendi antrenmanımız, bir de en fazla milli takım antrenmanımız var. Hiç yabancılarla oynamamışız. Dünya Şampiyonasına götürüyorlar ve bizden başarı bekliyorlar. Hiç böyle bir şey olur mu?”

Özden Ezinler ve Piyale Tan, 1968’de Londra’da yapılan Dünya Gençler Şampiyonası açılış töreninde.
1970’te Minsk’te yapılan Dünya Gençler Şampiyonası’na katılacak Türk kafilesi İstanbul’da havaalanında. Soldan dördüncü federasyon başkanı Nefi Güven, yanında sonraki başkanlardan Muhittin Arsan ve Sümer Hetman.

Uluslararası bir organizasyonda ilk derecesini 1971’de almış Ezinler ve Beyrut’ta yapılan turnuvada, Fransız sporcu Marie-Chantal Demaille’in ardından ikinci olmuş. Viyana’da dünya şampiyonu olan bu Fransız sporcu, bir bakıma Özden Ezinler’in talihsizliği olmuş; zira her turnuvada karşısına çıkmış. O günleri tebessümle hatırlıyor Ezinler: “Ankara’da uluslararası bir turnuva yapıldı. O sene Fransız sporcu Dünya şampiyonu olmuştu. Ankara’ya geldi. O birinci, ben ikinci olmuştum. İstanbul’da turnuva yapıldı, yine o birinci ben ikinci oldum. Beyrut’ta turnuva vardı. Oraya gittim, baktım yine orada. Yine o birinci ben ikinci oldum. Hiç kurtulamadım o kadından. Akdeniz Oyunlarında da o birinci olmuştu.”

Uluslararası Ankara Turnuvası’nda, Fransız sporcu birinci, Özden Ezinler ikincilik kürsüsünde.

Sıra Akdeniz Oyunlarına gelince, hem eskrim tarihimiz hem genel olarak spor tarihimizde önemli bir dönüm noktası olan gümüş madalya başarısını konuşuyoruz.  Öncelikle Olimpiyat Köyüyle ilgili detayları anlatıyor Ezinler: “Kızların köyü ayrı, erkelerin köyü ayrıydı. Kızların kaldığı yer yeni yapılmıştı. Köy İnciraltı’ndaydı. Yol çok uzaktı, servislerle gidiliyordu. Eskrim ekibinde orada kalan tek kız sporcuydum. Antrenörümüz Rıza beydi. Çok ciddi, erdemli, çok kaliteli bir insandı. Keşke herkes öyle olsaydı. Ondan çok şey öğrendim. Eskrimde sinir sisteminin sağlamlığı çok önemlidir. Dengeyi ne pozitif ne de negatif yönde bozmamak gerek. Ne üzülmek ne de coşku içinde olmak iyi değil.  Köyde canım sıkılıyordu. ‘Hocam canım sıkılıyor,’ derdim. Sıkılsın derdi. Bu iyi bir şeydi. Biriken duygu pistin üstünde deşarj olacak. Voleybolcular falan vardı ama herkes kendi takımıyla kalıyordu. Ben genelde tek olurdum. Biraz sıkıntı çekerdim. Maçtan önce antrenmana götürüp getiriyorlar. Maçla ilgili konsantrasyon bozulmasın diye dışarı çıkmak yasaktı. Maç bittikten sonra şehre inip arkadaşlarımı görmek istedim. Ama bana servis olarak bir program yapılmamıştı. Bir türlü inemedim. Çıktım anayola otostop yaptım. Adamın biri beni tanıdı. Böyle komik bir şey oldu.”

Sıra Özden Ezinler’in İzmir’de kazandığı tarihî başarıya geliyor. Akdeniz Oyunları’na katılan ülke sayısı nispeten az olsa da, aldığı ikincilik gerçekten küçümsenecek bir derece değildi; zira rakiplerinin hepsi eskrimde kuvvetli olan ülkelerin sporcularıydı. “Eskrim müsabakaları Alsancak’ta bir okulda olmuştu. Seyirci de vardı. Kendi maçım olduğu zaman arkadaşımla bile konuşmazdım. Hırslıydım biraz, sadece maçı düşünmeye çalışırdım. İzmir’de maça halamın kızı gelmişti. Konsantrasyonum bozulmasın diye onlarla bile ilgilenmemiştim çünkü dağılmak istemiyordum. Müsabakada altı kişiydik: Fransız, İspanyol, Yugoslav, İtalyan, Mısır. Hepsiyle karşılaştım. Bir tek Fransız sporcuya yenilmiştim. O zaman dört tuştu. İlk maçımda 4-0 yenilmiştim.  Demek ki rekabeti bırakmayıp devam etmişim. İtalyan ve Yugoslav çok kuvvetliydi. İtalyan yenilince şoke olmuştu. İtalyan’ı kaç kaç yendim hatırlamıyorum ama çekişmeli bir maçtı. Yugoslavların sporcusu Balkan Şampiyonasında başımızın belasıydı. Çok kuvvetliydi. Akdeniz Oyunlarının başında madalya almam güzel olmuştu. Milli takım için moral oldu.” Özden Ezinler’in Akdeniz Oyunları gibi büyük bir organizasyonda madalya kazanan ilk kadın sporcumuz olması, futbolla yatıp kalkan spor kamuoyunda da büyük yankı uyandırdı. Milliyet gazetesinin yaklaşık 20 yıldır düzenlediği, okuyucu oylarıyla belirlenen yılın sporcusu anketinde, Özden Ezinler 1971 yılının sporcusu seçildi.

1971 Akdeniz Oyunları madalya kürsüsü.

Sporseverler Özden Ezinler’in başarısını doğru değerlendirip yılın sporcusu seçseler de, basının eskrimi hiçbir zaman ciddiye almadığı, onun şu sözlerinden anlaşılıyor: “1971 senesinde bu olaylar olunca gazeteciler bizimle röportaj yapıyor. O zaman gazetecileri anladım ki hiç eskrimi bilmiyor ama eskrim hakkında bir şeyler yazıyor.  Ben bir şey söylüyorum, o başka bir şey yazıyor. Bunu çok yaşadım. O zaman bu ne biçim gazetecilik demiştim. Ben gazeteci olmak istiyordum. O zaman bir soğukluk girdi bana. Her şey futbola odaklı. Onu bile bazen maça gitmeden yazdıklarına kulak misafiri olmuşluğum vardır. Geçen gün ciddi bir spor kanalında izledim, eskrimi o kadar bilinçsiz ve yanlış anlatıyor ki. Saçma sapan terimler kullanıyor. Ondan sonra seyirci eskrim hiç anlaşılmıyor ki diyor. Hakemin hareketlerine göre söylese o da olur. Son 15-20 senedir jest çıkardılar, hakemin el hareketinden seyirci sayıyı kimin yaptığını anlasın diye. Bütün hakemler bu jestleri yapıyor.”

Türkiye Takım Şampiyonası’nda madalya kürsüsü. “İstanbul TED takımı. Biz üçüncü olmuştuk. Ankara Eskrim Kulübü birinci, Balıkesir Eskrim Kulübü ikinci olmuştu. O sene Balıkesir’in iki iyi oyuncusu vardı . O zaman yanlış hatırlamıyorsam sekiz ilde eskrim kulübü vardı: İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Balıkesir, Kocaeli, Afyon, Mersin. O zaman takım dört kişiden oluşurdu. Bu dört kişi birbiriyle oynardı. Önce üç kişiydi. Herkes birbiriyle oynardı, dokuz maç olurdu. Beş maçı alan kazanırdı. Sonra dört kişi oldu takım. Herkes birbiriyle oynadı, 16 maç oldu. 8-8 beraberlikte baraj maçı yapılırdı. Şimdi yine üç kişi yaptılar ama relay usulü oluyor. Öyle tek tek maçlar olmuyor. 45 tuşta bitmek üzere herkes birbirini tamamlayarak oynuyor, bayrak yarışı gibi. Bir takım üçer dakikalık maçlarla 45 tuş yapana kadar oynuyor.”

Özden Ezinler, 1971’den sonra olimpiyat dahil birçok büyük organizasyonda ülkemizi temsil etmiş: “Böyle olimpiyat tarzı dört tane organizasyona katıldım.  1972’de Münih Olimpiyatlarına katıldım. Olimpiyatlar rüya gibi muhteşemdi. Türk kafilesindeki tek kız bendim. Hatta  Hürriyet, Milliyet, Tercüman gazetelerinde başlık atmışlardı, bilmem kaç böceğe bir çiçek diye. Açılış töreninde beni en öne aldılar. Münih Olimpiyatlarında, İsrailli sporcular öldürülmüştü. Bizim kaldığımız yere yakın değildi. Ben ertesi gün duymuştum. 1975’te Cezayir’deki Akdeniz Oyunları’nda da beşinci oldum.  Cezayir’e ikişer kişi katılmıştık. Finale kalabilmiştim. İki Fransız ve iki İtalyan’dan sonra beşinci olmuştum. Fena değil, sonra onu yapan da olmadı. 2005 senesinde de İzmir’ de Üniversite Oyunları yapılmıştı. Üniversite oyunlarına yönetici olarak katıldım.”

Münih olimpiyat köyünde, eskrimci Mehmet Akpınar ve federasyon başkanı Nefi Güven ile.

Bu organizasyonların dışında en sık yabancı temasın yapıldığı Balkan Şampiyonalarıyla ilgili şunları söylüyor Özden Ezinler: “Balkan Şampiyonaları olurdu. Onlara da giderdik ama Romenler vardı ve çok kuvvetliydiler. Dörder kişi gelirlerdi ve her branşta ilk dört dereceyi onlar alıp giderdi. Sonra Bulgarlar geldi. O zaman onlar da kuvvetliydi. İkinci Bulgarlar olurdu. Yugoslavlar orta karardı. Bazen biz üçüncü olurduk, bazen Yugoslavlar. O zaman bizim üçüncü olmamız bile başarıydı ama bazı takımlarımız ikinci bile olmuştu. Ferdide Mehmet Özmen birinci oldu. Sonradan büyükler kategorisinde Balkan Şampiyonasını kaldırdılar çünkü Romenler çok zayıf turnuva diye istemediler. Çünkü o da maliyet gerektiriyor. Sonra Balkan Şampiyonalarında gençler kategorisi oldu. Bizden de derece yapanlar oldu. Yıldızlar ve gençlerde daha başarılıyız. Çünkü o yaşlarda daha tam eskrimci olunmamış. Herkes çalışma devresinde, okul daha çok izin veriyor. Büyüdükçe üniversite izin vermiyor. Hele 22 yaşından sonra üniversite bitiyor insanlar işe giriyor ve eskrime vakit ayırmıyor. Halbuki büyükler kategorisi 25-28 yaşından sonra başarı kazanacak çünkü tecrübe çok önemli.”

1977 Balkan Şampiyonası’nda üçüncü olan Milli Takım. Soldan sağa: Semin Menteşe, Neslihan Besler, Serap Tokmen, Özden Ezinler. “Büyük kadınlarda hiç ikinciliğimiz yok. Gençlerde var. Hatta gençlerde birincilik de var. Erkeklerde ikinciliğimiz var.”

Turnuvaları, müsabakaları konuştuktan sonra, bunca yıldır üst düzeyde uğraştığı eskrimin nasıl bir spor olduğunu soruyoruz Özden Ezinler’e. Uzun uzun anlatıyor: “Eskrim o kadar zor bir spor ki stres altındasınız. Sadece teknik değil strateji çok önemli. Sırf tekniğinizin iyi olması hiç bir şey ifade etmez. En önemli şey strateji. Stratejiniz iyi olup, tekniğinizin kötü olması yine iş yaptırır.  Strateji de tecrübeyle oluyor. Stratejinizin iyi olması hem mental, hem entelektüel yapıyla da ilgili. Müsabakada bazen zaman geçirmek için, rakibi etkileyebilmek için bir takım trüklerin kullanılması gerekiyor. Eskrim maçı saliselerle oynanıyor. Biraz karşıdakinin konsantrasyonunu bozmak, sinirini bozmak, dikkatini dağıtmak, psikolojisini bozmak, kendine güvenini zayıflatmak – bunların hepsi stratejiye giriyor. Bir selam verirken duruşunuz, bir hakemin oyunu durdurduğu andaki davranışınız rakibe çok ipucu verir. Korktuğunuzu, heyecanınızı, yorulduğunuzu belli etmemek gerek. Vücut dili önemli. Rakip sinirlendiyse biraz memnun olursunuz. O da bir avantaj. Eskrimde çok doping yapılmaz. Makbul değildir. Diğer birçok sporda güç önemli. Oysa eskrimde mental yapınız, spora uygun değilse fiziksel doping istediğiniz kadar yapın faydası olmaz.”

Çabuk karar verme ve birkaç hamle sonrasını düşünme bakımından eskrimle satranç arasında benzerlik olduğu hususundaki görüşler için şunları söylüyor Ezinler: “Stratejiyle, saliseler içinde bu kadar hızlı düşünüp, karar verip, hareket etmek kolay bir şey değil.  Biraz satrançla benzerliği var ama ben her zaman buna katılmıyorum. Satrançta da birkaç hamle sonrasını düşünerek hareket edersiniz ama eskrimde bir takım kombinasyonlar vardır. Mesela altı-yedi hareketten oluşan bu kombinasyonlar o kadar çoktur ki. Bir kısmının başı aynı başlar, ortada değişir. Bazısı tamamen farklıdır. Bazısı başta aynı başlar, ortada dağılır, sonu baştaki gibi biter. Yani 30 bin tane kombinasyon saymışlar. Bu kombinasyonlar olağanüstü bir şey. Antrenmanlarda kombinasyonları milyonlarca defa tekrarlarsınız. Sonra kombine hareket başladığı zaman kontaktayken düşünme zamanı yok; şartlı refleks olarak el onu kendisi yapıyor. Bence eskrimcinin akıllı olmaktan çok görmeyi bilmesi, gördüğünü değerlendirmesi daha önemli. Afakî düşünmekten daha önemli. Karakter önemli çünkü rakibe ne istiyorsanız onu yaptırıyorsunuz. Satrancı çok fazla bilmem ama eskrimi çok daha özel görüyorum.”

Sofya Turnuvasında final grubu.
Yedinci Uluslararası Ankara Turnuvası, Aralık 1971. Ankara Yaşar Doğu Spor Salonu.

“Eskiden finaller altı kişilik grup oynanırdı.  Şimdi iki kişi oynuyor. Altı kişinin hepsi birbiriyle karşılaşırdı. Gün boyunca lig gibi oynanırdı. İki kişi elenirdi, kalanlar tekrar oynardı. Şimdi bir grup oynuyor sonra herkes bir sıralamaya giriyor. Eskiden  tek tek gruplarda elenirdi. Onda çok haksızlık oluyordu. Bazı gruplar çok güçlü olurdu. Siz üç galibiyet alsanız bile elenirdiniz. Öbür grup çok kolay olurdu, bir galibiyet alan geçebilirdi. Çok dengesizlik olurdu. Şimdi oynanan bütün grupları tek bir liste halinde değerlendiriyorlar, aldığı tuşa göre. Direk eliminasyona başlıyorlar.”

TED Kulübü sporcuları bir turnuvadan sonra bir arada. Soldan sağa ayaktakiler: Kutlu Örge, Özden Ezinler, Fransız antrenör Michel Perrin, Serra Tuğrul (ünlü oyuncu Serra Yılmaz), Güneş Taner (eski politikacı ve bakan), Deniz Öçgüder, Hüda Mısırlı, Piyale Tan. Oturanlar: Güçhan Ölker, Ural Aydıner, Candan Ezinler, Osman Ziya Sipahi.

Özden Ezinler Münih Olimpiyatları sonrası evlenip çocuk sahibi olunca bir süre eskrime ara vermiş. Fakat eskrimi çok sevdiği için bir yıl geçmeden bebeğini de salona götürerek antrenmanlara ve ardından müsabakalara çıkmaya başlamış. “En son 1988 yılında, 38 yaşındayken Atina’da Balkan Şampiyonası için milli takıma girmiştim. Çok antrenman yapamıyordum. Çalışmalara gidemiyordum. 1982’de bir çocuğum daha oldu. Onlar büyürken ister istemez ara veriliyordu. En son 1988 yılında oynadım. 1986 yılında antrenörlük yapmaya başladım. Kulüp antrenörü değil de, yaz okullarında başlamıştım.  O sene Belediye Konservatuvarı İstanbul Üniversitesine bağlandı. Sahne sanatları bölümünde tiyatro, opera, bale bölümlerinde eskrim zorunlu dersti. Zaten daha önceden de vardı. Seyyit Mısırlı abimiz bize ders verirdi. Hocam Rıza Arseven – Fransa’da öğrenmiş – dersini verirdi. Yedi-sekiz sene sözleşmeli çalışmıştım. Sonra kadro vermişlerdi.  O müthiş bir şeydi. Tiyatral eskrim, sportif eskrimden biraz farklılık gösteriyor. Temelde aynı fakat öğretirken metodu biraz farklı çünkü oradaki amacı farklı. Dolayısıyla  o amaca yönelik olarak öğretim metodu biraz değişiyor. Hocam bana özellikle öğretmek için evine çağırırdı, ders verirdi. Ritmler çok önemli. Senkronizasyon, aksiyon-reaksiyon ilişkileri çok önemlidir. Bana Konservatuvar çalışmaları çok keyif verdi. Kendimi de geliştirdim. Zorunlu dersti. Bir süre öğrenci gelmedi. Çok tepki gördüm. İşi ciddi yapınca ilgi gördü, öğrenci de gelmeye başladı. Şehir ve devlet tiyatrolarına bir kaç oyun sahneledim. Tiyatroda eskrim çok keyifli, insan daha özgür oluyor. Sportif faaliyetteki stres insanı yıpratıyor. Bana göre o ilkel insan yonma taş devrinde taşları yonttuğu zaman eskrim başladı. Stratejisi, vücudunun pozisyonu, hareketi ona göre. Ama yıllar içinde kullanım alanı farklılaştıkça kullanım şekli de değişiyor. Eskrim bana göre bir karakter sporudur. Bir oyuncu oynarken onun karakteri hakkında fikir sahibi olursunuz; cesur mu, sinirli mi, sümsük mü, entelektüel mi, risk alır mı? Bu bakımdan bir nevi satranç gibidir.”

TED Kulübünün Taksim Elmadağ’daki eski tesislerinde Rıza Arseven’le bir çalışma.

Uzun yıllar TED Kulübünde antrenörlük yapan Özden Ezinler, kendi dönemiyle günümüz kuşaklarının kıyaslamasını şöyle yapıyor: “Eskrimde ayak hareketleri çok önemlidir. Hiç silahla çalışmadan önce altı ay ayak çalıştık çünkü işin temeli bu. Temel ne kadar sağlam olursa o kadar iyi oynarsınız. Eskiden hep böyleydi, o yüzden herkes şikâyet ederdi. Biz şimdi veteran maçlar yapıyoruz. Yaşın verdiği bir yavaşlık oluyor ama eskilerin tekniği muhteşem, yenilerle kıyas kabul etmez. Yeniler biraz daha enerjik, dinamik ama teknikler aynı değil. Şimdi zamanı daha çabuk tüketmeye alışmışız, her şey hızlı. Eskiden eskrime 11-12 yaşında başlanırdı. Şimdi yedi yaşında alıyoruz. Veli beş yaşındaki çocuğu alalım diye yalvarıyor.” Özden Ezinler bir yandan hocalık yaparken diğer yandan veteran turnuvalarına katılarak eskrimden hiç kopmamış. “Biz ilk veteran turnuvasını kulübümüzün 60’ıncı yılında, 1996 senesinde yaptık. Sonra uzun seneler, üç senede beş senede bir kendi aramızda yaptık. İlk kez Avrupa’da,  Hollanda, Almanya ve Makedonya’daki turnuvalara gittim. 2010 senesinden beri de veteran dünya şampiyonalarına katılıyorum. Eskrim oynarken çok keyif alıyorum çünkü tekniğin ötesinde o strateji beni çok tatmin ediyor, zevk veriyor. İyi bir maç çıkardıysanız, yenilseniz bile onu unutamıyorsunuz. Eskrimden sonra hiç bir sporu beğenip sevemiyorum. Sıkıcı geliyor. Hiçbir spor bu kadar doyurucu olamaz diye düşünüyorum.”

2005 İzmir Universiade açılış töreni.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.