Oral Yılmaz: Voleybolun Yaşayan Tarihi

Türk voleybol tarihinin halen hayatta olan en önemli isimlerinden Oral Yılmaz, Galatasaray Lisesi’nde başladığı spor yaşamını, önce milli voleybolcu, ardından uzun yıllar boyunca antrenör ve yönetici olarak sürdürdü. Voleybol serüvenine başladığı 1950’de, henüz Milli Takım kurulmamıştı. Genç yaşta Galatasaray A takımında ve Milli Takım’da oynadı. Yine genç yaşta bu iki takımın yanı sıra altyapı ve kadın takımlarının antrenörlüğünü üstlendi. Türk voleybolunun “Baba Oral”ı, yaklaşık 70 yıllık bir süreçte, oyunculuktan antrenörlüğe, kulüp ve federasyon yöneticiliğinden vakıf ve dernek başkanlığına hep voleybolun içinde oldu. Oral Yılmaz’ın spor yaşamını çocukluk yıllarından itibaren kendisinden dinlemeye başlıyoruz.

“1935 İstanbul, Aksaray doğumluyum. Babamlar Selanik’ten gelince Atatürk onlara Kumburgaz’da yer vermiş. Selanik’te tütün yetiştiriyorlarmış. Kumburgaz’da sahilde ziraat yapamazlar diye Büyükçekmece yakınında Mimarsinan’a gelmişler. Orası da deniz kenarı ama tarlalarımız arka taraftaydı. Bir yandan da koyun besliyorlarmış. Haramidere yakınlarında bir çiftlik vardı Rumlardan kalma. Harp dolayısıyla Rumlar kaçınca bizimkiler yoğurthaneyi almışlar, yoğurt yapmaya başlamışlar. İlkokulu Fatih İlkokulu’nda okudum. Sonra 1948’de Galatasaray Lisesi’ne girdim. 1950’de ortaokul takımında voleybol oynamaya başladım. Orada sporun her türlüsü vardı. Voleyboldan önce başka sporlarla uğraştım. Köyden gelmiştim, dolayısıyla yapılıydık. Güreş, boks, hepsini yapıyorduk. 1948’de girdim aşağı okula. Yukarı çıkınca, baktım orada boks yapıyorlar, ben de girdim. Hocamız eski Türkiye birincisi meşhur Mehmet Canpolat. Baktım burnumuzun kıkırdağını kırıyorlar, ben oradan kaçtım. Sonra güreşte hakikaten iyi bir takım vardı, 62 kiloda güreştim. Sonradan güreş kaldırıldı.”

Ortaokul yıllarında voleybol oynamaya başlayan Yılmaz, bir yandan da atletizmle uğraşmış ve kısa mesafe koşularında başarılı olmuş. “Atletizmde 100-200 metrede Amerika’ya burs aldım fakat gitmedim. Sonra sakatlanınca voleybolda karar kıldım. O zamanlar sürat koşularında bir Muzaffer Selvi bir de Yordanidis vardı. Ben onlardan sonra geliyordum. ‘Bu sene lisede çalışayım, sezonun ilk yarışında bunları geçeyim,’ dedim. İlk yarış Dolmabahçe Stadı’nda Cezmi Or Kupasıydı. Toprak sahadaydı. Çok müthiş bir yağmur yağdı. Bir karış su oldu. Pistte delikler açtılar. Sular çekilince yarış yapıldı. O arada deparda bir bacağım burkuldu, dolayısıyla adalem koptu dediler. Yorgo Tagar’a gittik. Şimdi sakatlıklarda buz konuyor, o zaman sıcak koyarlardı. Portakal gibi yuvarlak bir alet vardı. Kapakları açılıyor, içine bacağını koyuyorsun. İçinde ampuller vardı, onlar sıcaklık veriyor. Turgay gibi bütün sakat futbolcular oradaydı. O alet o sırada meşguldü. Çok eskiden kalma bir tane buldular. Aşağı doğru bir huni var, orada da bir tane gaz lambası yanıyor ve sıcaklık veriyor. Havlularla filan örttüler. Biraz sonra acımaya başladı. ‘Yorgo dayanamıyorum,’ dedim. ‘Sen ilk defa geldin, biraz gayret et,’ dedi. Meğer içerideki kağıt tutuşmuş, onun için ayağımın baldır kısmı yandı ve iltihap topladı. Bu vesileyle atletizmi bıraktım. O yüzden voleybola ağırlık verdim.”

1954’te Galatasaray, Haydarpaşa ve Kabataş Liseleri arasında yapılan üçlü atletizm yarışlarında şampiyonluğu kazanan Galatasaray Lisesi Takımı.
Soldan sağa: Ünal Somuncuoğlu, Oktay Besen, Altan Kemahlıoğlu, Abdülkadir Günyaz, Ahmed Yüksel Özemre, Oral Yılmaz, Mehmet Üstünkaya. (Galatasaray Müzesi/sultanivespor.com)

“Biz ortaokuldayken lise voleybol takımında Turgay Şeren de vardı. Turgay çok iyi voleybol oynardı. Biz dokuza geçtiğimizde onlar mezun oldu. Ayhan (Demir) abi geldi, bizi ortaokuldan itibaren çalıştırdı. Önce genç takımda, sonra A takımda oynadım. Erdoğan Teziç, Değer Eraybar benden bir iki sene sonra, lisedeyken başladılar. Erdoğan Teziç kaptanımızdı, 1936 doğumluydu. Değer de öyleydi. Ayhan abi kulübe geldiği zaman onları seçip aldı. Onlar oyuncu olarak benden daha iyiydi. Ben de antrenör olarak çok hizmet verdim, çok takım çalıştırdım.”

1951-52 İstanbul Ortaokullar Voleybol Şampiyonu Galatasaray Lisesi takımı. Oral Yılmaz üst sırada, soldan ikinci.

1950’lerin başlarında Galatasaray kulüp takımında oynamaya başlayan Oral Yılmaz, o yıllardaki voleybol ortamını şöyle anlatıyor: “O zaman Beyoğluspor takımı meşhurdu, bizden önce şampiyon olmuşlardı. Kurtuluş, Şişli, Darüşşafaka iyi takımlardı. Takıma ilk girdiğimde Sinan (Erdem) abi ve Ayhan abi vardı. Biri kaptanımızdı, birisi de antrenörümüzdü. Ayhan abi çok sıkıydı. A takımdaki diğer oyuncular Mısır’a maça gittiklerinde biraz disiplinsizlik yapmışlar. Onun üzerine takımı gençleştirdi. O zamanın şampiyonu Beyoğluspor’u yendik. Sonra Darüşşafaka bir atılım yaptı. Bizim takımda Yiğit Ayaşlıoğlu diye bir pasörümüz vardı. Gözlüğü de yüzü de bayağı bana benzerdi. Değer, Güngör, Aral okuldandı. Okuldan yedi kişi vardı takımda. Bunlar aynı zamanda Milli Takım’daydı. Genç takımımız da lisedendi.”

Oral Yılmaz’a gözlükle oynamanın zor olup olmadığını sorduğumuzda buna ilginç bir anısıyla cevap veriyor: “Galatasaray Lisesi’ne girdikten sonra gözlük takmaya başladım. Gözlükle oynamak tabii zor oluyordu. Hatta bir kere Talebe Olimpiyatlarına (günümüzde Universiade adı verilen Üniversite Oyunları) gittik. Paramız yok, bir türlü gidemiyoruz. 1955’te Torino’ya gideceğiz. Daha önce tren ayarlamıştık ama Trakya’yı su bastı, trenler çalışmıyordu. Onun için ancak uçakla gidebiliriz ama öyle bir paramız yok. Başbakanla görüşelim dedik. Adnan Menderes’in Yeşilköy Havaalanında olduğunu duyduk. Hemen 12 kişilik Üniversite Milli Takımı, antrenörümüz Ayhan abiyle birlikte gittik. Polis bizi yanına sokmadı. O sırada Aksaray’daki Vatan Caddesi yapılıyordu, oraya gitmiş Menderes. Hemen oraya gittik ama polis yine yanına yaklaştırmadı. Taksim’de meşhur Park Otel’de kalırdı. Biz de oraya gittik. Polisler yine sokmayız filan dedi ama Ayhan abi içeriye daldı. Başbakan bize bir tane çek yazdı. Otelin karşısında Air France vardı. Hemen oradan uçak biletlerini aldık. Yukarıya çok dik çıkan bir uçak o zaman çok modaydı. O uçaktan bilet aldık. Bindik akşam 8’de, gece yarısı Milano’ya vardık. Milano’dan trene bindirdiler bizi, Torino’ya geldik. Geldiğimizde gece saat 2. Yattık, sabah 7’de Ayhan abi bizi kaldırdı, antrenman yaptırdı. Saat 11’de Bulgarlarla maçımız var. Ben takımın kaptanıyım. Kırmızı toprak sahada oynuyoruz. Ben bloğun arkasında dublaj yapıyorum. Filedeki adam topu bir uzattı. Bizimkiler oraya gitti. O adam vurmadı, yanındaki adama verdi. Hiç blok falan yok, adam iki metre bir koydu, tam burnumun üstüne. Öyle olunca bizim gözlük tribüne uçtu. O zaman gözlükler plastik. 13’üncü sayıydı. Ayhan abi değişme aldı, çıktım. Burnum patlıcan gibi şişmiş. Gözlüğü bulduk ama tam iki camın birleştiği yerden kırılmış. Bir sakız alıp çiğnedim ve kırılan yere yapıştırdım. O maçı 3-1 kaybettik. Maçtan sonra duşa gittik. Orada yan yana iki saha vardı. Rusların maçı bizden önce bitmiş, duşlara girmişler. Ben duşların boşalmasını bekliyorum. Sonra birine baktım, adam çıkmış. İçerisi buharla dolu. Ben içeri girdim ama meğer adam çıkmamış. Adam bağırıp çağırdı. Buhar var ama ben bu adamı yine de görmem lazımdı, niye görmedim diye şaşırdım. Meğer o sırada sıcaktan benim sakız erimiş ve gözlüğün camları yere düşmüş. Hatta bir tanesi de kırılmış!”

Galatasaray’ın 1954-55 İstanbul ve Türkiye şampiyonluğunu kazanan bu kadrosunda, birbirine ikiz kardeş gibi benzeyen iki sporcu yan yana oturmuş. Üst sıra: Ayhan Demir, Güngör Demirtaş, Erdoğan Teziç, Sinan Erdem. Alt sıra: Oral Yılmaz, Yiğit Ayaşlıoğlu, Değer Eraybar. (ayaktakileroturanlar.com)

Gözlük kırılma hadisesi, Oral Yılmaz’ın o yıllardaki şartları da anlatmasına yol açıyor: “Gözlüğüm maçtan ziyade antrenmanda kırılıyordu. Galatasaray Lisesinin salonu küçücüktü. Toplar duvara çarptığı zaman bilardo gibi gidip geliyordu. Antrenörlüğüm sırasında Beykoz’un salonu da öyleydi. Deniz kenarında küçük bir salondu. Toplar duvara çarpıp gelirdi. Rüzgar da denizden eserse alttaki deliklerden su gelirdi. Hep böyle şartlarda çalıştık. Ayakkabıları, çorapları kendimiz alıyorduk. Formamız bir taneydi, onu bir sene boyunca kullanıyorduk. İlk başlarda Gislaved diye bir ayakkabı vardı, sonradan yavaş yavaş herkes dışarıdan almaya başladı.”

Türk voleybolunun o yıllardaki modernleşme çabalarını da şöyle anlatıyor Oral Yılmaz: “Türk voleybolunu modernize etmek için dışarıdan antrenörler getirildi. Önce Erdoğan Teziç yardımcı oldu, 1953-54 senelerinde Yugoslavya’dan antrenör geldi. O sırada Ayhan abi de Galatasaray takımını gençleştirdi. Ayhan abi, Sinan abi, Meno abi (Galatasaray voleybol şubesi yöneticisi Menolaos Zamboğlu), Süreyya bey (Darüşşafaka voleybol şubesi yöneticisi Süreyya Yücelge) gibi kişiler, Ankara’dan da bir iki arkadaşımız vardı; bunlar bu işe öncülük ettiler. Benim orada bir şansım oldu. 1956-58 arası Çekoslovakya’dan Jiri Kobrle isminde bir antrenör geldi. O Milli Takımı çalıştırırken, verdiği kurslarda Fransızca tercümanlığını ben yaptım. Kobrle o sırada Darüşşafaka’yı da çalıştırmaya başladı. Nasuhi, Ender gibi oyuncularla iyi bir takım vardı orada. Nitekim 1958’de Türkiye Şampiyonu oldular. Bizim antrenörümüz Sinan abiydi. Hatta Darüşşafaka’yla şampiyonluk maçında son top Sinan abinin kafasına vurdu, o şekilde bitti. Kadıköy Halkevi’nde oynanmıştı maç.”

Galatasaray’ın 1956-57 kadrosu. Ayaktakiler: Yiğit Ayaşlıoğlu, Erdoğan Teziç, Oral Yılmaz, Arman Uran, Egemen Güredin, Pavlo Ditkovski, Güngör Demirtaş. Oturanlar: Erdoğan Kobal, Değer Eraybar, Ayhan Demir, Özer Ödelli, Sinan Erdem. (Galatasaray Müzesi)

1953’teki ilk milli maçı genç bir oyuncu olarak tribünden seyreden Oral Yılmaz, 1956’daki Dünya Şampiyonası’na katılan Milli Takım kadrosunda yer almış. “1953’te Yugoslavya’yla ilk milli maçı oynadığımızda topu çekerek vuruyorduk, çekerek smaç vuruyorduk. Dünyada kalkmıştı. Her serviste hata yapıyorduk. Servislerden maçı veriyorduk çünkü faul yapıyorduk. Sonra Yugoslav bir antrenör getirdik, o bizi biraz düzeltti. Sonra 1956’da Paris’te Dünya Şampiyonasına gittik. Bu sefer arkadan kaçış değişti. Arkadan pasör kaçıyor. Biz bunu yapamıyoruz, devamlı faul yapıyorduk. Yani bu sefer pozisyon hatası başımıza geldi 1956’da. Nitekim 22’nci olduk. O zaman Jiri Kobrle’yi getirdik. Çekoslovakya Dünya şampiyonluğuna oynuyordu. Hatta Dünya Şampiyonası’nda çok güzel maçlar seyrettik. Mesela ilk defa orada gördüm, Amerika-Rusya oynuyor. Şimdiki gibi değil; önce servis alacaksın, sonra sayı alacaksın. Setler 15’te bitiyor. Sayılar 13-13 iken mesela biz en genç oyuncuyu sokuyoruz, halbuki onlar en tecrübeli oyuncuyu sokuyor. Mesela bir Rus oyuncuyu anons ediyorlar, adam 42 yaşında. O spor sarayında 10 bin kişi ayağa kalkıp adamı alkışlıyor. Adam 13-13’te giriyor, iki tane smaç vuruyor, maçı bitiriyor.”

1956’da Paris’te yapılan Dünya Şampiyonası’na katılan Milli Takım oyuncuları Ankara gemisinin güvertesinde. Ayaktakiler: Sinan Erdem, Ayhan Demir, Şakir Erman, Değer Eraybar, Güngör Demirtaş, Erdoğan Teziç. Oturanlar: Ömer Kuntay, Yiğit Ayaşlıoğlu, Nasuhi Ünlü, Lui Şalabi, Cihat Özgenel, Oral Yılmaz.

Galatasaray voleybol takımı 1955’te Beyoğluspor’dan devraldığı Türkiye şampiyonluğunu 1958’e kadar dört yıl üst üste kazanırken, Oral Yılmaz oyuncu olarak kadroda yer almış. Araya 1959’da bir yıllığına Darüşşafaka’nın şampiyonluğu girmiş. 1960’ta Türkiye şampiyonu olan kadroda son kez yer alan Yılmaz, 1961’den 1967’e kadar bu kez antrenör olarak İstanbul ve Türkiye şampiyonu olan Galatasaray’ın başında görev yapmış. Çok genç denebilecek yaşta antrenör olma sürecini ondan dinliyoruz: “Zaten A takımda oynarken hem Galatasaray lise takımını, hem genç takımı, hem kız takımını çalıştırıyordum. Sekiz sene boyunca hem oynadım hem de onları ücret almadan çalıştırdım. Kız takımı ve genç takım İstanbul ve Türkiye şampiyonlukları kazandılar. Dediğim gibi, Kobrle’nin de kurslarda tercümanlığını yapmıştım. Sonra antrenör olarak Sotir’i getirdik. Sotir bana, ‘Sen oyunculuğu boş ver. Senin gibi oyuncu bulabiliriz ama antrenör bulamayız,’ dedi. Beni asistan antrenör yaptı. Sonra yine Romanyalı profesör Murafa’yı getirdik. Onun da aynı şekilde kurslarda tercümanlığını, milli takımlarda yardımcılığını yaptım. Antrenör kurslarında Türk voleybolunu modernize etmek için onların birikimlerinden istifade ettik.”

“Galatasaray’da oyunculuğu 1960’ta bıraktım. Aynı sene hem Galatasaray, hem A Milli Takım’ın antrenörlüğünü aldım. Bir milli maça çıktık Yeşilköy’deki açık hava sahasında. Polonya Dünya ikincisiydi. Bizi 30 dakika içinde 3-0 yendi. Halk bizi yuhaladı. Adamlar yapılıydı, Demir Perde takımları çok kuvvetliydi. Kampa döndük, arkadaşların hepsi isyan ettiler Ayhan abi sert konuştu diye. ‘Bir daha Ayhan abiyle sahaya çıkmayız,’ dediler. Bunun üzerine beni Milli Takım antrenörü yaptılar. O maçın rövanşına A takımı ben götürdüm. ‘Normal oynarsak bu adamlar bizi yener, bir sürü varyasyon yapalım, tutarsa olur tutmazsa yapacak bir şey yok,’ dedik. Bir tuttu, ilk seti aldık. Sonraki seti verdik, sonra aldık. 3-1 maçı alacağız neredeyse. Hakem oralıydı. Top bantın dışından geçti dedi. O zaman sadece bant vardı, anten yoktu. 13-12 galiptik. O sayıyı vermeyince oradan maçı verdik. Ama dediğim gibi çok güzel oldu, çok memnun oldular. Hatta büyükelçi çok mutlu oldu. Bize bir miktar yardım yaptı, ‘Gidin Viyana’da üç gün tatil yapın,’ diye. Tabii o zamanlar federasyonların paraları yok. Viyana’da üç gün, üç gece geçirdik.”

1962’de Yunanistan’la karşılaşan Milli Takım, kampta bir arada. 1: Erdal Önder, 2: antrenör Oral Yılmaz, 3: Coşkun Duyal, 4: Ender Kurt, 5: Orhan Oruç, 6: Cengiz Göllü, 7: Tanzer Uçak, 8: Haldun Bazlar, 9: Yalçın Gördürür, 10: Yalçın Sarısözen, 11: Değer Eraybar, 12: Yavuz Işılay.

Galatasaray’ın İstanbul ve Türkiye şampiyonluklarını kazanmasında Oral Yılmaz’ın başarılı gençleri takıma koyması etkili olmuş. Genç takımdan aldığı oyuncular uzun yıllar A takım ve Milli Takım’ın değişmez oyuncuları olmuş. “Genç takımın oyuncuları da lisedendi. Ali Dürüst mesela öyleydi. Fakat yaşı dolunca A takıma alamadım çünkü İstanbul ve Türkiye şampiyonu çok iyi bir takımdık. Değer, Büyük Yalçın, Küçük Yalçın, Yavuz, Haldun vardı. Dışarıdan Erdal gelmişti. Bergamalıydı, İzmir’den getirdik onu.”

Oral Yılmaz antrenör olarak rakiplerle mücadele etmenin dışında para sıkıntısı yüzünden, özellikle Avrupa kulvarında yaşanan zorluklarla uğraşmış. Bu konuda ilginç bir anısını anlatıyor: “Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası maçları var. Hem erkeklerde hem kadınlarda Türkiye’yi temsil ediyoruz. Bir de tur atlıyoruz ama kulübün imkanı yok. İdareci Tesit Ece vardı. ‘Ne yaptın? Gene mi şampiyon oldun?’ diye sordu. ‘Kulübün parası yok, nasıl göndereceğiz sizi? Dur bakalım, halletmeye çalışacağız,’ dedi. Kurada bize İsrail takımı çıktı. Oraya uçakla gitmemiz lazım. Bunun üzerine kulüp üyelerini araştırdım. Bir Yahudi üye buldum, Nesim Behar. Ona gittim. O sırada plastikten iyi para kazanmış. Durumu anlattım. ‘Seni kafile başkanı yapacağım. Orada bakanla, valiyle tanıştıracağım. Gel bizim biletleri sen al,’ dedim. ‘Tamam be kuzum’ dedi, biletlerimizi aldı. İsrail takımını iki maçta da yenip eledik. Bu sefer kurada Yunanistan takımı çıktı. O sırada Yunanistan’la gerginlik vardı. Gidip Yugoslavya’da oynayın dediler. İki maçı da orada oynadık ve Yunan takımını eledik. Yani bu şekilde zorluklarla mücadele ettik. Bir kere de bize İsviçre takımı çıktı. İsviçre’ye nasıl gideceğiz? Dünyanın parası, otobüs arıyorum. Bir adam buldum, ‘Ağabey ben Galatasaraylıyım. Türk vatandaşlarını hacca götürüyorum, sizin çocukları da İsviçre’ye götürürüm. Hatta para da istemem, sizin çocukları misafir ederim Almanya’da,’ dedi. Peki, şu gün buluşalım, gidelim dedik. Otobüsü Magirus’muş. Otobüs bir geldi, yarısı yok. O zaman Türkiye’de yedek parça falan yok. Aracın kaloriferleri çalışmıyor. Sıfırın altında 27 derece Yugoslavya. Oradan nasıl geçeceğiz. Neyse bindik, adam bizi Almanya’ya götürdü. Oradan İsviçre’ye geçeceğiz. Ulm diye bir kasabaya getirdi bizi. Meğer orada Magirus’un fabrikası varmış. Arabasını fabrikaya soktu. Bir gün sonra yepyeni çıktı. 10 tane lastik, 10 tane akü almış. Adamın hesabı meğer buymuş. Sonra bizi İsviçre’ye, Cenevre’ye götürdü. İki maçı da orada oynadık, onları da eledik. Çok güzel oldu çünkü Cenevre’nin o hafta bayramıymış ve renkleri sarı-kırmızıydı. Onlar da bizi yenmek için Yugoslavya’dan oyuncu almışlar. Fakat bizim üniversiteli çocuklar geldiler. Ellerinde kaynana zırıltısı, bir gürültü bir patırtı – maçlar 3-0 bitti. Öyle güzel ve renkli hayatlar yaşadık.”

Soldan sağa: Ayhan Demir, Değer Eraybar, Oral Yılmaz, Egemen Güredin, Erdoğan Teziç, Sinan Erdem. (Galatasaray Müzesi)

Antrenörlüğün dışında voleybol şube kaptanlığı da yapan Yılmaz, “Bir yandan da idarecileri yetiştirmeye, imkan sağlamaya çalışıyorduk,” deyip yine para sıkıntısıyla ilgili ilginç bir anısını anlatıyor: “ Eskişehir’deki bir Türkiye Şampiyonası’nda, Federasyon’un verdiği harcırah her şey dahil günde 16 liraydı. Tabii para yetişmedi. 350 lira cepten harcadım, o zaman üniversitedeyim. Kulübe gelince parayı istedim. ‘Fenerbahçe maçından sonra gel,’ dediler. O zaman bir tek Mithatpaşa ya da sonraki adıyla İnönü Stadı var, herkes orada maç yapıyor. Orada Fenerbahçe maçına gittim, heyecanla izledim. Biter bitmez gideyim de paramı alayım dedim. O zaman kulüplerin hasılattan başka gelir kaynağı yok. Reklam filan yok. Kulübe gittim. Senden önce fuel-oilci geldi dediler. Duşlarda yaktıkları fuel-oilin parasını almış adam. ‘Bir dahaki maçı bekleyeceksin,’ dediler.”

Antrenörlük sürecini ve bu dönemde yaşanan bir diğer ilginç olayı şöyle anlatıyor Oral Yılmaz: “23 yaşında Milli Takıma antrenör oldum. İstanbul’da, Ankara’da kurslar açtım. Askerliğim sırasında Manisa’da 30 tane astsubaya kurs verip antrenör yaptım. O zaman Federasyon mecburiyet koydu, lisanssız kimse antrenörlük yapamaz diye. O zaman 140 kişi lisans aldı benden. Çok çabuk bir takım oluşturabiliyordum. Fransız felsefesinden çok yararlandım. Felsefe hocalarımız çok iyiydi. Mesela bir konuşma yaptığım zaman bir dakikada takımın durumunu değiştirebiliyordum. Yaptığım o konuşma yahut hadise mühimdi. Bolu’da maç yapıyorduk. Seyirci dolmuş, ta çizgiye kadar dolu. Maça başladık, son maç ama bizim takım bir türlü ısınamıyor. Sıfırın altında 15 derece soğuk var. Salonda bir gürültüdür gidiyor. Bizim takım bir türlü oynayamıyor. Rasimpaşa bomba gibi oynuyor, yenecek bizi yani. Öyle yapıyorum, böyle yapıyorum, taktik yapıyorum; bir türlü hakim olamıyorum. Ne yapayım? Arkamda Rasimpaşalı kızların sevgilileri vardı. Arkamda oturuyorlar, ara sıra da kafama dokunuyorlardı. Mola aldım, arkamda oturan çocuklara birer tane patlattım. Ortalık bir karıştı, sahaya atladılar. Tam yarım saat maç durdu. Ondan sonra bizim takım toparlandı ve yendik!”

Fotoğrafın tarihi bilinmemekle birlikte büyük ihtimalle, 14 Ekim 1956’da oynanan Teşvik Turnuvası maçına ait. Bakırköylü Yalçın ve Şevket takviye olarak Fenerbahçe kadrosunda. Üst sıra: Egemen Güredin, Yalçın Gördürür, Sinan Erdem, ? , Nasuhi Ünlü, Ayhan Demir, Erdal Akkan. Oturanlar: Oral Yılmaz, ? , Değer Eraybar, Şevket Güventürk, Erdoğan Teziç. (Galatasaray Müzesi)

Söz Rasimpaşa’dan açılınca, Oral Yılmaz’ın kısa sürelerle Galatasaray ve Milli Takım dışında birkaç kulübe antrenör olarak hizmet verdiğini öğreniyoruz. “Bir ara Galatasaray’dan ayrılıp bir profesyonellik yaptım. Beykoz’u kurdum, bütün şampiyonlukları aldı. Bir sene Rasimpaşa kız takımını çalıştırdım, İstanbul ve Türkiye şampiyonu oldu. Kadıköy’de, Boğa heykelinin olduğu yerde Afet hanım diye biri vardı. Rasimpaşa kulübüne sponsorluk yapıyordu. Orada bir villasını kulübe vermiş. Ergün Kobol diye bir voleybolcu vardı, babası avukattı. O başkandı. Onları yedi sene biz Galatasaray olarak yendik. Bir gün baktım, evimin kapısı çalındı. O hanım geldi şoförüyle. Bir yemek yiyelim dedi. Yemekte bana, ‘Yedi senedir her şeyi yapıyorum, size gelince yeniliyoruz,’ dedi. ‘Galatasaray’dan ne alıyorsun?’ diye sordu. ‘300 lira yol parası alıyorum,’ diye cevap verdim. ‘Ben sana aylık 3000 lira, iki sene peşinat, 60 bin lira vereyim, bize gel,’ dedi. Ben de peki deyip gittim. Bir çorap fabrikası vardı, bir de havaalanında dükkanları vardı. Çok dürüst, çok iyi bir kadındı. Tabii Rasimpaşa şampiyon olunca birçok kişi kulübü ele geçirmek istedi. Çeşitli çekişmeler oldu. Herkes birbirinin kötü tarafını açıkladı. Öyle olunca orası dağıldı, ben de ayrılıp Galatasaray’a döndüm. Beykoz’da hiçbir şey yoktu, gittik çayırdan çocukları topladık. Üçüncü kümede şampiyon olup ikiye geçtiler. İkide şampiyon olup bire geçtiler. Birinci kümede Galatasaray’la final oynadılar, 3-2 bitti maç. Türkiye ikincisi oldular. Üçüncü kümede şampiyon oldukları zaman hiç unutmam, onlara beş kilo uskumru aldım. Onları deniz kenarında pişirdik, yedik. Öyle şartlarda ama güzel şartlarda çalıştık. İçlerinden Şakir Tunçkol gibi Milli Takım antrenörü olanlar vardı.”

Galatasaray kadın takımını 1958’de çalıştırmaya başlayan Oral Yılmaz, 1967’ye kadar çok sayıda İstanbul ve Türkiye şampiyonluğu yaşamış.

Kısa bir süre Eczacıbaşı kulübünde de görev yapmış Oral Yılmaz: Bir gün Şakir Eczacıbaşı geldi. ‘Seni Ayhan Demir tavsiye etti, sen bize gel,’ dedi. ‘Galatasaray’da ne alıyorsun?’ diye sordu. 500 liraya üç takım çalıştırıyorum dedim. Cengiz Göllü’yü Ankara’dan getirdim. Galatasaray’da Ertan vardı, onu genç takıma aldım. Ben de A takım antrenörü olarak oraya geçtik. İyi de maaş alıyorduk. Fakat bir akşam toplantıda Şakir Bey biraz ilaç aldı, biraz da viski içti. Konuşma tarzı değişti. Ben o sıralarda Galatasaray’da ve Türk voleybolunda bir otoriteydim. Hem milli takımları çalıştırıyordum, hem teknik komitenin başkanıydım, hem de çalışanlar eski talebelerimdi. O yüzden ayrıldım.”

Türkiye Voleybol Ligi’nin kurulduğu 1970-71 sezonunda da Galatasaray’ın başında şampiyonluğa ulaşan Oral Yılmaz, oyunculuk ve antrenörlük kariyerinde kazandığı başarıları şöyle özetliyor: “20 sene kadın ve erkek milli takımlarını çalıştırdım. 1950’den 80’e kadar 30 sene Galatasaray’ın takımlarını çalıştırdım. Dolayısıyla 185 milli maçta antrenörlüğüm var. Yedi senesi oyunculukta ve antrenör olarak toplam 55 tane Türkiye birinciliğim var.”

Mayıs 1962’de düzenlenen İstanbul Uluslararası Turnuvası’na katılan Milli Takım. Ayaktakiler: Antrenör Oral Yılmaz, Varol Atabay, Değer Eraybar, Hüseyin Arıboğan, Yalçın Gördürür, Şakir Tunçkol, Muammer Taktak, kamp müdürü Turan Çelik. Oturanlar: Nasuhi Ünlü, Erdal Önder, Cengiz Göllü, Şevket Güventürk, Yıldıray Pağda, Güngör Demirtaş.

Oyuncu, antrenör ve idareci olarak çok yoğun geçen 30 yılın ardından voleybola bir müddet ara veren Oral Yılmaz, döndüğünde bu kez Federasyon, TMOK ve dernek yöneticiliği yaparak voleybola hizmete devam etmiş ve halen bu görevlerin bir kısmını sürdürüyor: Bir yandan baba mesleğini devam ettirme mecburiyeti vardı. Yoğurthanemiz vardı, Silivri yoğurtçusuyduk. Yaklaşık bir 10 sene hiç voleybolla ilgilenmedim, 1980’de Galatasaray’dan istifa ettim. Sonra Voleybol Vakfı başkanlığı, Hüsnü Can ve Teoman Yazgan zamanında Voleybol Federasyonu asbaşkanlığı yaptım. Olimpiyat Komitesi’nde denetici ve sicil kurulu üyesi olarak görev yaptım. Galatasaray Sporcular Derneği asbaşkanlığı yaptım. Halen Galatasaray Yardımlaşma Dayanışma Sandığı başkanlığı yapıyorum. Üyelerimize hastalık halinde yardım yapıyoruz.”

Son olarak Türk voleybolunun günümüzdeki durumunu sorduğumuzda şunları söylüyor Oral Yılmaz: “Hüsnü Can’ın başkan, benim ikinci başkan olduğum dönemde kadınlarda Avrupa ikincisi olduk. Dünyanın en iyi dört takımından biriyiz. Arkadan çok iyi gençler geliyor. Gençlerin boyları da uzadı. Bizim zamanımızda biraz kısa boyluyduk ve zorlanıyorduk ama şimdi nesil de güzelleşti. Voleybolumuz iyi durumda.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.